<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583</id><updated>2012-02-29T20:30:19.438+02:00</updated><category term='enstrümantal metal'/><category term='Karaağaç'/><category term='Kıyık Tabyası'/><category term='Mimar Sinan&apos;ın ustalık eseri'/><category term='Üsküdar'/><category term='Cultural Genomics'/><category term='mikroorganizma'/><category term='Selimiye Cami'/><category term='Osmanlı yemekleri'/><category term='Annem Yokken Çok Güleriz'/><category term='Ecem'/><category term='Şükrü Paşa Anıtı'/><category term='Derin İmparatorluk'/><category term='Millennium Üçlemesi'/><category term='Türk Fantastik Edebiyatı'/><category term='Bizans mozaikleri'/><category term='Hatay'/><category term='Vefa Bozacısı'/><category term='Balkan Savaş Müzesi'/><category term='Samhain'/><category term='Paskalya'/><category term='Adatepe Köyü'/><category term='Suriye'/><category term='Nilüfer'/><category term='Halep'/><category term='Halloween'/><category term='Ostara'/><category term='Human Microbiome Project'/><category term='Kırkpınar'/><category term='instrumental metal'/><category term='İsveç'/><category term='Curse of the Red River'/><category term='Kış gündönümü'/><category term='II. Bayezid Külliyesi'/><category term='Kanlı Ozanlar'/><category term='Yeni Valide Camii'/><category term='Meriç Nehri'/><category term='Sultansuyu Harası'/><category term='Mısır Çarşısı'/><category term='Ateşle Oynayan Kız'/><category term='Dupnisa mağarası'/><category term='Hıdırellez'/><category term='Yeşilyurt Köyü'/><category term='Dr. Thomas Verny'/><category term='Barren Earth'/><category term='Edirnekapı'/><category term='Erzsébet (Elizabeth) Bathory'/><category term='antibiyotik'/><category term='Murat İrfan Ağcabay'/><category term='Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı'/><category term='Kazdağları'/><category term='Üç Şerefeli&apos;nin kapısı'/><category term='Kan Muskaları'/><category term='6 Mayıs'/><category term='Aleppo'/><category term='Kelt'/><category term='Zeus Altarı'/><category term='Osmanlı Saray Yemekleri'/><category term='Christmas'/><category term='Alametler'/><category term='Hızır'/><category term='Klon'/><category term='Ostern'/><category term='Kan'/><category term='%100 İstanbul'/><category term='Culturomics'/><category term='Anstorra'/><category term='hamamböceği'/><category term='25 Aralık'/><category term='Kiraz'/><category term='Süleymaniye'/><category term='İkinci Adam Yayınları'/><category term='Pagan'/><category term='Ejderhalar'/><category term='Hortlaklar Günü'/><category term='Kuzguncuk'/><category term='Stieg Larsson'/><category term='İstanbul Hikayeleri'/><category term='Balkan Savaşı Şehitliği'/><category term='Kırklareli'/><category term='Klon sığır'/><category term='Ejderha Dövmeli Kız'/><category term='Erk Acarer'/><category term='Be&apos;lakor'/><category term='demirhindi şerbeti'/><category term='Güzellik'/><category term='Kuraldışı Yayınları'/><category term='Easter'/><category term='İstanbul&apos;un Sırları'/><category term='Cadılar Bayramı'/><category term='İstanbul'/><category term='mikrop'/><category term='Kanaat Lokantası'/><category term='Yule'/><category term='Diş kirası'/><category term='Noel'/><category term='Hamit Çağlar Özdağ'/><category term='Asitane'/><category term='Ece'/><category term='Klon koyun'/><category term='Eski Cami&apos;nin yazısı'/><category term='Sutüven Şelalesi'/><category term='Adalet Kasrı'/><category term='Arı Kovanına Çomak Sokan Kız'/><category term='Sağlık Müzesi'/><category term='Sınır Ötesi Yayınları'/><category term='Asitane Restaurant'/><category term='Lisbeth Salander'/><category term='Malatya'/><category term='Aslantepe Höyüğü'/><category term='Atatürk Florya Deniz Köşkü'/><category term='Esrarname'/><category term='Santa Claus'/><category term='Edirne Tava Ciğeri'/><category term='Eski Cami'/><category term='Bir Çalçene Hikayesi'/><category term='Dupnisa'/><category term='Zifir'/><category term='Dragons'/><category term='Devrim Kodakçı'/><category term='Kan Banyosu'/><category term='Tılsımlar'/><category term='İhanetler'/><category term='Sirkeci'/><category term='Kariye Müzesi'/><category term='Eostre'/><category term='Hasanboğuldu Büveti'/><category term='İlyas'/><category term='Kopya'/><category term='Sarayiçi'/><category term='Mikael Blomkvist'/><category term='Tiyatro Gerçek'/><category term='Kebikeç'/><category term='Zarife'/><category term='Edirne'/><category term='Darius Lancelot'/><category term='Paganizm'/><category term='Eskimalatya'/><category term='Malatya Merkez'/><category term='Kültüromiks'/><category term='Tılsım-ı Kudret'/><category term='Doğmamış Bebeğin Duygusal Hayatı'/><category term='Kültürel genomiks'/><category term='çöl çekirgesi'/><category term='Üç Şerefeli Cami'/><category term='Mihrimah Sultan Camii'/><category term='Zeyrekhane'/><category term='Zeyrek'/><category term='Oyalı'/><category term='Battalgazi'/><category term='Saturnalia'/><category term='Our Twilight'/><category term='mikrobiyom'/><category term='Stone&apos;s Reach'/><category term='The Secret Life of the Unborn Child'/><category term='Tarihi Tren Garı'/><category term='Chora Museum'/><category term='Ayasofya'/><category term='İstanbul Efsaneleri'/><category term='Selimiye&apos;nin yapısı'/><category term='Eminönü'/><category term='John Kelly'/><category term='The Frail Tide'/><category term='Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii'/><category term='Gençlik'/><title type='text'>...</title><subtitle type='html'>Okumaya üşenmeyenlere...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>42</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-1085014162551988612</id><published>2012-02-24T20:21:00.000+02:00</published><updated>2012-02-24T20:25:42.332+02:00</updated><title type='text'>İnancın Biyolojisi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Düşünce gücü, bilinçaltının gücü, kuantum düşünce, çekim yasası, kuantum iyileşme gibi kavramların popülerliği son yıllarda epey arttı ve bu konularda belki binlerce kitap yazıldı, binlerce seminer düzenlendi.&amp;nbsp;Sadece düşüncelerimizi veya inançlarımızı değiştirerek hiç de memnun olmadığımız hayatlarımızı tamamen değiştirebileceğimiz fikri hepimizin hoşuna gitti. Gerçekten böyle bir imkan varsa, tüm bunların belli bir süreç dahilinde olması gerekiyordu. Peki bu süreç nasıl işliyordu? Çoğu kitap da bunun kuantum fiziğiyle alakalı olduğundan kısaca bahsedip, evrenin işine karışmamıza gerek olmadığı, mekanizmaların işleyişini bilmeden de sadece düşünerek ve isteyerek zengin olmak, başarılı olmak, sağlıklı olmak gibi&amp;nbsp;birçok şeyi başarabileceğimizi söylüyordu. Benim en çok merak ettiğim konu ise bu popüler kavramların gerçekten biyolojik ve genetik temellerinin olup olmadığıydı. Sorularıma kısmen de olsa cevap aldığım, yine de kafamda birçok yeni soru oluşmasına neden olan bir kitap oldu &lt;a href="http://www.brucelipton.com/about-bruce/"&gt;Bruce H. Lipton&lt;/a&gt;'un "İnancın Biyolojisi" adlı kitabı. Lipton, kuantum fiziği ile &lt;span style="background-color: white;"&gt;yeni biyoloji (yaşamı güçlünün kazandığı dur durak bilmeyen bir savaş olarak gören Darwinizm yerine, daha iyi bir yaşam için işbirliği yapan bireyler arasında bir yolculuk olarak gören biyoloji anlayışı-Darwin yerine Lamarck diyebiliriz)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;olarak adlandırdığı bilim dalını birleştirip, zihnin bedensel fonksiyonları nasıl etkilediğine, bu aşamada inandıklarımızın ne kadar önemli olduğuna dair fikirler sunuyor ve bu sürecin lokomotifinin vücuttaki hücreler olduğunu ve sanılanın aksine hücrelerin bu görevi hücre çekirdeğindeki DNA sayesinde değil, çevresel sinyaller doğrultusunda hücre zarı ve yapısındaki proteinler aracılığıyla gerçekleştirdiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-n6hefZfqUFU/T0TyHIlBMzI/AAAAAAAAAig/V2CMLnivYz4/s1600/inanc%C4%B1n+biyolojisi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-n6hefZfqUFU/T0TyHIlBMzI/AAAAAAAAAig/V2CMLnivYz4/s1600/inanc%C4%B1n+biyolojisi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bruce H. Lipton, ünlü bir hücre biyoloğu ve hücrelerle ilk tanışmasından, klasik biyoloji anlayışından nasıl uzaklaştığına dair her aşamayı bu kitabında kişisel yaşantısına da girerek açık yüreklilikle anlatmış. İlk kez yedi yaşında mikroskopta bir&amp;nbsp;paramesyumu (terliksi hayvan)&amp;nbsp;izleme imkanı bulunca, çocukluğun da getirdiği hayal gücüyle, bu organizmayı sadece bir hücre olarak değil de, çok küçük olmasına rağmen düşünce ve duyguları olan bir varlık olarak algılamış ve&amp;nbsp;belki de,&amp;nbsp;basit bir mikroskopla&amp;nbsp;biyolojinin mikrodünyasına&amp;nbsp;yaptığı bu küçük ziyaret onun bir&amp;nbsp;hücre biyoloğu olmasına yol açmış. Üniversite yıllarında ve sonrasında elektron mikroskobu ile yaptığı çalışmalarla da kelimenin tam anlamıyla hücrelerin dünyasına yola çıkmış.&amp;nbsp;Sonunda, hücrelerin&amp;nbsp;bir amacı olduğuna, yaşamın sırrını barındırdıklarına, bu sırrın da hücrenin yapısı içinde saklı olduğuna inanmış ve bu inancını öğretim üyesi olduğunda da hiçbir zaman kaybetmemiş.&amp;nbsp;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Zamanla klasik biyolojiye bakış açısı değişince akademiyi terketmiş ve yeni biyoloji anlayışının yaygınlaşmasını sağlamak için çalışmalara başlamış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Ben de sorularıma yanıt vermeye en çok yaklaşan bu kitaptaki bilgiler eşliğinde fazla bilimsel detaylara girmeden, insan hayatında sağlık söz konusu olduğunda &lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;zihin gücünün, k&lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;alıtımın, çevrenin ve inançların etkisini ve hücre biyolojisinin bu süreçlerdeki rolünü mümkün olduğunca özetlemek istedim. Bilimsel destekleriyle birlikte daha detaylı bilgi isteyenlere kitabı okumalarını tavsiye ederim. Biyoloji, genetik ve kuantum fiziği hakkında fazla bilginiz olmasa da kitabın dili gayet anlaşılır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Genetik deyince akla&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;ilk&lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;gelen molekül olan DNA'nın hikayesiyle başlayabiliriz. Darwin, 1859 yılında yayımlanan "Türlerin Kökeni" isimli kitabında, kişisel özelliklerin ebeveynlerden çocuklara "kalıtsal faktörler" aracılığıyla geçtiğini söyledikten sonra bu kalıtsal faktörlerin bulunması için hücrelerin moleküler düzeyde incelenmesi başladı ve yaklaşık 60 yıl önce de James Watson ve Francis Crick, Darwin'in bahsettiği kalıtsal faktörler olan genleri içeren DNA molekülünün çift sarmal yapısını ve işlevini açıkladı. DNA'nın kendi kendini kopyalama sürecini kontrol ettiği ve organizmada yapıyı ve fonksiyonu sağlayan en önemli moleküller olan proteinlerin üretimi için taslak oluşturduğunun belirlenmesi ile DNA birden süperstar oldu ve DNA'nın üstünlüğünü ifade eden "Temel Dogma" (DNA--&amp;gt;RNA--&amp;gt;Protein) önermesi kabul gördü. Böylece DNA'mızda her bir proteinden sorumlu bir gen bulunduğu ileri sürüldü. Bu önerme, basitçe her fiziksel özelliğin veya hastalığın sorumlu bir geni bulunduğu anlamına geliyordu. İlk önce&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;sadece fiziksel özelliklerimiz üzerinde etkili olduğu düşünülen&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;DNA'nın, daha sonra duygularımızı ve davranışlarımızı da yönettiği ileri sürüldü. "Mutluluk geni, inanç geni, depresyon geni bulundu" haberleriyle hala karşılaşabiliyoruz (ayrıca bir hastalıktan sorumlu olmak ve &amp;nbsp;bir hastalıkla ilişkili olmak arasındaki fark ne yazık ki hala basın ve yayın tarafından anlaşılamadı). Kısaca sağlığımızın ve biyolojik kaderimizin iplerinin tamamen DNA'nın elinde olduğuna inanıldı. 1980'lerin sonunda da insanda bulunan tüm genlerin haritasının çıkarılması için İnsan Genom Projesi başlatıldı ve bu proje sona erdiğinde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;"bir gen=bir protein" inanışının yanlış olduğu ortaya çıktı. E&lt;/span&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;n az 120 000 gen bekleyen bilim insanları 25 000 civarında genle karşılaşınca epey şaşırdılar çünkü ihtiyaç olduğu düşünülen DNA'nın %80'inden fazlası eksikti.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;İnsan Genom Projesinin böyle sonuçlanması temel dogma anlayışını yıktı ve kelime anlamı "genetiğin ötesinde kontrol" olan, DNA dışındaki mekanizmalardan kaynaklanan ve gen anlatımında meydana gelen kalıtsal değişimleri inceleyen dal olan epigenetik ortaya çıktı. Örneğin protein sentezi ile ilgili çalışmalar epigenetik değişikliklerin aynı gen taslağından 2000 ya da daha fazla çeşit protein oluşturabildiklerini ortaya çıkardı. Sonuçta gen taslağı değişmeden farklı epigenetik mekanizmalar sayesinde çok sayıda farklı gen ürünü ortaya çıkabildiği belirlenmiş, genlerin kaderimiz olduğu ve fenotipin de değiştirilemez olduğu yönündeki teoriler sarsılmıştı. Epigenetik ve genetik mekanizmalar arasındaki ilişkiler için kitapta örnekler ve deneyler de verilmiş ve çevresel şartların (beslenme, stres, duygular) DNA'yı değiştirmeden işlevlerini nasıl değiştirebildiği anlatılmış.&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Çünkü bir gen ürünü gerekli olduğunda, gen ifadesini&amp;nbsp;o genin sahip olduğu ve aniden ortaya çıkan bir özellik değil,&amp;nbsp;çevresinden aldığı bir işaret&amp;nbsp;harekete geçirir. Bunun en basit örneği de doku kültüründeki hücrelere sağlıklı bir çevre sağlandığında hücrelerin güçlenip gelişmesi fakat çevre şartları kötüleştiğinde hücrelerin de "hastalanması"dır.&amp;nbsp;Ayrıca&amp;nbsp;Huntington, kistik fibrozis, beta talasemi gibi genetik hastalıklar hariç&amp;nbsp;birçok hastalık, genler ve çevresel faktörler arasındaki karmaşık etkileşimler (multifaktoriyel hastalıklar) sonucu ortaya çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında sadece bir taslak olan&amp;nbsp;DNA, hücrenin çalışmasını her zaman tek başına kontrol etmediğinden &amp;nbsp;DNA'nın bir hücrenin ya da organizmanın yaşamını önceden belirleyemeyeceği sonucuna ulaşabiliriz. Hücrenin hayatta kalması, kendini, sürekli değişen bir çevreye adapte edebilme yeteneğine bağlıdır.&amp;nbsp;O halde, genlerimizin biyolojimize etkisi sandığımız düzeyde değilse, DNA'yı barındıran hücre çekirdeğinin de hücrenin beyni olamayacağını söyleyebiliriz.&amp;nbsp;Yazara göre de ilk başlarda sadece hücrenin derisi olarak görülen membran (hücre zarı) hücresel faaliyetin asıl beyni. Sitoplazmanın içeriğini birarda tutmaya yarayan yarı-geçirgen bir yüzey gibi görünen bu&amp;nbsp;membranın zamanla,&amp;nbsp;besin kaynaklarının, atıkların ve diğer bilgi formlarının hücre zarından geçişine izin veren ve çevreden gelen sinyallerle işbirliği yapabilen bir yapıya sahip olduğu ve membranın tüm bu görevleri de membrana bağlı integral membran proteinleri (IMP) sayesinde gerçekleştirdiği bulundu. Yazarın en başından beri söylediği "hücrenin yapısı içinde işlevlerinin de sırrının saklı olduğu" önermesi de bu anlama geliyordu çünkü hücrenin çalışması temel olarak çevre ile etkileşimi sonucu gerçekleşiyordu ve bu etkileşime de membrandaki bu proteinler aracılık ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Integral membran proteinlerine biraz daha yakından bakarsak, IMPlerin alıcı ve etkileyici proteinler olmak üzere ikiye ayrıldığını söyleyebiliriz. Hücrelerin duyu organları olarak davranan alıcı IMPler bir sinyali tanıyıp ona bağlandıklarında hücre bu duruma uygun bir tepki verir. Etkileyici IMPler ise çevresel sinyalleri uygun davranışlara tercüme ederek fiziksel tepki oluştururlar (çekirdeğe sinyal gönderip gerekli gen aktivasyonunu sağlamak gibi). İşte bu 2 IMP tipi, birlikte çevre farkındalığını oluşturup hücrenin gerekli tepkiyi vermesini sağlar.&amp;nbsp;İntegral mebran proteinlerinin çevresel sinyallerle iş birliği yaptıklarını öğrendikten sonra sıra bu tepki sürecini başlatan sinyallerin doğasını tam olarak anlamaya gelmişti. Yazarın hücrenin önemini anlamasında genelde kişisel olayların rol aldığını söylemiştim, bu sefer de Lipton, uzun bir uçak yolculuğu sırasında "Evrensel Şifre: Doğanın Dili Olarak Kuantum Fiziği" (Pagels, 1982)&amp;nbsp;isimli kitabı okurken kuantum fiziğinin biyoloji ile ilişkisini kavrar ve günümüz biyologlarının bunu görmezden geldiklerini farkeder. Ona göre biyologlar, biyolojiyi Newton'un modası geçmiş fiziksel dünyasına göre anlamaya çalışıyorlardı ve Einstein'ın görünmez dünyasıyla ilgilenmiyorlardı. Maddenin aynı anda parça ve dalga olarak tanımlanabilmesi, doğrudan boşluklarla birbirlerinden ayrılan farklı fiziksel nesnelerin olduğu bir evrende yaşamadığımız sonucunu ortaya çıkardı ve bu anlayışın biyolojiye de uyarlanması gerekiyordu.&amp;nbsp;Tıpçılar da kuantum fiziğinin bulunuşundan sonra bile vücudu Newton prensiplerine göre hareket eden bir fiziksel makine olarak görme eğilimini sürdürdüler.&amp;nbsp;Örneğin, hormonlar, sitokinler, büyüme faktörleri, tümör önleyicileri gibi kimyasal sinyallerin mekanizmalarının araştırılması doğal iyileşme gibi paranormal olayları açıklamaya yetmiyordu, yaşayan organizmalar ölçülmeyi reddediyordu.&amp;nbsp;Newton fiziğine göre alıcı IMP'lere bağlanan sinyal sadece bir molekül (madde) olabilirdi fakat zamanla bu durumun geçerliliği de kayboldu. Çünkü kuantum fiziğine göre bu alıcılar enerji sinyallerine de cevap vermekteydiler ve elektromanyetik alanların da hücre fizyolojisi üzerinde etkileri olduğu bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuantum fiziğinin gösterdiği gibi madde ve enerji karışmış durumdaysa, zihin (enerji) ve vücut (madde) da benzer şekilde bağlıdır. Maddesel olmayan zihin, fiziksel vücudumuzu etkiler, yani zihnin enerjisi olan düşünceler vücudun fizyolojisinin fiziksel beyin tarafından kontrolünü etkileyebilir.&amp;nbsp;Lipton böylece, kitabın adının neden İnancın Biyolojisi olduğuna da açıklamış:&amp;nbsp;Çevresel uyarılara verdiğimiz tepkiler, algılarımız tarafından kontrol ediliyor ve bu yönetici algılara inanç adı veriliyor. İnançların da biyolojimizi kontrol edebildiği düşünülünce İnancın Biyolojisi kavramı da anlaşılmış oluyor. Enerji sinyallerine de tepki verebilen IMPler ve hücreler sayesinde biyolojimiz de etkileniyor. Fakat öğrenilmiş algılarımızın tümü her zaman doğru değildir. En çok bilinen ve sıklıkla verilen bir örnek olarak placebo etkisi gösterilebilir. Bazen insanlar ilaç kullandıklarına inandıklarında iyileşirler ve bu durumun bazı ameliyatlarda bile işe yaradığı gözlenebilir. Eğer tıp doktorları bu etkiyi tam olarak nasıl kullanabileceklerini öğrenirlerse hastalıkların tedavisinde etkili, yan etkisiz bir yöntem olarak kullanılabilir (reçeteli ilaçların yan etkilerinin Amerikada her yıl 300000 kişinin ölümüne yol açtığı görülmektedir (iatrojenik hastalık)). Özellikle astım, Parkinson, depresyon söz konusu olduğunda zihinin pozitif düşüncelerle sağlığı etkileyebildiği ve belirli bir iyileşme sağlanabildiği gözlenmiştir. Fakat tersi bir durumda zihin negatif düşüncelerle meşgul oldıuğunda sağlığa zarar da verebilir (nosebo etkisi).&amp;nbsp;Tüm bu etkilere kitapta "algı etkisi" ya da "inanç etkisi" deniliyor ve&amp;nbsp;özetle genetik planlarımızı değiştiremesek bile zihinlerimizi değiştirebileceğimiz sonucu ortaya çıkıyor. Bu da hayatımızı aslında genlerimizin değil inançlarımızın kontrol ettiği anlamına geliyor.&amp;nbsp;Bu yüzden klasik biyojiye kuantum fiziğinin kattığı öngörüler, sağlık ve hastalık konusunda yeni araştırmaları gerektiriyor.&amp;nbsp;Lipton'a göre disiplinler arası araştırmalarla, doğanın yasaları ile uyumlu olan yeni ve sağlıklı bir hekimlik sistemi oluşturulabilmeli ve kuantum fiziğinin bulguları ile biyotıp bilimi birleşip bir kuantum biyolojik devrim yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gelişim ve korunma" isimli altıncı bölüm benim en çok ilgimi çeken bölüm oldu diyebilirim. Bu bölüm hücrelerin ve insanların neden gelişmek zorunda olduğu ve korkunun bu gelişimi nasıl engellediği hakkında.&amp;nbsp;Gelişim ve korunma mekanizmaları evrim sürecinin hayatta kalma mekanizmalarıdır: Örneğin, daha önce de bahsedildiği gibi hücreler kültür kabına koyulan zehirden uzak dururlar, besin eklendiğinde ise besine yaklaşırlar. Besin gibi yaşamın devamlılığını sağlayan sinyallere yönelmek gelişim tepkisinin bir sonucu iken, zehir gibi tehdit edici sinyallerden kaçmak ise korunma tepkisinin sonucudur. Fakat ilginç olarak gelişimi ve korunmayı sağlayan mekanizmalar aynı anda kullanılamazlar, yani korunma ihtiyacı içinde olan bir hücrenin gelişmesi beklenemez. Ve yazarın dediğine göre hücreler gibi insanlar da korunma moduna geçtiklerinde gelişim davranışlarını kısıtlıyorlar. Çünkü eğer korunmak durumundaysak, gelişim için enerji harcamak mantıklı değildir ve ne yazık ki gelişim süreçlerini engellemek zayıflatıcıdır çünkü gelişim sadece enerji tüketen bir süreç değil, aynı zamanda enerji üretmesi gereken de bir süreçtir. Sonuç olarak uzun süreli bir korunma hali, yaşamın kaynağı olan enerjinin üretilmesini durdurur, yani insan olarak, ne kadar korunma altında olursak gelişimimiz o kadar azalır. Neyse ki, çok hücreli organizma olan insanda gelişim ve korunma mekanizmaları tüm hücrelerde aynı anda aktif olmak zorunda değildir ve korunan/gelişen hücrelerin oranı algılanan şiddete bağlıdır. Böylece tehditler karşısında hayatta kalmamıza rağmen tam anlamıyla yaşıyor&amp;nbsp;da sayılmayız. Gelişim/korunma ortamında canlılığı tam anlamıyla yaşayabilmemiz için bizi strese sokan şeylerden arınmamız gereklidir fakat tam olarak da yeterli değildir çünkü bu durum sadece nötr bir ortam sağlar. Tam anlamıyla canlılık için gelişim sürecini tetikleyecek neşeli, tatmin edici yaşamları yaşamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca, vücudumuzu ve zihnimizi, genler tarafından yönlendirilen hormonlar ve sinirsel iletkenler kontrol etmiyor; aksine, inançlarımız vücudumuzu, zihnimizi ve dolayısıyla yaşamlarımızı kontrol ediyor. Sonuç olarak&amp;nbsp;bilinçli bir zihin kalıtımdan da çevreden de üstün oluyor ve Lipton, hücrelerin sadece yaşam mekanizmalarınının aynı zamanda nasıl daha zengin ve dolu dolu bir yaşam geçirebileceğimizi öğretebileceğine inanıyor. Çünkü biz kendimizi birey olarak düşünebiliriz fakat 50 trilyon vatandaştan oluşan dayanışma içindeki bir toplumuz. Ayrıca Lipton, bu inanışı bir adım daha ileri götürerek dünya ve üzerindeki tüm türlerin birbirleriyle etkileşim içinde yaşadığı bir süperorganizma olduğunu söyleyen Gaia hipotezine de inanıyor. Genetik mühendisliğinin dünyanın dengesini bozmasıyla bu süperorganizmanın da dengesini bozduğunu söyleyen Lipton, insanların modern bilimle doğayı anlamaya çalışmak yerine onu kontrol edip yönetebilmeyi amaç edindiğini düşünüyor. Doğru söze ne hacet?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetlemek gerekirse, Lipton, çevrenin ve bizim çevreyi algılayışımızın, hücre zarındaki IMPler aracılığıyla (sadece fiziksel moleküllerle değil, ayrıca düşünceler olan enerji sinyalleriyle) hücrelerimizin tepkilerini kontrol edebileceğini söylüyor. Bu anlayışa göre genlerimiz her zaman kaderimizi belirlemiyor, kaderimizi asıl belirleyen bizim algılarımız yani inançlarımız. Daha önce de bahsedildiği üzere bu algılar her zaman doğru olmayabilir ve yanlış algılamalarla sağlığımızı tehdit edecek etkiler oluşturabiliriz. Sürekli stres ve korku içinde yaşayarak gelişemeyiz ve gelişemeyen bir organizma da zararlara açık hale gelir. Tabi ki bilinçli bir zihin ile bunu değiştirmek elimizde. Kısaca hücrelerden çıkaracağımız daha çok ders var gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.brucelipton.com/"&gt;http://www.brucelipton.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-1085014162551988612?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/1085014162551988612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/1085014162551988612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2012/02/inancn-biyolojisi.html' title='İnancın Biyolojisi'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-n6hefZfqUFU/T0TyHIlBMzI/AAAAAAAAAig/V2CMLnivYz4/s72-c/inanc%C4%B1n+biyolojisi.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-4214708114848328611</id><published>2012-02-06T17:52:00.000+02:00</published><updated>2012-02-06T17:52:15.888+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İkinci Adam Yayınları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamit Çağlar Özdağ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alametler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anstorra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İhanetler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kan Muskaları'/><title type='text'>Kan Muskaları - 3. Kitap: İhanetler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Büyük bir ilgiyle okuduğum Kan Muskaları Serisi'nin 3. kitabı İhanetler'i de kısa sürede okuyup bitirdim. Bu arada&amp;nbsp;öğrendim ki; yazarlar Hamit Çağlar Özdağ ve Darius Lancelot 3. kitaptan sonra bir kaç sene ara verip 6 kitaptan oluşacak seriyi daha sonra tamamlayacaklarmış. Fakat kahramanlarımız Kanlı Ozanlar'ın hikayesi, İhanetler isimli 3. kitapla şimdilik nihayete erdiğinden, benim gibi seri tamamlanınca okumayı sevenlerden olsanız da devamını beklemeden bu 3 kitabı okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-cK0Ov1OYHds/TxGTglK0UsI/AAAAAAAAAhw/mVVjoVSTcSk/s1600/ihanetler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://3.bp.blogspot.com/-cK0Ov1OYHds/TxGTglK0UsI/AAAAAAAAAhw/mVVjoVSTcSk/s400/ihanetler.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Serinin İkinci Adam Yayınları'ndan çıkan 3. kitabı İhanetler, 2. kitap Alametler'in 10 yıl sonrasında devam ediyor. Bu 10 yıl sonunda Kanlı Ozanlar biraz daha olgunlaşmış ve güçlenmiş olarak karşımıza çıkıyorlar, artık 15 yıl öncesinin toy savaşçı adayları değiller... Uzun yıllar önce uğruna baş koyacakları yolu seçtiler ve bu yolda yıllarca zorlu mücadeleler verdiler. Sonunda bu hikayede rol alan herkes için taraflar belirlendi ve şimdi de son savaş başlamak üzere. Tunç kavuk ve kemik kavuk karşı karşıya... Neredeyse tüm ırkların müdahil olduğu bir savaş başlayacak&amp;nbsp;yeryüzünde. Herkes &lt;span style="background-color: white;"&gt;tarafını&lt;/span&gt; seçmiş çünkü tüm yeryüzünün kaderini belirleyecek bu savaşta tarafsız kalmak imkansız&amp;nbsp;ve 2 hasmın da tarafsızlara zerre kadar tahammülü yok. İlginç olarak, bu savaşta iyiyle kötüyü birbirinden ayıran ince bir çizgi bile bulunmuyor. Gerçekte ne için öldüklerini bilmeyen binlerce masumun kanını akıtacak bir savaş var herkesin önünde... Fantastik bir dünyada geçse de bu savaşın günümüzdeki savaşlardan ne farkı var diye düşünmeden edemedim kitap boyunca...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İhanetler'de tarafların bu&amp;nbsp;son savaşa hazırlık için yaptıklarını anlatan hikayeler var. Ve kitabın sonunda da savaşan herkes için acımasız, adaletsiz, vahşet dolu son savaş... Böylece Kan Muskaları'nın ilk 3 kitabının ana hikayesi,&amp;nbsp;kitaba ismini veren ihanetlerle ve beklenmedik olaylarla gelişip,&amp;nbsp;bu büyük savaşla sonuçlarını kimsenin tahmin bile edemeyeceği bir şekilde&amp;nbsp;son buluyor. Yeryüzü bile bu savaştan sonra nasıl toparlanacağını bilmiyor artık. Benim en çok merak ettiğim konu; karakterlerin ikinci&amp;nbsp;kitaptaki zorlu yolculuklar süresince geçirdikleri değişimlerin nedeni, kendilerinin bile yorumlamakta zorlandıkları bu yeteneklerin kaynağı ve bu durumun karakterleri ne şekilde etkileyeceği de kitabın sonunda açığa çıkıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu 3. kitapta da ilk 2 kitapta olduğu gibi ırk çeşitliliği had safhada ve serinin diğer kitaplarını yorumlarken dediğim gibi bu ırkların&amp;nbsp;tasvir edilişleri çok güzel. Görünüşleri, yaşayışları, adetleri, huyları, kısaca tüm özellikleri, bu ırkları gözünüzde çok net canlandırabileceğiniz şekilde anlatılmış. En başından beri doğu ve batıyı harmanlayan bu seride Türk ve doğu kültüründen unsurların hikaye içinde kullanılması bu kitapta da aynen devam etmiş. Bu 3 kitapta da elf, cüce, büyücü, şövalye, ejderha gibi batı unsurlarını içeren hikayelerde&amp;nbsp;karşınıza&amp;nbsp;birden bire&amp;nbsp;çingeneler, sazlar, türküler, tespihler, nargileler, kaftanlar, külhanbeyleri veya tarihin tozlu sayfalarında kalmış dediğimiz diğer karakterler çıkabilir. Bunun yanında kitapta yazarın kendi kurgusu olan çok sayıda fantastik karakter de bulacaksınız. Seriyi okuyunca doğu ve batının bir fantastik kurgu hikayesinde bu şekilde kaynaştırılmasının oldukça güzel olduğunu göreceksiniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-yBbL1tetLdY/TxGUBD0nswI/AAAAAAAAAh4/omtHTZxo-dw/s1600/kan+muskalari+ihanetler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-yBbL1tetLdY/TxGUBD0nswI/AAAAAAAAAh4/omtHTZxo-dw/s400/kan+muskalari+ihanetler.jpg" width="273" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üç kitaba da genel olarak bakarsak; acımasız ve adaletsizliklerle dolu bir şehir olan Anstorra sokaklarında hayatta kalma mücadelesi veren, kendilerine Kanlı Ozanlar adını vermiş bir avuç masum gencin, yeryüzünü yönetmeye aday Kan Çemberi'ne giden yolda yaşadıklarını, mücadelelerini, kazandıklarını, kaybettiklerini ve zamanla geçirdikleri değişimleri anlatan bir seri var karşımızda. Ayrıca&amp;nbsp;sıkılmanıza imkan vermeyecek onlarca yan hikaye&amp;nbsp;de ana hikayeye eşlik ediyor. Sadece ilk 3 kitabı söz konusu olsa da okurken harcadığım zamana kesinlikle acımadığım bir seri oldu Kan Muskaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serinin her kitabı için bir şeyler yazmamın nedeni ve benim için asıl önemli olan, tahtında yabancıların oturduğu fantastik kurgu türünde böylesine güzel kurgulanmış ve kelimelerin böylesine tane tane işlendiği bu serinin Türk fantastik kurgusuna ait olması. Biz bu kitapları okumazsak veya okusak da diğer okurlara elimizden geldiğince tanıtmazsak, ülkemizde fantastik kurgunun gelişmesini ve yeni kitapların yayınlanmasını beklemek biraz yersiz olmaz mı... Türk yazarlar hep batının örneklerini taklit ediyor, özgün bir şeyler ortaya koyamıyor diye düşünenlere bu seriyi tavsiye diyorum ve şimdiden iyi okumalar diliyorum...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Serinin web sitesi: &lt;a href="http://www.kanmuskalari.com/"&gt;www.kanmuskalari.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazarlar hakkında bilgi &lt;a href="http://www.kanmuskalari.com/yazarlar.php"&gt;burada&lt;/a&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-G6dhK_1yBzY/TxQjGMoFSnI/AAAAAAAAAiA/cBLo8VKkgZ0/s1600/anstorra.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-G6dhK_1yBzY/TxQjGMoFSnI/AAAAAAAAAiA/cBLo8VKkgZ0/s200/anstorra.jpg" width="135" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İlk kitap Anstorra hakkındaki yazım &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/03/kan-muskalar-1-kitap-anstrorra.html"&gt;burada&lt;/a&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EG2NPdzjMj4/TxQkA_kE_EI/AAAAAAAAAiQ/SZORZ9XEVz4/s1600/alametler.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-EG2NPdzjMj4/TxQkA_kE_EI/AAAAAAAAAiQ/SZORZ9XEVz4/s200/alametler.jpg" width="138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İkinci kitap Alametler hakkındaki yazım da&amp;nbsp;&lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2012/01/kan-muskalar-2-kitap-alametler.html"&gt;burada&lt;/a&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tekrar iyi okumalar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-4214708114848328611?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/4214708114848328611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/4214708114848328611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2012/02/kan-muskalar-3-kitap-ihanetler.html' title='Kan Muskaları - 3. Kitap: İhanetler'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-cK0Ov1OYHds/TxGTglK0UsI/AAAAAAAAAhw/mVVjoVSTcSk/s72-c/ihanetler.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-1223292681882895772</id><published>2012-01-18T12:22:00.000+02:00</published><updated>2012-01-18T12:27:28.856+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul&apos;un Sırları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayasofya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sınır Ötesi Yayınları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat İrfan Ağcabay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul Efsaneleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tılsımlar'/><title type='text'>İstanbul'un Kadim Sırları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;Binlerce yıllık görkemli bir tarihe sahip olan İstanbul gibi bir şehrin sırlarla, gizemli olaylarla ve efsanelerle birlikte anılması kimseye şaşırtıcı gelmeyecektir. Sırlarla dolu bir şehirde yaşamakta olduğumuz fikri eminim zaman zaman herkesin aklına geliyordur. Ben de özellikle İhsan Oktay Anar'ın kitaplarındaki eski, gizemli ve mistik İstanbul zamanında yaşasaydım keşke diye düşünüyorum. Modern İstanbul koşturmacasında elbette şehrin mistik ve gizemli yanını farketmek oldukça zor, bu yüzden İstanbul'un pek bilinmeyen yönleri ile ilgili bir yazı veya bir kitap gördüğümde mutlaka okumaya çalışıyorum. Murat İrfan Ağcabay'ın Sınır Ötesi Yayınları'ndan çıkan İstanbul'un Kadim Sırları isimli kitabını da görünce fazla beklemeden okumak istedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-F208bge4mgE/TwrcHj_cQ1I/AAAAAAAAAhc/T4LJpp7pjn8/s1600/kadim+s%25C4%25B1rlar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-F208bge4mgE/TwrcHj_cQ1I/AAAAAAAAAhc/T4LJpp7pjn8/s400/kadim+s%25C4%25B1rlar.jpg" width="257" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, İstanbul'un Kadim Sırları, İstanbul ile ilgili esrarlı olayları teker teker hikaye şeklinde anlatan bir kitap değil. Kitabın tarzı da akademik desem değil, popüler desem hiç değil... Sanırım bu kitabı, uzun yıllar süren araştırmaların, yazarın kendine özgü bir tarz ile kağıda dökülmüş olduğu bir kitap olarak nitelendirebilirim. Araştırmalar sadece İstanbul ile sınırlı değil, Murat İrfan Ağcabay İstanbul ile ilgili sırları, gizemleri, efsaneleri doğrudan anlatmak yerine önce okuyucuya bir altyapı da sağlamak amacıyla çeşitli kültür ve inançlarla birlikte dünyadaki bir çok gizem unsurunu açıklamış ve sonrasında İstanbul'un bu gizem dünyasındaki yerini ve rolünü belirtmeye çalışmış. Bu yüzden sadece İstanbul ile ilgili değişik efsaneler okuyabileceğiniz bir hikaye kitabı olarak düşünmeyin İstanbul'un Kadim Sırları'nı... Çok daha kapsamlı hazırlanmış bir araştırma var karşınızda, eğer önceden de bu konulara biraz ilginiz olduysa kitaba kendinizi kaptırmakta hiç zorlanmayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul ile ilgili elbette bir çok gizemli konu var, benim en çok ilgimi çekenlerden kısaca bahsetmek gerekirse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;İstanbul'un Tılsımları&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un yüzyıllardan beri sahip olduğu&amp;nbsp;anıtlardan olan tılsımlı taşlar, kitapta&amp;nbsp;ilahi semboller veya işaretler olarak değerlendiriliyor ve zamanla özünü kaybetmiş olsalar da gören gözler için kadim öğretilerden mesajlar taşıdıkları söyleniyor. Kitapta tılsımlara önemli bir bölüm ayrılmış ve bilindiği kadarıyla hikayeleri anlatılmış.&amp;nbsp;Evliya Çelebi'nin de Seyahatnamesi'ninde İstanbul'u anlatırken bolca bahsettiği bu&amp;nbsp;tılsımlardan&amp;nbsp;İstanbul'u koruduğuna inanılan 27 tane olduğu biliniyor fakat bunlardan sadece 23'ü hakkında bilgi sahibiyiz. Zamanında kiminin İstanbul'u karasineklerden, sivrisineklerden, karıncalardan ve yılanlardan, kiminin vebadan koruduğuna inanılırmış. Küs olan karı kocanın barışmasına vesile olan bir tılsımın yanı sıra, geçinemeyen çiftlerin boşanmalarını sağlayan diğer bir tılsam da varmış. İstanbul söz konusu olur da denizinden bahsedilmez mi... Kitapta deniz ile ilgili tılsımlardan da söz ediliyor. İstanbul'u denizden gelecek olan düşmanlara karşı koruyan tılsımlar, halka balık sağlayan tılsımlar... Hepsinin hikayesi ulaşılabildiği kadarıyla ve mümkün olduğunca farklı kaynaklardan yararlanarak verilmiş. İşin en güzel kısmı da işlevlerini hala yerine getirip getirmediklerini tam olarak bilemesek de günümüzde bu tılsımlardan bir kaçının ayakta olduğunu bilmemiz: Çemberlitaş, Kıztaşı, Dikilitaş, Yılanlı sütun... Belki de onlarca kez gördüğümüz bu yapıtları bundan sonra bir de tılsım olduklarını düşünerek gözlemlemek dünyanın büyülü tarafına bir bakış atmamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Dünyanın Merkezi İstanbul ve Ayasofya&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İstanbul dünyanın merkezi olabilir mi? Kitaba göre evet... Bazı yerlerin, anıtların, büyük tapınakların kadim bir güç taşıdıkları, bu gücün çevreye yayılmasıyla buraların önemli merkezler oluşturduğu ve İstanbul'un da bu merkezlerin başında geldiği söyleniyor. Kitaba göre binlerce yıllık geçmişin biriktirdiği bu güç İstanbul'u önemli bir merkez konumuna getirmiş. Dünyanın her yerinden insanlar bu merkeze çekilmiş ve şehir bir çok tarikata, gizemciye, ezoterik yapılanmaya ev sahipliği yapmış. Roma gibi yedi tepeli olan İstanbul'un her tepesinde bugün de önemli mekanlar bulunmakta ve arkeolojik bilgiler bu tepelerin daha önceden de aynı amaçlar için kullanıldığını göstermiştir. Bu durum İstanbul'un seçilmiş bir kent olduğu yönündeki inanca bir destek olarak görülyor. Bir kentin seçilmişliğin ne anlama geldiğine bakarsak, bir kentin sadece coğrafi veya sosyoekonomik açıdan değil, inançlar doğrultusunda &amp;nbsp;da kutsal bir merkez olarak değerlendirilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Peki böylesine önemli bir merkez olan İstanbul'un kalbi neresi diye sorarsak da kitap bu sorunun cevabını yapısı ve yeri itibariyle Ayasofya olarak veriyor. Böylece&amp;nbsp;Ayasofya İstanbul'daki en önemli gizem unsuru olarak değerlendiriliyor.&amp;nbsp;Ayasofya'nın İstanbul'un merkezi olarak görülmesi, İstanbul'un eski isimleri unutulmuş olsa da numaralandırmada bir sayısı ile ifade edilen Sarayburnu tepesinde neredeyse 1000 yıl kilise ve yaklaşık 500 yıl da cami olarak hizmet vermesi nedeniyle hiç de şaşırtıcı değil. Hala cami mi kilise mi olarak kalmalıydı tartışmalarının yanısıra Ayasofya 1935 yılından bu yana ise müze olarak kullanılıyor. Bence de Ayasofya dünyadaki en önemli mabetlerinden biri ve kitapta da bahsedildiği gibi dinlerüstü bir konumda olduğu artık kabul edilmeli. Rüyaların, meleklerin, peygamberlerin de dahil olduğu yapılış efsaneleri, Mu kültürü ile ilişkilendirilen ve mikrokozmosu temsil eden kubbesi, evreni sembolize eden kare mimarisi, içindeki çok sayıda efsanevi unsur ile Ayasofya&amp;nbsp;daha fazla önemi hakediyor ve&amp;nbsp;anladığım kadarıyla Ayasofya sırları da ayrı bir kitap olarak daha kapsamlı bir şekilde karşımıza çıkacak.&amp;nbsp;Kısaca İstanbul dünyanın merkezi, Ayasofya da İstanbul'un merkezi... O halde Ayasofya için dünyanın merkezi demek yanlış olmaz sanırım. Zaten Ayasofya'nın uzun uzun anlatıldığı bölümün de boşuna "Dünyanın Merkezi Ayasofya" olarak adlandırılmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Uk07Sfl6VK4/TwxRfk549HI/AAAAAAAAAho/oI7VucxqPSo/s1600/IMG_0174.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-Uk07Sfl6VK4/TwxRfk549HI/AAAAAAAAAho/oI7VucxqPSo/s400/IMG_0174.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px;"&gt;Ayasofya&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Kuruluş ve Fetih Kehanetleri, İstanbul'daki Kutsal Emanetler&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Tanrıların Seçtiği Kent İstanbul" isimli bölümde farklı inançların gözünden İstanbul'un kuruluşu ve fethi&amp;nbsp;ile ilgili hikayelere ve kehanetlere yer verilmiş. Zeus'u, Poseidon'u ve farklı mitolojik karakterleri barındıran kuruluş hikayeleri İstanbul'un seçilmişliğinin bir göstergesi olarak değerlendirilmiş. En meşhur kuruluş söylencesi ise tabi ki Bizas'ın kafilesiyle yerleşmek için aradığı yerin körler ülkesinin karşısı olacağı kehaneti üzerine Sarayburnuna yerleşip bir şehir kurması. Bana göre en ilginci ise Evliya Çelebi'nin de Seyahatnamesi'nde anlattığı, hayvanları, cinleri, rüzgarları kontrol edebilen, hükümdar/peygamber Hz. Süleyman ve Kral Ankur'un kızı Şemsiye'nin de bulunduğu hikayedir. Kitaba göre İstanbul'un kuruluşu ile ilgili bu kadar çeşitli ve birbirinden mistik hikayenin varlığı yine İstanbul'un seçilmişliğini işaret ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli dinler ve kültürlerden gelen toplumlar İstanbul'u 28 kez kuşatmış olmalarına rağmen hiçbiri İstanbul'u alamamıştır. Ta ki 29 Mayıs 1453 tarihine kadar... Bu önemli olaya da gizem unsurlarının atfedilmesi kaçınılmaz. Hz. Muhammed'in "İstanbul elbet fethedilecektir, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun askerleri ne güzel askerler" sözü ile İstanbul'un&amp;nbsp;önemi&amp;nbsp;bir peygamber tarafından da vurgulanmış. Yine fetih ile ilgili, Hacı Bayram Veli'nin&amp;nbsp;II. Murat'a İstanbul'u o zaman beşikte olan şehzade Mehmet'in ve Akşemseddin'in alacağını söylemesi, Akşemseddin'in fetih tarihini önceden bildirmesi gibi söylencelerin olduğu biliniyor. Ayrıca Bizans inanışlarına da İstanbul'un fethine dair kehanetler fetihten uzun yıllar öncesinde bile dile getirilmiş, bu kehanetlere göre Bizanslılar'dan bazıları İstanbul'un asla alınamayacağına inanmış, bir kısmı da bu kehanetleri&amp;nbsp;İstanbul'u&amp;nbsp;Türkler'in alacağına yormuşlardır. İstanbul'un alınmasından yüzyıllar öncesinde bile onunla ile ilgili bu kadar fazla kehanetin bulunması da İstanbul'un önemli bir merkez olduğu fikrini destekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da bulunan kutsal emanetler bölümünde öncelikle İstanbul'un Latin işgali öncesinde bir çok kutsal emanete sahip olduğu, fakat bu işgal sırasında bunlardan bir çoğunun yağmalandığı anlatılmış. Fetihten sonra ise Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'daki bir çok kutsal yapı ve eseri koruduğu biliniyor. Fatih'in büyük bir hükümdar olmasının yanı sıra bir ruhsal bir kültürün de öğrencisi olması ve İstanbul'un kutsal bir merkez olduğunun bilincinde olması bunun nedeni olarak görülüyor. İstanbul'daki kutsal emanetlere kısaca bakarsak, Çemberlitaş sütununun altındaki odalarda Hz. İsa'nın gerildiği haçın parçaları, kullanılan çivilerden bazıları gibi Hristiyanlık alemi için son derece önemli kutsal emanetlerin muhafaza edildiği söyleniyor. Ayrıca Ayasofya'nın büyük kıble kapısının Nuh'un gemisinin tahtalarından yapıldığı ve&amp;nbsp;üç büyük dine ait diğer bir çok kutsal emanetin İstanbul'da olduğu ya da yolunun İstanbul'dan geçtiği kitapta anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca İstanbul, yüzyıllardır süren doğu-batı kavgasının tam ortasında bulunup, doğuya ve batıya ait bunca değere sahip olmasıyla zamanla hem "Yeni Roma", hem de "Yeni Kudüs" olarak anılmış ve bu yüzden hem doğu hem de batı kültürlerinde merkezi kutsal şehir olarak görülmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yeraltındaki İstanbul&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yeraltındaki İstanbul ile ilgili de önemli bir bölüm var, yapılan çalışmalarla İstanbul'un yer altı şehrinin dünyadaki en büyük yeraltı şehrine sahip olduğu ileri sürülen Roma'daki yer altı ağından 8 kat daha büyük olduğu sonucuna varılmış. Özellikle zaten kutsal bir merkez olarak görülen Ayasofya ve Topkapı Sarayı çevresindeki dehlizler burada önemli bir yeraltı ağını işaret ediyor. Çeşitli kazılar sonucunda bulunan dehlizler ve gizli tüneller, yeraltından gelen seslerin rapor edilmesiyle birlikte bu konu da İstanbul'un gizemleri arasında oldukça üst sıralarda araştırılmayı bekliyor. Yeraltı kentleri ve tünelleri söz konusu olduğunda da ilk akla gelen Agartha olduğundan, İstanbul ile nasıl bir ilişkisi olabileceği de ilginç bir konu olarak karşımıza çıkıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yıllarca sürmüş bu araştırmayı böyle bir yazıda özetlemem mümkün değil zaten, dünyadaki bir çok sırrı ve İstanbul'daki yansımasını merak ediyorsanız ve bu konularla ilgili bir bilgi sağanağına hazırsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Yazılanlara inansanız da inanmasanız da bu kitabı okuduktan sonra İstanbul'a bambaşka bir gözle bakacağınız kesin.&amp;nbsp;Kimi zaman doğu ve batıyı birbirinden ayıran kimi zaman da birleştiren İstanbul'un gizemleri &amp;nbsp;bir gün çözümlenir mi bilemem ama bence bu kitapla hem dünyanın hem de İstanbul'un büyülü dünyasına en azından bir bakış atmak mümkün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'a baktığımda her zaman gördüğümden fazlasının gizlenmiş olduğunu hayal etmek, İstanbul'da dolaşırken binlerce yıllık tarihin bilinmezliği içinde yürüdüğümü hissettiriyor. Halen dünyanın her yerinden&amp;nbsp;insanlar&amp;nbsp;İstanbul'a çekiliyor ve buranın büyüsüne kapılıyor. Bu yüzden böyle bir şehirde yaşamak belki de bizim için bulunmaz bir fırsat, sadece baktığımız zaman gerçekten görmeyi istememiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-1223292681882895772?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/1223292681882895772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/1223292681882895772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2012/01/istanbulun-kadim-srlar_18.html' title='İstanbul&apos;un Kadim Sırları'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-F208bge4mgE/TwrcHj_cQ1I/AAAAAAAAAhc/T4LJpp7pjn8/s72-c/kadim+s%25C4%25B1rlar.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-2564346244653367968</id><published>2012-01-09T11:49:00.000+02:00</published><updated>2012-01-09T11:49:08.274+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darius Lancelot'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İkinci Adam Yayınları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamit Çağlar Özdağ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alametler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anstorra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanlı Ozanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kan Muskaları'/><title type='text'>Kan Muskaları - 2. Kitap: Alametler</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="p1" style="text-align: justify;"&gt;Fantastik kitaplar malumunuz genellikle seriler halinde yazılıyor. Ben de fantastik serileri tamamlandıktan sonra okumayı tercih edenlerdenim. Kitaplar çıktıkça sabredemeyip hemen alıyorum tabi ki ama seri tamamlanınca hepsini bir çırpıda okumak daha çok hoşuma gidiyor. Böylece hem hikaye bölünmüyor hem de heyecanı azalmıyor. Teker teker okuyup bir sonraki kitabın çıkmasını aylarca bazen yıllarca beklemek ise bana tam bir işkence gibi geliyor. Fakat bu alışkanlığımı bozduğum nadir serilerden biri oldu Kan Muskaları... İlk kitabını okuduktan ve açıkçası oldukça beğendikten sonra aslında bu seriyi de tamamlanınca bitirmeyi planlıyordum ki, Kan Muskaları'nın 6 kitaplık koca bir seri olacağı aklıma geldi ve üçüncü kitabı da hazır çıkmış olduğundan serinin tamamlanmasını beklemekten vazgeçtim. İlk kitap sonrasında uzunca bir ara vermiştim fakat korktuğum gibi de olmadı, ikinci kitabı okurken sanki ilk kitabın hemen ardından okuyormuş gibi olaylara ve karakterlere yeniden hakim olurken fazla zorlanmadım. Zaten yazar da karakterleri ve ilk kitaptaki olayları fazla göze batırmadan yeni hikaye içinde çok güzel hatırlatmış. Serinin ilk kitabı olan Anstorra'yı merak edenler için kitap hakkındaki yazım da &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/03/kan-muskalar-1-kitap-anstrorra.html"&gt;burada&lt;/a&gt;.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vPjJ1gdJswk/Twq2ur_u_1I/AAAAAAAAAhU/imieKN1J1Z8/s1600/alametler.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-vPjJ1gdJswk/Twq2ur_u_1I/AAAAAAAAAhU/imieKN1J1Z8/s1600/alametler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1" style="text-align: justify;"&gt;Hamit Çağlar Özdağ ve Darius Lancelot'un (yazarlar hakkında daha fazla bilgi &lt;a href="http://www.kanmuskalari.com/yazarlar.php"&gt;burada&lt;/a&gt;) Kan Muskaları serisine ait Alametler isimli ikinci kitabı, ilk kitapta geçen olayların 4 yıl sonrasından devam ediyor ve Anstorra'dan tanıdığımız karakterlerle yepyeni bir hikaye başlıyor. Kendilerine Kanlı Ozanlar adını veren kahramanlar ilk kitapta Anstorra topraklarında hayatta kalmak için çabalıyorlardı. Geçen zamanda iyice güçlenen arkadaşlar bu kitapta ise daha büyük bir amaç uğruna savaşıyorlar. Yürüdükleri yol zorlu bir yol ve çoğu durumda tam olarak nereye gidecekleri ve neyle karşılaşacakları belli değil, bilinmeyenlerle dolu bir yolculuk var önlerinde. Zor bir hedefe yönelen hiç bir yolun engelsiz ve düşmansız olmayacağı gibi, bu yolda da Kanlı Ozanlar'ı her an her yerde yeni bir tehlike bekliyor ve birbirlerine sıkı sıkı kenetlenmiş eski dostlar bu yolda kimi zaman birlikte kimi zaman ayrı ayrı fakat birbirlerine sürekli destek olarak aynı amaç uğruna savaşıyorlar. Farklı karakterler de zaman zaman aralarına katılıyor ve hem hikayeye hem de Kanlı Ozanlar'ın yolculuğuna yön veriyorlar. Alametler, her zaman iyilerin kazandığı kitaplardan değil, her an herşey değişebiliyor ve okuyucuya tamamen sürpriz olacak olaylar meydana gelebiliyor. Dolu dolu bir hikayenin ardından da Alametler sonraki kitabı heyecanla bekletecek bir sonla bitiyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1" style="text-align: justify;"&gt;Bu ikinci kitapta hikayenin yanı sıra karakterlerin gelişimi de detaylıca işlenmiş. Zorlu bir hedefe doğru çıkılan yolda insanın etkilenmemesi tabi ki imkansız, Kanlı Ozanlar da değişimi zorunlu kılan bu tehlikeli yolculuk boyunca yaşadıkları olaylar karşısında ister istemez değişiyorlar. Aslında karakterler de bu durumun farkındalar fakat değişimin iyiye mi kötüye mi doğru olduğunu tam olarak yorumlayamıyorlar. Üçüncü kitapta bu değişimlerin dostların ilişkilerine etkilerini daha yakından göreceğimizi ve Kanlı Ozanlar'ın yazgısına yön vereceğini tahmin ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1" style="text-align: justify;"&gt;Dövüş anlatımları ilk kitapta olduğu gibi oldukça güzel, okuyunca olaylar bir film sahnesi gibi gözünüzün önüne geliyor. Zaten kitaptaki genel anlatım, hikayedeki uçsuz bucaksız hayalgücünden sonra benim en çok hoşuma giden unsur. Yazarın kelime kullanımı da yazmaktan ne kadar zevk aldığını gösterir nitelikte. Hikayenin geçtiği evren, şehirler ve ırklar o kadar güzel tanımlanıyor ki, bir gün gerçek hayatta özellikle bu çeşitli ırklardan birini görsem yadırgamam sanırım. Birbirinden bu kadar farklı türü kurgulamak, onları okuyucunun neredeyse kendi gözüyle görebileceği kadar net bir şekilde tanımlamak o kadar kolay olmasa gerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1" style="text-align: justify;"&gt;İlk kitapta olduğu gibi Türk ve doğu kültüründen öğeler bol bol karşımıza çıkıyor. Hatta yanlış algılamadıysam Kanlı Ozanlar'ın yollarının düştüğü bir yörede yaşayan halk, konuşmaları ve yaşam tarzlarıyla tamamen bizim Trakya insanıydı ve o bölümü okurken oldukça zevk aldım. &amp;nbsp;Kısaca şimdiye kadar okuduğum fantastik kitaplardakine benzemeyen başarılı bir evren yaratılmış ve bizim kültürümüzden öğeler bu evrene bambaşka bir tat katmış. Bence gerçekten iyi bir fantastik hikaye için önce hikayeye uygun ve sağlam bir evren kurgulanmalı. Kan Muskaları'nın zaten alabildiğine geniş evreni bizden unsurlarla birleşince fantastik kitaplarda daha önce karşılaştığımız bir çok evrenden özgün olmuş.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1" style="text-align: justify;"&gt;İlk kitap olan Anstorra kadar kalın olmasa da (660 sayfa) Alametler 562 sayfa sürüyor. Tabi ki bu durum Alametler'in içerik olarak ilk kitaptan bir eksiği olduğu anlamına gelmiyor. Oldukça sürükleyici &amp;nbsp;olan ana hikayenin yanında Kanlı Ozanlar'ın geçtikleri yerler ve karşılaştıkları karakterlerle birlikte çok sayıda yan hikayeyi de okuma fırsatı oluyor. Başarılı bir fantastik kurgudan daha ne bekleyelim...&lt;/div&gt;&lt;div class="p2" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1" style="text-align: justify;"&gt;İkinci Adam Yayınları'ndan çıkan bu ikinci kitap da ilki gibi idefix.com'da okuyuculardan 9.89/10 gibi oldukça yüksek bir puan almış. Anstorra'yı okuduktan sonra bu serinin Türk fantastik edebiyatında çok önemli bir yere sahip olacağını düşünmüştüm ve Alametler ile birlikte bu inancım daha da arttı. Üçüncü kitap olan İhanetler de kısa bir süre önce çıktı ve bu hikayenin nasıl devam edeceğini merakla bekliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="p2" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p2" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p4" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.kanmuskalari.com/"&gt;http://www.kanmuskalari.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-2564346244653367968?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/2564346244653367968'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/2564346244653367968'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2012/01/kan-muskalar-2-kitap-alametler.html' title='Kan Muskaları - 2. Kitap: Alametler'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-vPjJ1gdJswk/Twq2ur_u_1I/AAAAAAAAAhU/imieKN1J1Z8/s72-c/alametler.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-2940738513821278725</id><published>2012-01-04T20:11:00.000+02:00</published><updated>2012-01-04T20:11:01.537+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dr. Thomas Verny'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuraldışı Yayınları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Secret Life of the Unborn Child'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='John Kelly'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğmamış Bebeğin Duygusal Hayatı'/><title type='text'>Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anne karnındaki bebek yakın zamana kadar bilinçsiz ve pasif bir varlık olarak görülüyordu. Bugün ise doğmamış bir çocuğun özellikle altıncı aydan sonra, deneyimleyebilen, öğrenebilen ve hatırlayabilen, hatta duygusal bir yaşama sahip küçük bir insan olduğu fikri yaygınlaşıyor. Dünyaya gelmiş bebeklerin bile bir birey olarak kabul edilmesinin oldukça uzun sürdüğü bir dünyada (o daha bebek/çocuk, ne anlar!!) henüz dünyaya gelmemiş bir bebeğin bile duygusal bir yaşama sahip olduğunu kabul etmek o kadar kolay olmasa gerek. Kuraldışı Yayıncılık'tan çıkan Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı (The Secret Life of the Unborn Child) isimli kitap ise bu düşünce üzerine yazılmış.&amp;nbsp;Kitabın ismine ve kapağına baktığınızda doğrudan anne adayları için yazılmış olduğunu düşünebilirsiniz. Benim şahsi kanaatime göre ise sadece anne adaylarının değil, kadın erkek farketmez, çocuk sahibi olmayı düşünen herkesin okuması gereken bir kitap. Hatta yakın zamanda anne-baba olmayı düşünmeyenlerin bile okumasını tavsiye ederim. Çünkü hem bebek bekleyenler hakkında hem de anne karnındaki veya yeni doğmuş bebekler hakkında yepyeni bir bakış açısı sahibi olacaklar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-s6PO50htGy0/TwRb-zyyEcI/AAAAAAAAAhA/LmYsY_7lXxk/s1600/dog%25CC%2586mam%25C4%25B1s%25CC%25A7+c%25CC%25A7ocug%25CC%2586un+gizli+yas%25CC%25A7am%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-s6PO50htGy0/TwRb-zyyEcI/AAAAAAAAAhA/LmYsY_7lXxk/s320/dog%25CC%2586mam%25C4%25B1s%25CC%25A7+c%25CC%25A7ocug%25CC%2586un+gizli+yas%25CC%25A7am%25C4%25B1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın ortaya çıkış hikayesi de oldukça ilginç. Psiklog Dr. Thomas Verny,&amp;nbsp;7 aylık hamile olan&amp;nbsp;bir arkadaşının her akşam oturup bebeğine ninniler söylemesine tanık olur ve anne adayının bu mutlu hali onu çok etkiler. Doğumdan sonra bu arkadaşıyla konuştuğunda ise arkadaşı ona, hamileyken söylediği ninnileri duyan bebeğinin daha çabuk sakinleştiğini anlatır. Bunun üzerine Dr. Verny doğmamış çocukların anne ile etkileşimlerini araştırarak bir kitap halinde toplamaya karar verir ve ortaya bu kitap çıkar. Kitapta Dr. Verny, bu konu ile ilgili yapılmış çalışmalar ve kendi hastalarından da derlediği hikayeler ile birlikte doğmamış çocuğun yaşamı hakkında fikirler öne sürüyor. Elbette herkes bu düşüncelere katılmayabilir fakat bilinçli bir annenin karnındaki bebeğe elinden gelen her şekilde yararlı olmak isteyeceğinden ve karşısına çıkan her fırsatı değerlendireceğinden eminim. Bu kitap da doğacak bebeğinizin anne karnındaki ve büyük ihtimalle doğumdan sonrasındaki yaşamına nasıl katkıda bulunabileceğinizi anlatan iyi bir rehber.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın ana düşüncesi, anne karnındaki bebeklerin annelerinin hislerini algılayabildikleri ve bu hislerin çocuğun duygusal yaşamını ve kişiliğini etkilediği. Tabi ki anne adaylarının yaşadıkları her olumsuz durumun değil, derin, kalıplaşmış düşünce ve duygularının bebeği etkilediğini söylüyor. Zaman zaman karşılaşılan stresli durumlar veya akla gelen olumsuz düşünceler tabi ki korkmayı gerektirmiyor, önemli olan bebeğin sevildiğini ve istendiğini hissetmesi. Kaygı ve stres ile ilişkili hormonların da anneden bebeğe geçtiği ve özellikle sürekli olan bu uyarıların çocuğu olumsuz etkilediği düşünülüyor. Bu yüzden annenin gün boyunca karnındaki çocuğa sürekli mesajlar gönderdiğinin farkında olması ve bebeğiyle iletişimi mümkün olduğunca canlı tutması gerektiği söyleniyor. Kitapta, bebek beklerken travma yaşayan annelerin çocukların, savaş zamanı doğan veya hamilelik boyunca istenmeyen bebeklerin bu durumlardan nasıl etkilendiklerini ve hayatlarının geri kalanında ne gibi sorunlarla karşılaştıklarını gösteren çalışmalardan örnekler de var.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çocukların 2 yaşından öncesini hatırlamadıkları ve 2 yaşından küçük çocukların da düşünemedikleri gibi inanışların artık geçerliliklerini yitirdikleri biliniyor. Doğum öncesi sürece ait hatıraları doğrulayabilmiş kişiler bulunduğundan ve doğum sırasında salgılanan hormonların anne karnındaki süreci tamamen unutma veya kısmen hatırlama ile ilişkili olabileceği düşünüldüğünden bu durum artık eskisi kadar gizemli bulunmuyor. Örneğin annenin hamilelik sürecinde söylediği şarkıları, doğum öncesi duyulan farklı bir dilden kelimeleri hatırlayan veya annenin yaşadığı olumsuz olaylar sebebiyle zorluklar yaşayan çocuklar veya yetişkinler bulunuyor. Böylece bu kitabın söylediği en önemli şey olan, anne adaylarının ve hatta baba adaylarının çocuklarının duygusal gelişimini doğrudan etkileyebildikleri ve buna dikkat ederek, çocuklarının daha mutlu, daha huzurlu, kendine güvenen ve başarılı birer insan olma konusunda henüz çocukları dünyaya gelmeden katkıda bulunabilecekleri fikri çeşitli örneklerle desteklenmiş olup, her geçen gün geçerliliğini arttırıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yukarıda bahsettiğim gibi sadece annenin değil babanın da bu süreçteki etkisi oldukça fazla. Örneğin, babanın anne rahmindeki bebekle konuştuğu durumlarda, bebeğin doğumdan sonraki ilk saatler içerisinde babasının sesini tanıdığı ve tepki verebildiği görülmüş. Ayrıca, babanın hamilelik süresince bebek ile olduğu kadar anne ile iletişimi de annenin bebeğe yansıttığı duygular sebebiyle oldukça önemli.&amp;nbsp;Babanın olumsuz davranışlarının anneyi ve bebeği doğrudan etkileyebildiği de artık bilinen bir gerçek.&amp;nbsp;Baba çocuğuyla ne kadar erken bağlanırsa ve anneye her konuda destek olursa, bu durum çocuk için o kadar yararlı olur. Bu yüzden baba adaylarının da bu kitabı en kısa zamanda okumasını ve annelerin hamilelik süreçlerine ellerinden geldiği kadar katkıda bulunmalarını tavsiye ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bebeklerin genel sağlık durumlarını ya da genetik özelliklerini değiştirmek elbette anne-babanın elinde değil, anne ve baba bunu özellikle&amp;nbsp;bebeğin sağlık durumu ile ilgili testlerin ve incelemelerin sonuçlarını beklerken fazlasıyla hisseder&amp;nbsp;ve ne yazık ki ellerinden bir şey gelmeyeceğini bilir fakat bebeğin duygusal yaşamını ve dolayısıyla doğumdan sonraki hayatını etkilemek kesinlikle anne-babanın elinde ve bu özel fırsatı kimsenin kaçırmak istemeyeceğini düşünüyorum. O yüzden bu kitabı ne kadar erken okursanız kendinize ve bebeğinize o kadar fazla faydanız olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçücük kıyafetler ve patikler çok güzel olmasına rağmen özellikle bebek bekleyen bir anneye bu kitaptan daha güzel bir hediye düşünemiyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-2940738513821278725?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/2940738513821278725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/2940738513821278725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2012/01/dogmams-cocugun-gizli-yasam.html' title='Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-s6PO50htGy0/TwRb-zyyEcI/AAAAAAAAAhA/LmYsY_7lXxk/s72-c/dog%25CC%2586mam%25C4%25B1s%25CC%25A7+c%25CC%25A7ocug%25CC%2586un+gizli+yas%25CC%25A7am%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-8758726008960430885</id><published>2011-07-30T21:40:00.000+03:00</published><updated>2011-07-30T21:40:24.419+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edirnekapı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asitane Restaurant'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı Saray Yemekleri'/><title type='text'>Asitane Restaurant</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Eşimle sık sık&amp;nbsp;farklı yerlerde, farklı kültürlerin lezzetlerini tatmaya çalışıyoruz. Çok beğendiğimiz yerler de oluyor, bize uygun bulmadığımız yerler de. Aslında çoğuna bir daha uğramak aklımızdan bile geçmiyor fakat çok sık gidemesek de ilk fırsatta Asitane'ye uğrama fikri her zaman aklımızın bir köşesinde bulunuyor. Asitane'ye ilk kez geçen sene &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/10/kariye-muzesi-ve-asitanede-iftar.html"&gt;bir iftar yemeği&lt;/a&gt; için gitmiştik ve Osmanlı Saray Mutfağı örneklerinden oluşan bol çeşitli iftar menüsü, görevlilerin getirdikleri her yemek hakkında bilgi vermeleri ve yemekten sonra da eski bir adet olan &lt;i&gt;diş kirası&lt;/i&gt; olarak reçel hediye etmeleri çok hoşumuza gitmişti. Bu sene de ramazan gelince iftar için Asitane'ye gitmeyi planlıyorduk fakat ramazanı bekleyemedik ve geçen haftasonu hem Kariye Müzesi'ni bir daha gezmek hem de aklımızdan çıkmayan o lezzetleri tekrar tatmak için yollara düştük. Yemekten önce Kariye Müzesi'ni gezdik, sonra da Mimar Sinan'ın Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan için yaptığı ikinci Mihrimah Sultan Camii'ni ziyaret ettik. Fotoğrafları görmek isterseniz &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/07/kariye-muzesi-ve-edirnekap-mihrimah.html"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Manzara yönünden bahsedilecek bir özelliğe sahip olmamasına rağmen yeşillikler içindeki bahçesi ile Asitane Restaurant yine bizi kendine hayran bıraktı. Görevlilerin ilgisi, etrafın temizliği, yemeklerin lezzeti tam olarak beklediğimiz gibiydi. Yemek seçiminde de o kadar zorlanmadık çünkü ne yiyeceğimize Asitane'nin web sayfasından yaz menüsünü inceleyip az çok karar vermiştik.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ip2GAmetwv4/TiQRe_ik5ZI/AAAAAAAAAaU/2QXLqzwjjGc/s1600/IMG_1281.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ip2GAmetwv4/TiQRe_ik5ZI/AAAAAAAAAaU/2QXLqzwjjGc/s320/IMG_1281.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kariye Müzesi ve Kariye Oteli&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-H12HVVezibc/TiQR03N4IjI/AAAAAAAAAaY/OfDdPi0RLkY/s1600/IMG_1413.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-H12HVVezibc/TiQR03N4IjI/AAAAAAAAAaY/OfDdPi0RLkY/s320/IMG_1413.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ijZ0GH5mS1s/TiQR3tCHafI/AAAAAAAAAac/32oPrGZcMes/s1600/IMG_1414.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-ijZ0GH5mS1s/TiQR3tCHafI/AAAAAAAAAac/32oPrGZcMes/s320/IMG_1414.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-maViZZ9RAKE/TiQSVbK7cPI/AAAAAAAAAag/yjsP_pVZH0s/s1600/IMG_1416.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-maViZZ9RAKE/TiQSVbK7cPI/AAAAAAAAAag/yjsP_pVZH0s/s320/IMG_1416.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-IW3zVgUZB-w/TiQSXEfAQ6I/AAAAAAAAAak/XSuJZ7kYzZs/s1600/IMG_1419.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-IW3zVgUZB-w/TiQSXEfAQ6I/AAAAAAAAAak/XSuJZ7kYzZs/s320/IMG_1419.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Menüde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Badem Çorbası ve&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;yoğurt, n&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;ohut ve yarma (döğme) ile hazırlanıp, soğuk olarak içilen&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Toyga Aşı olmak üzere 2 çeşit çorba vardı. Toyga Aşı'nı geçen sefer denediğimiz için bu sefer muskatlı Badem Çorbası'nı tatmak istedik. Çorbayı ben lezzetli ve oldukça hafif buldum. Ayrıca çorbayı içerken kıtır kıtır bademlerin ağızda bıraktığı tat, sadece badem aromalı bir çorbanın bıraktığı tattan çok daha güzel. Çorbanın içinde o kadar çok badem parçası vardı ki bir ara çorba içmek tabirinin bu çorba için kıtır kıtır çorba yemek olarak değiştirilmesi gerektiğini düşündük.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-TuAy9DU8_UU/TiQShnvUp5I/AAAAAAAAAao/JIH_-C8xMlo/s1600/IMG_1422.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-TuAy9DU8_UU/TiQShnvUp5I/AAAAAAAAAao/JIH_-C8xMlo/s320/IMG_1422.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Badem Çorbası&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İçinde 4 çeşit meze bulundurduğundan soğuk başlangıç olarak Asitane Lokmaları tabağını istedik. Tabakta, k&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;uş üzümlü, çam fıstıklı ve tarçınlı nohut ezmesi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Hums Lokması, b&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;iberiye ile tatlandırılmış, taze soğan, sivri biber ve domatesli lor peyniri&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Lor mahlutu, z&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;eytinyağlı ve dereotlu içbakla ezmesi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Fava&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&amp;nbsp;ve antep fıstıklı&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Dövme Hıyar Salatası vardı. Bunlar, bildiğimiz klasik mezeler olmalarına rağmen ufak detaylarla çok güzel lezzetlendirilmişler. Sıcak başlangıç olarak da t&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;arçınlı ve karanfilli, kızartılmış&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Ciğer Köftesi yedik. Ciğer köftesinde ciğer tadı çok fazla gelmiyordu, özellikle karanfil&amp;nbsp;kokusu çok baskındı. Böylece Arnavut ve Edirne Ciğeri'nden sonra bol karanfilli ciğer köftesi de yemiş olduk.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qlrm11xHN6E/TiQS_In1API/AAAAAAAAAaw/cicUNycqPEE/s1600/IMG_1425.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-qlrm11xHN6E/TiQS_In1API/AAAAAAAAAaw/cicUNycqPEE/s320/IMG_1425.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Asitane Lokmaları&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lOzwxPhIeZ0/TiQTAiHwsJI/AAAAAAAAAa0/eh0sQe1i6-A/s1600/IMG_1427.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-lOzwxPhIeZ0/TiQTAiHwsJI/AAAAAAAAAa0/eh0sQe1i6-A/s320/IMG_1427.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Dövme Hıyar Salatası, Fava, Lor Mahlutu, Hums Lokması&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fNTf8orBB_U/TiQStLp-icI/AAAAAAAAAas/IJG01Mj2JKo/s1600/IMG_1424.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-fNTf8orBB_U/TiQStLp-icI/AAAAAAAAAas/IJG01Mj2JKo/s320/IMG_1424.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Ciğer Köftesi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Yemeğin asıl yıldızlarına gelince:&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Dana ve kuzu eti, pirinç, baharatlar, badem, dolmalık fıstık ve kuş üzümü ile doldurulmuş fırında kavun Kavun Dolması ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;kıtır kıtır yufka içerisinde sunulan Beğendili Kuzu İncik. Aslında ilk tercihimiz&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Bostan Patlıcanında Reyhanlı Bıldırcın'dı fakat ne yazık ki bu yemeğin bulunmadığını söylediler. Kavun Dolması'ndaki iç pilav bol malzemeli ve çok lezzetliydi. İç pilavı çok severim ve bizim ailenin yaptığı iç pilavdan başkasını da kolay kolay beğenmem ama bu iç pilav bana göre tam kıvamındaydı. Kavunlu bir ana yemek hayal bile edemezdim fakat hem iç pilavıyla hem de kavun parçalarına ekledikleri sosla muhteşem bir lezzet çıkmış ortaya... Beğendili Kuzu İncik de Kavun Dolması gibi hem sunum hem de lezzet açısından çok güzeldi. Tam ayarında pişmiş ve yumuşacık olan etin beğendiyle olan uyumu zaten herkes tarafından bilinir. Ana yemekler için daha fazla söyleyecek söz bulamıyorum.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Bu yemeklerin yanında tabi ki usülüne uygun olarak Osmanlı Şerbetleri içmek istedik ve geçen seneki iftar yemeğinde en çok beğendiğimiz Nar Çiçeği ve Demirhindi şerbetlerinden içtik.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-paeqEIhhqHo/TiQTvYekOuI/AAAAAAAAAa4/S3OC4DXXsBc/s1600/IMG_1428.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-paeqEIhhqHo/TiQTvYekOuI/AAAAAAAAAa4/S3OC4DXXsBc/s320/IMG_1428.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Beğendili Kuzu İncik&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Pei30RRXD8o/TiQTxByv3vI/AAAAAAAAAa8/b84Iasnlgs0/s1600/IMG_1431.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-Pei30RRXD8o/TiQTxByv3vI/AAAAAAAAAa8/b84Iasnlgs0/s320/IMG_1431.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kavun Dolması&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Çorbadan, mezelerden, ciğerden ve ana yemekten sonra midemizde kesinlikle bir ağırlık hissetmedik ve hemen tatlı faslına geçtik. Tatlı olarak da ben&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Şeftalili Kaa adı verilen &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;c&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;evizli bir şeftali tatlısı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&amp;nbsp;yedim. Şerbetli bir hamur üzerinde karamelize şeftaliler vardı. Dondurma ile servis edilen tatlı da bol cevizli ve bol karanfilliydi. Eşim de g&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;ül şerbeti içinde sakızlı su muhallebisi parçaları, badem, Antep fıstığı ve mevsim meyveleri bulunan&amp;nbsp;Helatiye&amp;nbsp;yedi. Komşunun tavuğu misali olduğundan mıdır bilemem ben eşimin yediği Helatiye'yi daha çok beğendim. Helatiye tam bir yaz akşamı tatlısı. Benim yediğim tatlı biraz daha ağırdı ve karanfil kokusu bana göre çok fazlaydı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Wv8g5xJklWY/TiQVgqpGJNI/AAAAAAAAAbA/r-Qv_oRSgCY/s1600/IMG_1436.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-Wv8g5xJklWY/TiQVgqpGJNI/AAAAAAAAAbA/r-Qv_oRSgCY/s320/IMG_1436.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Şeftalili Kaa&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iFK5GP6TCEk/TiQVi1BxPhI/AAAAAAAAAbE/0eyCsT4ng70/s1600/IMG_1438.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-iFK5GP6TCEk/TiQVi1BxPhI/AAAAAAAAAbE/0eyCsT4ng70/s320/IMG_1438.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Helatiye&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Yemeğe maalesef biraz erken gitmişiz, biz tatlılarımızı bitirmeye yakın müzisyenler yerlerini aldılar ve o eski ve güzel Türk Sanat Müziği parçalarını çalıp söylemeye başladılar. Yine de bir kaç şarkı dinlemeden kalkamadık. Öğrendiğimize göre perşembeden pazara bu güzel müzik eşliğinde yemek yenilebiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-e83jPVHUSRU/TiQVvyb5stI/AAAAAAAAAbI/e8tNzhkk1zg/s1600/IMG_1445.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-e83jPVHUSRU/TiQVvyb5stI/AAAAAAAAAbI/e8tNzhkk1zg/s320/IMG_1445.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Kısacası Asitane'de başka yerlerde sıklıkla karşılaşamayacağımız tatları seçmeye çalıştık ve hepsinin birbirinden güzel olduğunu söyleyebilirim. Yemeklere ne tuz ne de karabiber ekleme ihtiyacı hissettik, zaten kendilerine güvenlerinden olsa gerek masada tuzluk ve biberlik de yoktu. Yediklerimizden her biri kendine has lezzetiyle bizi Osmalı zamanına götürdü. Bugünlerde moda olan Osmanlı İmparatorluğu'nu geri getirme gibi hayallerim yok fakat o zamanlardan kalma güzel gelenek ve göreneklerin unutulmaması taraftarıyım.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Türkler'den daha çok yabancıların bu restoranı tercih etmeleri onların bu kültürü bizden daha fazla merak ettiğini gösteriyor. Tabi bir de fiyat konusu var,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Asitane kesinlikle ucuz bir yer değil fakat verilen her kuruşu hakettikleri için imkan varsa, arada bir de olsa böyle farklı lezzetler sunan yerlere gidilmesi gerektiğini düşünüyorum.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Edirnekapı'da gezecek daha çok fazla yer olduğunu biliyoruz. Biz bu sefer kısa bir tur yapmış olduk. Bir dahaki sefere daha detaylı bir Edirnekapı gezisi yapmayı planlıyoruz. Size de Kariye Müzesi ve Mihrimah Sultan Camii'ni gezdikten sonra güzel bir yemek için Asitane'ye uğramanızı tavsiye ediyorum. &lt;a href="http://www.asitanerestaurant.com/yazmenusu.php"&gt;Buradan&lt;/a&gt; yaz menüsüne ulaşıp yemekleri ve fiyatları inceleyebilirsiniz, ayrıca yemeklerin hangi yıllara ve dönemlere ait olduklarını da bulabilirsiniz. Şimdiden afiyet olsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;Not:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;2011&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;a href="http://www.asitanerestaurant.com/ramazan_menuleri.php"&gt;Ramazan menüsünü&lt;/a&gt; de sitelerine eklemişler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 15px; -webkit-border-vertical-spacing: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-8758726008960430885?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/8758726008960430885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/8758726008960430885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/07/asitane-restaurant.html' title='Asitane Restaurant'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Ip2GAmetwv4/TiQRe_ik5ZI/AAAAAAAAAaU/2QXLqzwjjGc/s72-c/IMG_1281.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-3036439734438659191</id><published>2011-07-26T14:43:00.000+03:00</published><updated>2011-07-26T14:43:37.833+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edirnekapı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Chora Museum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asitane Restaurant'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kariye Müzesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii'/><title type='text'>Kariye Müzesi ve Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kariye (Chora) Müzesi ve Asitane Restaurant bizim için ayrılmaz bir bütün oldu, yılda en az bir kere Edirnekapı'ya uğramadan edemiyoruz. Geçen haftasonu da Asitane'ye akşam yemeğine gitmeye karar verdik ve yemek öncesi Kariye Müzesi'ni tekrar gezmek için yola biraz daha erken çıktık. Kariye Müzesi'nin tarihinden daha önce yazdığım &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/10/kariye-muzesi-ve-asitanede-iftar.html"&gt;Asitane&amp;nbsp;yazısında&lt;/a&gt; bahsetmiştim. Geçen sefer fotoğraf makinemizi yanımıza almadığımızdan fotoğraf çekme imkanı bulamamıştık, neyse ki bu sefer aynı hataya düşmedik ve Kariye Müzesi'nin birbirinden değerli mozaiklerini&amp;nbsp;bol bol fotoğrafladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kariye Müzesi'nden sonra ayrıca kısa bir Mihrimah Sultan Camii gezisi yaptık. Mimar Sinan'ın Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan için yaptığı ikinci cami olan Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii'ni ne zamandır görmek istiyorduk. Üsküdar'da yapılmış ilk Mihrimah Sultan Camii'ni ise daha önce bir &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/10/uskudara-gider-iken.html"&gt;Üsküdar gezisinde&lt;/a&gt; görmüştük. Lafı uzatmadan sizleri Kariye Müzesi'nin, içindeki güzel mozaiklerin ve Mihrimah Sultan Camii'nin fotoğrafları ile başbaşa bırakayım, Asitane'deki muhteşem Osmanlı yemekleri bir sonraki yazıda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Kariye Müzesi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-e6iYVSkIjHA/TiQKHQlS8tI/AAAAAAAAAYo/1PHdcMnXZ9E/s1600/IMG_1286.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-e6iYVSkIjHA/TiQKHQlS8tI/AAAAAAAAAYo/1PHdcMnXZ9E/s400/IMG_1286.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-oduMSZLBTzU/TiQKN2gWTnI/AAAAAAAAAYs/VRegznvxxNo/s1600/IMG_1287.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-oduMSZLBTzU/TiQKN2gWTnI/AAAAAAAAAYs/VRegznvxxNo/s400/IMG_1287.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QzzKKDbEee4/TiQKRIPnoiI/AAAAAAAAAYw/Q65K935Ibw0/s1600/IMG_1288.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-QzzKKDbEee4/TiQKRIPnoiI/AAAAAAAAAYw/Q65K935Ibw0/s400/IMG_1288.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;-Hello abla, bi resmimi çeksene:)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-UWIM47DoyO8/TiQKXXxUnpI/AAAAAAAAAY4/PGXs-Y3OnTk/s1600/IMG_1290.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-UWIM47DoyO8/TiQKXXxUnpI/AAAAAAAAAY4/PGXs-Y3OnTk/s400/IMG_1290.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xmNMFiCDxRs/TiQKyoXv98I/AAAAAAAAAY8/cYjDH11jsoc/s1600/IMG_1292.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-xmNMFiCDxRs/TiQKyoXv98I/AAAAAAAAAY8/cYjDH11jsoc/s400/IMG_1292.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-yd38fmCvP04/TiQK2A6zVpI/AAAAAAAAAZA/eaFQy9_Qm4s/s1600/IMG_1293.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-yd38fmCvP04/TiQK2A6zVpI/AAAAAAAAAZA/eaFQy9_Qm4s/s400/IMG_1293.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-pvKGverDzW0/TiQK8NkX9MI/AAAAAAAAAZE/0GIYRel-S2M/s1600/IMG_1294.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-pvKGverDzW0/TiQK8NkX9MI/AAAAAAAAAZE/0GIYRel-S2M/s400/IMG_1294.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-c_NkpD73DFo/TiQLWl4Rr4I/AAAAAAAAAZI/oi7zcX13MXI/s1600/IMG_1298.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-c_NkpD73DFo/TiQLWl4Rr4I/AAAAAAAAAZI/oi7zcX13MXI/s400/IMG_1298.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wtf2joDFxPs/TiQLdX8xRNI/AAAAAAAAAZM/1L-rdGKQhRw/s1600/IMG_1300.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-wtf2joDFxPs/TiQLdX8xRNI/AAAAAAAAAZM/1L-rdGKQhRw/s400/IMG_1300.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hQVoX3CDcd4/TiQLhOGf1mI/AAAAAAAAAZQ/Xhm488-81KQ/s1600/IMG_1301.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-hQVoX3CDcd4/TiQLhOGf1mI/AAAAAAAAAZQ/Xhm488-81KQ/s400/IMG_1301.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-_RXW4H-Sl08/TiQLkKmRXbI/AAAAAAAAAZU/yZAJNJLsLK4/s1600/IMG_1302.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-_RXW4H-Sl08/TiQLkKmRXbI/AAAAAAAAAZU/yZAJNJLsLK4/s400/IMG_1302.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-o1CkuqG5Vg0/TiQO1oXkjoI/AAAAAAAAAZY/bFQQLxxYCQ8/s1600/IMG_1304.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-o1CkuqG5Vg0/TiQO1oXkjoI/AAAAAAAAAZY/bFQQLxxYCQ8/s400/IMG_1304.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-aK0K-tYZIYw/TiQO3xZVwtI/AAAAAAAAAZc/ApEkVYJIuSM/s1600/IMG_1305.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-aK0K-tYZIYw/TiQO3xZVwtI/AAAAAAAAAZc/ApEkVYJIuSM/s400/IMG_1305.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-62JmPlq-ocI/TiQO5sFCXiI/AAAAAAAAAZg/3Hy06ZBJe3k/s1600/IMG_1306.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-62JmPlq-ocI/TiQO5sFCXiI/AAAAAAAAAZg/3Hy06ZBJe3k/s400/IMG_1306.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1feyaE6BQyc/TiQO8C5vV5I/AAAAAAAAAZk/JaPkUOoCf0A/s1600/IMG_1307.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-1feyaE6BQyc/TiQO8C5vV5I/AAAAAAAAAZk/JaPkUOoCf0A/s400/IMG_1307.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0nCKkC1hr-8/TiQO_E-q8wI/AAAAAAAAAZo/XqwXhXCymdU/s1600/IMG_1308.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-0nCKkC1hr-8/TiQO_E-q8wI/AAAAAAAAAZo/XqwXhXCymdU/s400/IMG_1308.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qq_vQiSnltw/TiQPp66RefI/AAAAAAAAAZw/24yMVUN-M_w/s1600/IMG_1310.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-qq_vQiSnltw/TiQPp66RefI/AAAAAAAAAZw/24yMVUN-M_w/s400/IMG_1310.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-avAVgWrA9Zw/TiQPtMGKn3I/AAAAAAAAAZ0/Y2HHZJFRj_0/s1600/IMG_1311.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-avAVgWrA9Zw/TiQPtMGKn3I/AAAAAAAAAZ0/Y2HHZJFRj_0/s400/IMG_1311.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RbFk5-9WXiw/TiQPwTa8OSI/AAAAAAAAAZ4/BVC3WYYn4Cc/s1600/IMG_1312.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-RbFk5-9WXiw/TiQPwTa8OSI/AAAAAAAAAZ4/BVC3WYYn4Cc/s400/IMG_1312.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nNKjLmHvWP4/TiQP0njJmgI/AAAAAAAAAZ8/Z8rL5kCQs3A/s1600/IMG_1313.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-nNKjLmHvWP4/TiQP0njJmgI/AAAAAAAAAZ8/Z8rL5kCQs3A/s400/IMG_1313.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-b_-5XDCALTo/TiQQIv2F6EI/AAAAAAAAAaA/1oil-EhiRhg/s1600/IMG_1314.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-b_-5XDCALTo/TiQQIv2F6EI/AAAAAAAAAaA/1oil-EhiRhg/s400/IMG_1314.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-torX-tLOMNI/TiQQLZTSfUI/AAAAAAAAAaE/5TQYBUlRzvQ/s1600/IMG_1315.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-torX-tLOMNI/TiQQLZTSfUI/AAAAAAAAAaE/5TQYBUlRzvQ/s400/IMG_1315.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yqObqV92gVU/TiQQOI5JZ0I/AAAAAAAAAaI/8gnypdv7PdE/s1600/IMG_1316.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-yqObqV92gVU/TiQQOI5JZ0I/AAAAAAAAAaI/8gnypdv7PdE/s400/IMG_1316.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EHmtCwBVG9I/TiQQRAi_efI/AAAAAAAAAaM/HbXGJu6Bfys/s1600/IMG_1317.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-EHmtCwBVG9I/TiQQRAi_efI/AAAAAAAAAaM/HbXGJu6Bfys/s400/IMG_1317.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mLmRC7Rz6vw/TiQQU5XDv7I/AAAAAAAAAaQ/cgAlFHy5mCo/s1600/IMG_1318.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://1.bp.blogspot.com/-mLmRC7Rz6vw/TiQQU5XDv7I/AAAAAAAAAaQ/cgAlFHy5mCo/s400/IMG_1318.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-C0xlZo2oOro/TiQau-645_I/AAAAAAAAAbM/sLzHGzpEUJk/s1600/IMG_1319.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-C0xlZo2oOro/TiQau-645_I/AAAAAAAAAbM/sLzHGzpEUJk/s400/IMG_1319.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-WxVE3b9SQUU/TiQayqcEkzI/AAAAAAAAAbQ/fqYMsueQQsM/s1600/IMG_1320.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-WxVE3b9SQUU/TiQayqcEkzI/AAAAAAAAAbQ/fqYMsueQQsM/s400/IMG_1320.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NE80wPDpgr8/TiQa3xGjDaI/AAAAAAAAAbU/TX5fQvgs5h8/s1600/IMG_1321.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-NE80wPDpgr8/TiQa3xGjDaI/AAAAAAAAAbU/TX5fQvgs5h8/s400/IMG_1321.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Fhl56IlmMBE/TiQa7DnKsMI/AAAAAAAAAbY/CwmLHocWg28/s1600/IMG_1322.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-Fhl56IlmMBE/TiQa7DnKsMI/AAAAAAAAAbY/CwmLHocWg28/s400/IMG_1322.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ivOM4VarvF4/TiQa-8XOG3I/AAAAAAAAAbc/ytZbhW7_ofY/s1600/IMG_1323.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-ivOM4VarvF4/TiQa-8XOG3I/AAAAAAAAAbc/ytZbhW7_ofY/s400/IMG_1323.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Clwvx_R8ScI/TiQbbP24EoI/AAAAAAAAAbg/4OliYT2EK50/s1600/IMG_1324.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-Clwvx_R8ScI/TiQbbP24EoI/AAAAAAAAAbg/4OliYT2EK50/s400/IMG_1324.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-303hJm7N-9M/TiQbe_j3icI/AAAAAAAAAbk/2nBkvZTfqSE/s1600/IMG_1325.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-303hJm7N-9M/TiQbe_j3icI/AAAAAAAAAbk/2nBkvZTfqSE/s400/IMG_1325.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-j4tZkNIjSKc/TiQblN_IILI/AAAAAAAAAbo/M1cxtw_Z2Vk/s1600/IMG_1326.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-j4tZkNIjSKc/TiQblN_IILI/AAAAAAAAAbo/M1cxtw_Z2Vk/s400/IMG_1326.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-sLJ7pFETDfY/TiQbzUeRivI/AAAAAAAAAbw/n60lWmb2SYA/s1600/IMG_1328.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-sLJ7pFETDfY/TiQbzUeRivI/AAAAAAAAAbw/n60lWmb2SYA/s400/IMG_1328.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xhT9mDXamg8/TiQdKlGBMII/AAAAAAAAAb0/32-_3X6f5mk/s1600/IMG_1329.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-xhT9mDXamg8/TiQdKlGBMII/AAAAAAAAAb0/32-_3X6f5mk/s400/IMG_1329.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-e9x961ZuoDk/TiQdOU_lbfI/AAAAAAAAAb4/FSmwTEJHvb0/s1600/IMG_1330.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-e9x961ZuoDk/TiQdOU_lbfI/AAAAAAAAAb4/FSmwTEJHvb0/s400/IMG_1330.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-uomS-4AF_z4/TiQdUu4QRMI/AAAAAAAAAb8/jutEqj5grtg/s1600/IMG_1331.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-uomS-4AF_z4/TiQdUu4QRMI/AAAAAAAAAb8/jutEqj5grtg/s400/IMG_1331.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-oAiWg26ooeo/TiQdZ6v8KtI/AAAAAAAAAcA/JJ6qIxyQrBA/s1600/IMG_1332.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-oAiWg26ooeo/TiQdZ6v8KtI/AAAAAAAAAcA/JJ6qIxyQrBA/s400/IMG_1332.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-TPGxuF_iUDE/TiQde5_4qwI/AAAAAAAAAcE/gJj3q4MmGPQ/s1600/IMG_1333.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-TPGxuF_iUDE/TiQde5_4qwI/AAAAAAAAAcE/gJj3q4MmGPQ/s400/IMG_1333.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AxZyMBSseyI/TiQd2tVuDsI/AAAAAAAAAcI/mevAa2ZmTyU/s1600/IMG_1334.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-AxZyMBSseyI/TiQd2tVuDsI/AAAAAAAAAcI/mevAa2ZmTyU/s400/IMG_1334.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gctrEBugNX4/TiQeB-qcpCI/AAAAAAAAAcM/e5aCWK4c6-k/s1600/IMG_1335.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-gctrEBugNX4/TiQeB-qcpCI/AAAAAAAAAcM/e5aCWK4c6-k/s400/IMG_1335.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JhLylNgTeBE/TiQeGe1of8I/AAAAAAAAAcQ/I2oWKW89U5c/s1600/IMG_1336.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-JhLylNgTeBE/TiQeGe1of8I/AAAAAAAAAcQ/I2oWKW89U5c/s400/IMG_1336.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lUrXwoczrUQ/TiQeOTB2IgI/AAAAAAAAAcU/uneX37C6HE0/s1600/IMG_1337.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-lUrXwoczrUQ/TiQeOTB2IgI/AAAAAAAAAcU/uneX37C6HE0/s400/IMG_1337.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-swDNYPwFBAM/TiQeWEAuNRI/AAAAAAAAAcY/MoxjH-JfGsE/s1600/IMG_1338.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-swDNYPwFBAM/TiQeWEAuNRI/AAAAAAAAAcY/MoxjH-JfGsE/s400/IMG_1338.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-xC6tEXPekI0/TiQe88A6HNI/AAAAAAAAAcc/tHFcf3XtocE/s1600/IMG_1339.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-xC6tEXPekI0/TiQe88A6HNI/AAAAAAAAAcc/tHFcf3XtocE/s400/IMG_1339.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RogElYD0u40/TiQfAeEnXcI/AAAAAAAAAcg/9ClYBP404gQ/s1600/IMG_1340.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-RogElYD0u40/TiQfAeEnXcI/AAAAAAAAAcg/9ClYBP404gQ/s400/IMG_1340.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Jn2ak-76m5c/TiQfFCOmzOI/AAAAAAAAAck/-SlIV-X4DaQ/s1600/IMG_1341.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-Jn2ak-76m5c/TiQfFCOmzOI/AAAAAAAAAck/-SlIV-X4DaQ/s400/IMG_1341.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-L2-_Nn2AT3s/TiQfKedFNYI/AAAAAAAAAco/cBGISzcK48k/s1600/IMG_1342.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-L2-_Nn2AT3s/TiQfKedFNYI/AAAAAAAAAco/cBGISzcK48k/s400/IMG_1342.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_B0tWmhasjM/TiQfNxONtHI/AAAAAAAAAcs/AZ0rvps0JOI/s1600/IMG_1343.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-_B0tWmhasjM/TiQfNxONtHI/AAAAAAAAAcs/AZ0rvps0JOI/s400/IMG_1343.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-q-o5BALnhmM/TiQfkvvZu2I/AAAAAAAAAcw/Ni0Vy9rH8ow/s1600/IMG_1344.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-q-o5BALnhmM/TiQfkvvZu2I/AAAAAAAAAcw/Ni0Vy9rH8ow/s400/IMG_1344.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-HxISfm2-rdI/TiQfoh8xyFI/AAAAAAAAAc0/dYtJCg-fxfI/s1600/IMG_1345.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-HxISfm2-rdI/TiQfoh8xyFI/AAAAAAAAAc0/dYtJCg-fxfI/s400/IMG_1345.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-NW2uix0rwrs/TiQfryi5anI/AAAAAAAAAc4/fA10clyKLaE/s1600/IMG_1346.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-NW2uix0rwrs/TiQfryi5anI/AAAAAAAAAc4/fA10clyKLaE/s400/IMG_1346.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-hy1I37MMfD0/TiQfwDpJWUI/AAAAAAAAAc8/S9ZvxeELJDo/s1600/IMG_1347.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-hy1I37MMfD0/TiQfwDpJWUI/AAAAAAAAAc8/S9ZvxeELJDo/s400/IMG_1347.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--k5Ci8z6VLs/TiQf1H0qb2I/AAAAAAAAAdA/w8W6LT0Km6E/s1600/IMG_1348.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/--k5Ci8z6VLs/TiQf1H0qb2I/AAAAAAAAAdA/w8W6LT0Km6E/s400/IMG_1348.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-B2HWs_6cXxY/TiQgGpvue9I/AAAAAAAAAdE/PCMViIoGiW8/s1600/IMG_1349.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-B2HWs_6cXxY/TiQgGpvue9I/AAAAAAAAAdE/PCMViIoGiW8/s400/IMG_1349.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LB-Il-ZWwWM/TiQgK7f5rGI/AAAAAAAAAdI/tS37K6w6QCY/s1600/IMG_1350.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-LB-Il-ZWwWM/TiQgK7f5rGI/AAAAAAAAAdI/tS37K6w6QCY/s400/IMG_1350.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_SV4hiGCuvk/TiQgTq2JoMI/AAAAAAAAAdQ/IvKPrkH3-Hg/s1600/IMG_1352.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-_SV4hiGCuvk/TiQgTq2JoMI/AAAAAAAAAdQ/IvKPrkH3-Hg/s400/IMG_1352.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qqLVJy8lU9g/TiQiMJ8LnQI/AAAAAAAAAdc/3GkBj-ubCcY/s1600/IMG_1355.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-qqLVJy8lU9g/TiQiMJ8LnQI/AAAAAAAAAdc/3GkBj-ubCcY/s400/IMG_1355.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-j6Kwk9ScbZM/TiQiOBxpsII/AAAAAAAAAdg/CRQL4x9FBkI/s1600/IMG_1356.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-j6Kwk9ScbZM/TiQiOBxpsII/AAAAAAAAAdg/CRQL4x9FBkI/s400/IMG_1356.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-_tCAM0IfJBs/TiQiPZyRH7I/AAAAAAAAAdk/6JWVVMyTufY/s1600/IMG_1357.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-_tCAM0IfJBs/TiQiPZyRH7I/AAAAAAAAAdk/6JWVVMyTufY/s400/IMG_1357.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-RaVwzXlvgBE/TiQiQ-0dWcI/AAAAAAAAAdo/6gqr49L8BOE/s1600/IMG_1358.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-RaVwzXlvgBE/TiQiQ-0dWcI/AAAAAAAAAdo/6gqr49L8BOE/s400/IMG_1358.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-o7T8AVmMTOw/TiQiewM0tRI/AAAAAAAAAds/aHGPkdQuYlU/s1600/IMG_1359.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-o7T8AVmMTOw/TiQiewM0tRI/AAAAAAAAAds/aHGPkdQuYlU/s400/IMG_1359.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-rZF7enhK_eQ/TiQignmk3WI/AAAAAAAAAdw/cEPpja7Mvtw/s1600/IMG_1360.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-rZF7enhK_eQ/TiQignmk3WI/AAAAAAAAAdw/cEPpja7Mvtw/s400/IMG_1360.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-3OOcDXflyoM/TiQiiFONMpI/AAAAAAAAAd0/0LX3_VyoBds/s1600/IMG_1361.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-3OOcDXflyoM/TiQiiFONMpI/AAAAAAAAAd0/0LX3_VyoBds/s400/IMG_1361.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XIV_iuN_RN8/TiQije-9_PI/AAAAAAAAAd4/IPxJ_NgZm38/s1600/IMG_1362.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-XIV_iuN_RN8/TiQije-9_PI/AAAAAAAAAd4/IPxJ_NgZm38/s400/IMG_1362.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ottvPeQN4UI/TiQiklHcbdI/AAAAAAAAAd8/u7Lw0BEDMhw/s1600/IMG_1363.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-ottvPeQN4UI/TiQiklHcbdI/AAAAAAAAAd8/u7Lw0BEDMhw/s400/IMG_1363.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qeA5y0_bsJg/TiQi5Dl0SVI/AAAAAAAAAeA/F_Bl45a7PC0/s1600/IMG_1364.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-qeA5y0_bsJg/TiQi5Dl0SVI/AAAAAAAAAeA/F_Bl45a7PC0/s400/IMG_1364.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-P_a8l1VdoGg/TiQi6RFMozI/AAAAAAAAAeE/eqlQtorwJ_8/s1600/IMG_1365.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-P_a8l1VdoGg/TiQi6RFMozI/AAAAAAAAAeE/eqlQtorwJ_8/s400/IMG_1365.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Grqf-Uwq0_A/TiQi7QZIvDI/AAAAAAAAAeI/678fVkYxR5c/s1600/IMG_1366.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-Grqf-Uwq0_A/TiQi7QZIvDI/AAAAAAAAAeI/678fVkYxR5c/s400/IMG_1366.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-2NZDPYYZXUo/TiQi8qUO4jI/AAAAAAAAAeM/dDmD2etkmw0/s1600/IMG_1367.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-2NZDPYYZXUo/TiQi8qUO4jI/AAAAAAAAAeM/dDmD2etkmw0/s400/IMG_1367.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ELCVyagAX4k/TiQi-SHqUUI/AAAAAAAAAeQ/-WHf5MlpBO8/s1600/IMG_1368.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-ELCVyagAX4k/TiQi-SHqUUI/AAAAAAAAAeQ/-WHf5MlpBO8/s400/IMG_1368.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6X1T-xXFPv8/TiQi_lDav-I/AAAAAAAAAeU/5LWt36UcoGg/s1600/IMG_1369.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-6X1T-xXFPv8/TiQi_lDav-I/AAAAAAAAAeU/5LWt36UcoGg/s400/IMG_1369.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZEbIVaJ_qvQ/TiQjP-ayndI/AAAAAAAAAeg/9LVBZV82cJc/s1600/IMG_1372.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZEbIVaJ_qvQ/TiQjP-ayndI/AAAAAAAAAeg/9LVBZV82cJc/s400/IMG_1372.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GiKawk8J4Nw/TiQjRQn0IVI/AAAAAAAAAek/Jf73GZ3nYfY/s1600/IMG_1373.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-GiKawk8J4Nw/TiQjRQn0IVI/AAAAAAAAAek/Jf73GZ3nYfY/s400/IMG_1373.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-cqySN89lfG8/TiQjSkumBnI/AAAAAAAAAeo/57cC6egHk-8/s1600/IMG_1374.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-cqySN89lfG8/TiQjSkumBnI/AAAAAAAAAeo/57cC6egHk-8/s400/IMG_1374.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7jFCqoxWGGE/TiQjUBI4HZI/AAAAAAAAAes/2zPylhGdptA/s1600/IMG_1375.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-7jFCqoxWGGE/TiQjUBI4HZI/AAAAAAAAAes/2zPylhGdptA/s400/IMG_1375.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iUZHIMIsIxQ/TiQjVYu4ChI/AAAAAAAAAew/C8Hn3SHZw54/s1600/IMG_1376.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-iUZHIMIsIxQ/TiQjVYu4ChI/AAAAAAAAAew/C8Hn3SHZw54/s400/IMG_1376.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-RZgai_2FKJA/TiQjW69xeWI/AAAAAAAAAe0/OaMZ16dnqHQ/s1600/IMG_1377.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-RZgai_2FKJA/TiQjW69xeWI/AAAAAAAAAe0/OaMZ16dnqHQ/s400/IMG_1377.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-RcIcVj0ge8I/TiQjYE2DLYI/AAAAAAAAAe4/dKnM0RSAjrc/s1600/IMG_1378.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-RcIcVj0ge8I/TiQjYE2DLYI/AAAAAAAAAe4/dKnM0RSAjrc/s400/IMG_1378.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6tVvH1r-XpY/TiQjZN1szTI/AAAAAAAAAe8/pRbZfOexAUo/s1600/IMG_1379.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-6tVvH1r-XpY/TiQjZN1szTI/AAAAAAAAAe8/pRbZfOexAUo/s400/IMG_1379.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6q6PRotYlW8/TiQjasu_DII/AAAAAAAAAfA/esqtlcsYfAo/s1600/IMG_1380.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-6q6PRotYlW8/TiQjasu_DII/AAAAAAAAAfA/esqtlcsYfAo/s400/IMG_1380.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Mihrimah Sultan Camii&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Edirnekapı'da bulunan Mihrimah Sultan Camii, Mimar Sinan tarafından 1562-1565 yılları arasında surların hemen yanına yapılmış. Tek minaresi bulunan caminin kubbe yükseliği ise 37 metre ve çok sayıda penceresi ile Mimar Sinan'ın yaptığı en aydınlık camilerden biri sayılıyor. Bilindiği üzere Üsküdar'da da bir Mihrimah Sultan Camii bulunmakta. Camilerin ilginç hikayesini &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/10/uskudara-gider-iken.html"&gt;buradan&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7EXBLP6z9zY/TiQkwHBKESI/AAAAAAAAAfE/zLGnkDZm3w0/s1600/IMG_1384.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-7EXBLP6z9zY/TiQkwHBKESI/AAAAAAAAAfE/zLGnkDZm3w0/s400/IMG_1384.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-imt8VzUHmt0/TiQkxJiC66I/AAAAAAAAAfI/G9tSoPa4Q18/s1600/IMG_1385.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-imt8VzUHmt0/TiQkxJiC66I/AAAAAAAAAfI/G9tSoPa4Q18/s400/IMG_1385.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-hbV9VdpBheQ/TiQkyHOBlhI/AAAAAAAAAfM/9ehIwaPt1xY/s1600/IMG_1386.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-hbV9VdpBheQ/TiQkyHOBlhI/AAAAAAAAAfM/9ehIwaPt1xY/s400/IMG_1386.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JD-zW1qFL18/TiQkzRtI-GI/AAAAAAAAAfQ/kYmSI90SLzw/s1600/IMG_1387.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-JD-zW1qFL18/TiQkzRtI-GI/AAAAAAAAAfQ/kYmSI90SLzw/s400/IMG_1387.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-WoaZlJA0jms/TiQk0v-vPJI/AAAAAAAAAfU/dkSNh4KObqY/s1600/IMG_1388.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-WoaZlJA0jms/TiQk0v-vPJI/AAAAAAAAAfU/dkSNh4KObqY/s400/IMG_1388.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-KJtOCIlq9OU/TiQk2HUtBKI/AAAAAAAAAfY/OlYQ_Vzcbfc/s1600/IMG_1389.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-KJtOCIlq9OU/TiQk2HUtBKI/AAAAAAAAAfY/OlYQ_Vzcbfc/s400/IMG_1389.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RHKu-oC1RlQ/TiQk3WHbT_I/AAAAAAAAAfc/4JHwr10zW-8/s1600/IMG_1390.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-RHKu-oC1RlQ/TiQk3WHbT_I/AAAAAAAAAfc/4JHwr10zW-8/s400/IMG_1390.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wtITf275tGg/TiQk4owN7rI/AAAAAAAAAfg/7zgqBlHmE6I/s1600/IMG_1391.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-wtITf275tGg/TiQk4owN7rI/AAAAAAAAAfg/7zgqBlHmE6I/s400/IMG_1391.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5KTlIHWVC3Q/TiQlIEwctnI/AAAAAAAAAfk/8BdYAS03m4g/s1600/IMG_1392.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-5KTlIHWVC3Q/TiQlIEwctnI/AAAAAAAAAfk/8BdYAS03m4g/s400/IMG_1392.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bhNrJWd_8tE/TiQlJaKSFSI/AAAAAAAAAfo/xPq4naObO8o/s1600/IMG_1393.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-bhNrJWd_8tE/TiQlJaKSFSI/AAAAAAAAAfo/xPq4naObO8o/s400/IMG_1393.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EVUiKI8Lv30/TiQlKgP7N8I/AAAAAAAAAfs/sG5iU6ULbho/s1600/IMG_1394.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-EVUiKI8Lv30/TiQlKgP7N8I/AAAAAAAAAfs/sG5iU6ULbho/s400/IMG_1394.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-oBMCDpZUlrU/TiQlLxUXNnI/AAAAAAAAAfw/vRjtNF5JQZ8/s1600/IMG_1395.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-oBMCDpZUlrU/TiQlLxUXNnI/AAAAAAAAAfw/vRjtNF5JQZ8/s400/IMG_1395.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fGy91gAOUA4/TiQlNNrbKbI/AAAAAAAAAf0/vlln3ZjGnEc/s1600/IMG_1396.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-fGy91gAOUA4/TiQlNNrbKbI/AAAAAAAAAf0/vlln3ZjGnEc/s400/IMG_1396.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-rPinVgrXSoI/TiQlOgJwKNI/AAAAAAAAAf4/P76RTkeZKr8/s1600/IMG_1397.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/-rPinVgrXSoI/TiQlOgJwKNI/AAAAAAAAAf4/P76RTkeZKr8/s400/IMG_1397.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tbs2mVIFtho/TiQlPikfkhI/AAAAAAAAAf8/h0QnuDICa88/s1600/IMG_1398.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-tbs2mVIFtho/TiQlPikfkhI/AAAAAAAAAf8/h0QnuDICa88/s400/IMG_1398.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-OUDIwb9RaQ0/TiQlR4wObMI/AAAAAAAAAgE/uMZXt1fl18M/s1600/IMG_1400.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-OUDIwb9RaQ0/TiQlR4wObMI/AAAAAAAAAgE/uMZXt1fl18M/s400/IMG_1400.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4HIoIGgKfgs/TiQlS0nEHyI/AAAAAAAAAgI/TgzUk4kLWe4/s1600/IMG_1401.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-4HIoIGgKfgs/TiQlS0nEHyI/AAAAAAAAAgI/TgzUk4kLWe4/s400/IMG_1401.JPG" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-3036439734438659191?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3036439734438659191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3036439734438659191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/07/kariye-muzesi-ve-edirnekap-mihrimah.html' title='Kariye Müzesi ve Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-e6iYVSkIjHA/TiQKHQlS8tI/AAAAAAAAAYo/1PHdcMnXZ9E/s72-c/IMG_1286.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-8038623701483938976</id><published>2011-06-15T08:59:00.000+03:00</published><updated>2011-06-15T08:59:24.193+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul Efsaneleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul Hikayeleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erk Acarer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='%100 İstanbul'/><title type='text'>İstanbul Hikayeleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Taşı toprağı altın İstanbul, o altın taşlarının dili olsa da konuşsa..&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;8000 yıllık geçmişse sahip olan İstanbul'un, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları dönemindeki ve özellikle fetihten sonraki hikayesi genelde herkes tarafından bilinir. Fakat önlerinden geçerken farketmediğimiz, koca koca binaların arasında kaybolmuş küçük camilerin, türbelerin, çeşmelerin, terkedilmiş köşklerin hatta şehrin çeşitli yerlerine dikilmiş taşların ve onları yaptıranların hikayesi?&amp;nbsp;Çoğu zaman bu hikayelerin içinden geçiyoruz ve ne yazık ki onları farketmiyoruz. Oysa biraz okusak, araştırsak her gün görüp de önemsemediğimiz bu yapıların hikayelerini dinlesek tam da oradan geçerken yüzümüze bir tebessüm yerleşmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2USKSiepWpw/Tfdu4CPRt-I/AAAAAAAAAWM/lDVPaFOHpmE/s1600/istanbul.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-2USKSiepWpw/Tfdu4CPRt-I/AAAAAAAAAWM/lDVPaFOHpmE/s320/istanbul.jpg" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Birkaç hafta önce Erk Acarer'in Osmanlı İstanbul'unda geçen Cellatbaşı romanını okudum. Yazarın diğer kitaplarına bakarken %100 İstanbul-Tarih, Mek&lt;span style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;â&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;n ve Sırlar isimli İstanbul hikayelerini anlatan bir kitabı olduğunu gördüm ve Cellatbaşı'ndaki İstanbul tasvirini beğendiğim için yazarın İstanbul hikayelerini de okumak istedim. %100 İstanbul, birbirinden ilginç 100 İstanbul hikayesinden oluşuyor. Birçoğu bilinen hikayeler olsa da, yukarıda bahsettiğim küçük hikayeleri öğrenmek için çok güzel bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Mageralılar'ın İstanbul'a yerleşme hikayesi (körler ülkesinin karşısı), IV. Murat ve Yenikapı'nın, Kızkulesi'nin, Galata Kulesi'nin hikayesi gibi yaygın olarak bilinenlerin yanı sıra büyük ihtimalle ilk defa duyacaklarınız da var. Kitabın, semt isimlerinin nereden geldiğinden, İstanbul futbol takımlarının kuruluş hikayelerine ve İstanbul'un bir dönem hippilerin durağı olmasına kadar geçmişten günümüze uzanan geniş bir yelpazesi var. Benim en çok hoşuma giden ise hepimizin yakından tanıdığı "Üsküdar'a gider iken" şarkısının hikayesi oldu. Genç bir kızın yakışıklı bir Osmanlı k&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #020202; line-height: 18px;"&gt;âtibine&lt;/span&gt;&amp;nbsp;aşkını anlattığı bir şarkı olarak düşündüğümüz &lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;K&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #020202; line-height: 18px;"&gt;â&lt;/span&gt;tibim&lt;/span&gt; türküsünün aslında bir aşk şarkısı değil de bir hiciv şarkısı olduğu söyleniyor. Osmanlı'nın son zamanlarında memurların&amp;nbsp;cübbe ve şalvar yerine, Avrupai kıyafetler adı altında setre denilen ceketler ve&amp;nbsp;halkın&amp;nbsp;iç donlara benzettiği dar pantolonlar&amp;nbsp;giymesi zorunluluğu getirilir ve bu durum halka çok komik gelir. İç donlarıyla gezdikleri düşünülen memurlarla dalga geçmek için de hepimizin bildiği sözler yazılır. Bu sözlerin, o dönemde İstanbul'da bulunan ve yine etek giymeleri halk tarafından oldukça komik bulunan&amp;nbsp;İskoç askerlerinin marşlarının ezgisiyle birleşmesi sonucu da şimdi bir çok millet tarafından çok sevilen ve paylaşılamayan bu şarkı ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta böyle eğlenceli veya hüzünlü&amp;nbsp;daha&amp;nbsp;birçok hikaye var ve&amp;nbsp;İstanbul gibi bir şehir için elbette 100 hikaye çok çok az. Okumak isterseniz piyasada İstanbul hikayeleri ve efsaneleri ile ilgili onlarca kitap bulunuyor ve bu kitapta yoksa bile, mutlaka diğer kitaplardan birinde, yolda yürürken arada bir de olsa gözünüze takılan o küçük çeşmenin hikayesi vardır.&amp;nbsp;Yaşadığımız şehrin efsaneyle gerçek arasında gidip gelen hikayelerini öğrendikçe, aslında İstanbul'un her gün gördüğümüzden farklı bir yüzü olduğunun farkına varıyoruz. Hikayeleri gözümüzün önüne geldikçe film izler gibi izliyoruz İstanbul'u. Şarkılarını dinlerken zaman zaman neşelenip zaman zaman hüzünleniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki yaşadığımız bu güzel şehrin kıymetini biliyor muyuz?&amp;nbsp;Geçmiştekilerin bize nasıl bir İstanbul bırakacaklarını düşünüp düşünmediklerini bilmiyorum ama günümüzdekilerin böyle bir şeyi düşünmediğini çok iyi biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Not: İstanbul ve doğaüstü olaylar ile ilgili bir kitap okumak isterseniz Giovanni Scognamillo'nun İstanbul Gizemleri-Sırlar, Ziyaretçiler, Büyüler, Doğaüstü Olaylar isimli kitabını tavsiye ederim.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-8038623701483938976?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/8038623701483938976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/8038623701483938976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/06/istanbul-hikayeleri.html' title='İstanbul Hikayeleri'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-2USKSiepWpw/Tfdu4CPRt-I/AAAAAAAAAWM/lDVPaFOHpmE/s72-c/istanbul.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-536378666485810399</id><published>2011-05-18T22:41:00.000+03:00</published><updated>2011-05-18T22:41:21.624+03:00</updated><title type='text'>Ağva</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Sonunda havalar düzelmeye başlaydı, biz de fırsat buldukça İstanbul'un yakın çevresine yaptığımız kısa gezilere başladık ve geçen haftasonu&amp;nbsp;Göksu deresi kenarında&amp;nbsp;kahvaltı etmek için Ağva'ya gittik. Ağva her zamanki gibi yemyeşil ve huzur doluydu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-SFa8Sg6Ewfk/TdOSUEzBPUI/AAAAAAAAAUg/yLvpLWsOoio/s1600/IMG_1019.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-SFa8Sg6Ewfk/TdOSUEzBPUI/AAAAAAAAAUg/yLvpLWsOoio/s320/IMG_1019.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Su-GR6aAt64/TdOSfSoCjWI/AAAAAAAAAU0/372Uf45HBiE/s1600/IMG_1050.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-Su-GR6aAt64/TdOSfSoCjWI/AAAAAAAAAU0/372Uf45HBiE/s320/IMG_1050.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tumn0EDhUjE/TdOSkRsrsgI/AAAAAAAAAU8/Ls6HiyfP5VI/s1600/IMG_1058.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-tumn0EDhUjE/TdOSkRsrsgI/AAAAAAAAAU8/Ls6HiyfP5VI/s320/IMG_1058.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QRorKF_MBjk/TdOSn03fJnI/AAAAAAAAAVA/9vp-DUNF5sU/s1600/IMG_1059.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-QRorKF_MBjk/TdOSn03fJnI/AAAAAAAAAVA/9vp-DUNF5sU/s320/IMG_1059.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-EIslCZvDr2s/TdOSpw1PAyI/AAAAAAAAAVE/DaSTF3OTjME/s1600/IMG_1065.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-EIslCZvDr2s/TdOSpw1PAyI/AAAAAAAAAVE/DaSTF3OTjME/s320/IMG_1065.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Ağva, Göksu ve Yeşilçay derelerinin Karadeniz'e döküldüğü yerde, iki dere arasında kurulmuş küçük bir belde ve çevresine 14. yüzyılda&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Anadolu'dan gelen Türkmen boyları yerleşmiş&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;. Ağaçlar içinde, sessiz sakin bir yer olan Ağva'yı sanırım çoğu kişi Bir İstanbul Masalı dizisi ile duymuştur. Diziyle birlikte meşhur olan Ağva, dizinin bitmesinden yıllar sonra da yakın çevrenin, özellikle de İstanbullular'ın haftasonu tatili için tercih ettiği bir yer olarak kalmış.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Göksu deresi kenarında çok güzel ve doğayla içiçe yapılmış tesisler var, buralarda yemek yiyebilir ya da konaklayabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-QSeiznFECKw/TdOSWVTUwTI/AAAAAAAAAUk/hLqf0DbfeG8/s1600/IMG_1020.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-QSeiznFECKw/TdOSWVTUwTI/AAAAAAAAAUk/hLqf0DbfeG8/s320/IMG_1020.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Fj00sS9GvXg/TdOTe3abRNI/AAAAAAAAAV0/YkLYMTSiwTQ/s1600/IMG_1102.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-Fj00sS9GvXg/TdOTe3abRNI/AAAAAAAAAV0/YkLYMTSiwTQ/s320/IMG_1102.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-QBt_N0udwjI/TdOSdN1VP8I/AAAAAAAAAUw/hrWyf2Q3A5c/s1600/IMG_1048.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-QBt_N0udwjI/TdOSdN1VP8I/AAAAAAAAAUw/hrWyf2Q3A5c/s320/IMG_1048.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Biz de kahvaltı ettikten sonra deniz bisikletiyle Göksu deresinde bir geziye çıktık. Sakin ve çevresi gibi yemyeşil olan derede istediğimiz gibi gezmek ve çevreyi seyretmek oldukça zevkli oldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_mebVGy-GIQ/TdOS4DevBOI/AAAAAAAAAVI/SBnx6hN8mts/s1600/IMG_1066.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-_mebVGy-GIQ/TdOS4DevBOI/AAAAAAAAAVI/SBnx6hN8mts/s320/IMG_1066.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-YMjnB-MIZLg/TdOS7PszIfI/AAAAAAAAAVM/cggF-dXIx7U/s1600/IMG_1068.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-YMjnB-MIZLg/TdOS7PszIfI/AAAAAAAAAVM/cggF-dXIx7U/s320/IMG_1068.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-0SScD5Jy_8w/TdOS-O5ePJI/AAAAAAAAAVQ/TCvuNIWKvQc/s1600/IMG_1073.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-0SScD5Jy_8w/TdOS-O5ePJI/AAAAAAAAAVQ/TCvuNIWKvQc/s320/IMG_1073.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-G_uByzuWF8I/TdOTA7P3ISI/AAAAAAAAAVU/nWpCmgOuRHk/s1600/IMG_1078.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-G_uByzuWF8I/TdOTA7P3ISI/AAAAAAAAAVU/nWpCmgOuRHk/s320/IMG_1078.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-hQiFpLsIMxM/TdOTCnrJedI/AAAAAAAAAVY/vRUWQs7zUok/s1600/IMG_1080.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-hQiFpLsIMxM/TdOTCnrJedI/AAAAAAAAAVY/vRUWQs7zUok/s320/IMG_1080.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-K9eYqco2mcM/TdOTElb8qjI/AAAAAAAAAVc/4xcslZRto60/s1600/IMG_1081.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-K9eYqco2mcM/TdOTElb8qjI/AAAAAAAAAVc/4xcslZRto60/s320/IMG_1081.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MxaxfZ-98Zo/TdOTM9dQbiI/AAAAAAAAAVo/GjoQMKNVPh4/s1600/IMG_1089.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-MxaxfZ-98Zo/TdOTM9dQbiI/AAAAAAAAAVo/GjoQMKNVPh4/s320/IMG_1089.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--m0ipEzPR9A/TdOTPhPNslI/AAAAAAAAAVs/5ZuP8sLVzJE/s1600/IMG_1091.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/--m0ipEzPR9A/TdOTPhPNslI/AAAAAAAAAVs/5ZuP8sLVzJE/s320/IMG_1091.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-3HVSWH6QeCk/TdOThjK807I/AAAAAAAAAV4/e2Bfvg_NH6U/s1600/IMG_1118.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-3HVSWH6QeCk/TdOThjK807I/AAAAAAAAAV4/e2Bfvg_NH6U/s320/IMG_1118.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-HJU08x7Dq-o/TdOT4fRlciI/AAAAAAAAAWA/A0k9dFodi3I/s1600/IMG_1137.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-HJU08x7Dq-o/TdOT4fRlciI/AAAAAAAAAWA/A0k9dFodi3I/s320/IMG_1137.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Giderken dağ yolu da denilen, orman içinden geçen yolu tercih ettik (Şile Çayırbaşı'ndaki yol ayrımından Teke istikametine doğru saparsanız ormanın içindeki yoldan Ağva'ya ulaşabilirsiniz, sahil yolundan gitmek isterseniz, aynı yerde yol ayrımında sahil yolu diye de belirtiyor). Dağ yolunun oldukça virajlı ve yolların da zaman zaman çok fazla daralmasına rağmen camları açıp doğanın içinden, kuş seslerini dinleyerek yavaş yavaş gitmek, yol yorgunluğunun üzerinizden atmanızı sağlıyor. Tavsiyem giderken veya dönerken en az bir kere bu yolu kullanmanız. Ormanın içinden geçerken bir geyik görmeyi çok isterdik oysa gördüğümüz bir sincap bile bizi neşelendirmeye yetti. Dönüşte de sahil yolunu tercih ettik, sahil yolunda da manzara oldukça güzeldi, farklı yerler görmüş olduk fakat yolda birçok yerde yol çalışması vardı. Yol biraz uzun olsa da havaların düzelmeye başladığı bu günler Ağva'ya gidip yeşilin ve mavinin tadını çıkarmak için tam zamanı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-536378666485810399?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/536378666485810399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/536378666485810399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/05/agva.html' title='Ağva'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-SFa8Sg6Ewfk/TdOSUEzBPUI/AAAAAAAAAUg/yLvpLWsOoio/s72-c/IMG_1019.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-896366402483769549</id><published>2011-05-15T18:51:00.000+03:00</published><updated>2011-05-15T18:51:38.107+03:00</updated><title type='text'>İnternetime Dokunma!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;22 Ağustos 2011 tarihinden itibaren geçerli olması planlanan filtre (SANSÜR!) uygulamasını protesto etmek amacıyla 15 Mayıs 2011'de&amp;nbsp;&lt;/span&gt;İstanbul Taksim'de yapılan "İnternetime Dokunma" yürüyüşünden birkaç kare ve kısa bir video.. İstikl&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;â&lt;/span&gt;l, İstikl&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;â&lt;/span&gt;l olalı böyle eylem gördü mü acaba?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qRku6MTdmyM/Tc_r57lOlPI/AAAAAAAAAUI/U8BdCYsg0ic/s1600/IMAG0022.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://2.bp.blogspot.com/-qRku6MTdmyM/Tc_r57lOlPI/AAAAAAAAAUI/U8BdCYsg0ic/s640/IMAG0022.jpg" width="380" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-uYaMQfquSa8/Tc_sIDwa82I/AAAAAAAAAUU/K0oM-5_F47c/s1600/IMAG0025.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://4.bp.blogspot.com/-uYaMQfquSa8/Tc_sIDwa82I/AAAAAAAAAUU/K0oM-5_F47c/s640/IMAG0025.jpg" width="380" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-aAi7HeQnxEo/Tc_sMHDq07I/AAAAAAAAAUY/Uogr_ZALhe8/s1600/IMAG0026.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://2.bp.blogspot.com/-aAi7HeQnxEo/Tc_sMHDq07I/AAAAAAAAAUY/Uogr_ZALhe8/s640/IMAG0026.jpg" width="380" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-dd256c2d258b886f" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v8.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3Ddd256c2d258b886f%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1333415691%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D21BA588336747C90D3EB85F50CDF60704A2B689E.2BB8EF6F7E20A11893E34DFB2176FCFA51A04DA8%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Ddd256c2d258b886f%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DnXT_jTuPreKOeG2kS8C4Kiv815I&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v8.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3Ddd256c2d258b886f%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1333415691%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D21BA588336747C90D3EB85F50CDF60704A2B689E.2BB8EF6F7E20A11893E34DFB2176FCFA51A04DA8%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Ddd256c2d258b886f%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DnXT_jTuPreKOeG2kS8C4Kiv815I&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-896366402483769549?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/896366402483769549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/896366402483769549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/05/internetime-dokunma.html' title='İnternetime Dokunma!'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qRku6MTdmyM/Tc_r57lOlPI/AAAAAAAAAUI/U8BdCYsg0ic/s72-c/IMAG0022.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-1959024526388464654</id><published>2011-05-11T07:55:00.000+03:00</published><updated>2011-05-11T07:55:16.470+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kazdağları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zeus Altarı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adatepe Köyü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yeşilyurt Köyü'/><title type='text'>Kazdağları-II</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;i&gt;Adatepe Köyü ve Zeus Altarı&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;İkinci gün otelden çıktıktan sonra ilk durağımız Kazdağları'ndaki Adatepe Köyü ve Zeus Altarı oldu. Adatepe, mübadeleye kadar Türk ve Rumlar'ın birlikte yaşadığı bir köyken, mübadeleyle köyde sadece Türk nüfusu kalmış ve ekonomik zorluklar nedeniyle zamanla köyün nüfusu daha da azalmış. Çanakkale sınırları içerisinde bulunan ve Küçükkuyu'ya bağlı olan köyde sadece taş evler var. Bir çok ev restore edilmiş olsa da terkedilmiş evlerin sayısı daha fazla gibi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;1980'lı yıllarda köy, şehir hayatından bıkıp doğal yerlerde yaşamak isteyen birileri tarafından keşfedilmiş ve bu kişiler eski evleri alıp aslına uygun şekilde restore etmişler. Bugün içinde 20-30 hane yaşayan köy,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;1989 yılında sit alanı ilan edilmiş.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Köy meydanında gözleme, mantı yiyip, çay/kahve içebileceğiniz yerler var. Tavsiyem oralarda çok vakit harcamayıp önce güzelce gezmeniz ve köyün yüksek yerlerine çıkıp, uygun bir yerde oturup çevreyi izlemeniz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Adatepe köyü, korsan saldırılarından korunmak için dağın arka tarafında kurulduğu için&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;s&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;essiz, sakin ve yeşillikler içinde gizli bir yer olarak kalmış. Bu&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;güzel köyde zamanın ne kadar çabuk geçtiğini anlamadık ve k&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;eşke biz de burada yaşasaydık diye&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;düşünmeden edemedik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-go5iiLYjALw/TcbMi5TTHqI/AAAAAAAAAQU/jj2q4YPy7CI/s1600/IMG_0853.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-go5iiLYjALw/TcbMi5TTHqI/AAAAAAAAAQU/jj2q4YPy7CI/s320/IMG_0853.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Adatepe Köyü&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-G1u5b6gDETw/TcbMUO-JqTI/AAAAAAAAAQM/WmBjvvjEGII/s1600/IMG_0855.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-G1u5b6gDETw/TcbMUO-JqTI/AAAAAAAAAQM/WmBjvvjEGII/s320/IMG_0855.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Vfv45bro0oI/TcbMVwZFd1I/AAAAAAAAAQQ/6whoZXdv4XI/s1600/IMG_0857.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-Vfv45bro0oI/TcbMVwZFd1I/AAAAAAAAAQQ/6whoZXdv4XI/s320/IMG_0857.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Adatepe Köyü&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HgHrYwiB9lc/TcbPuvOCboI/AAAAAAAAAQw/ThoJcMBbLFo/s1600/IMG_0897.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-HgHrYwiB9lc/TcbPuvOCboI/AAAAAAAAAQw/ThoJcMBbLFo/s320/IMG_0897.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VizYadQv3NY/TcbPv-f8DnI/AAAAAAAAAQ0/OuUEfUyOaG0/s1600/IMG_0898.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-VizYadQv3NY/TcbPv-f8DnI/AAAAAAAAAQ0/OuUEfUyOaG0/s320/IMG_0898.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9bpj6NIb3H8/TcbPw1sdNvI/AAAAAAAAAQ4/SyfxHzSz7VE/s1600/IMG_0900.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-9bpj6NIb3H8/TcbPw1sdNvI/AAAAAAAAAQ4/SyfxHzSz7VE/s320/IMG_0900.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-U_WWcAa1JEA/TcbPxu-vfeI/AAAAAAAAAQ8/d5Ll5HPj-uQ/s1600/IMG_0901.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-U_WWcAa1JEA/TcbPxu-vfeI/AAAAAAAAAQ8/d5Ll5HPj-uQ/s320/IMG_0901.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-HH4khae4vx8/TcbPy2U7HsI/AAAAAAAAARA/RPwx9nL2fng/s1600/IMG_0902.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-HH4khae4vx8/TcbPy2U7HsI/AAAAAAAAARA/RPwx9nL2fng/s320/IMG_0902.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9GPhCxP3w8A/TcbPz8go0BI/AAAAAAAAARE/boXEULCxsLM/s1600/IMG_0903.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-9GPhCxP3w8A/TcbPz8go0BI/AAAAAAAAARE/boXEULCxsLM/s320/IMG_0903.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ZzCoUaXNX4E/TcbP032CCAI/AAAAAAAAARI/6tW0LgfKqFo/s1600/IMG_0905.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZzCoUaXNX4E/TcbP032CCAI/AAAAAAAAARI/6tW0LgfKqFo/s320/IMG_0905.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2FIzbs1osWg/TcbP170bGUI/AAAAAAAAARM/n2OlqdLtlhw/s1600/IMG_0909.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-2FIzbs1osWg/TcbP170bGUI/AAAAAAAAARM/n2OlqdLtlhw/s320/IMG_0909.JPG" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-J0xORq-mU7E/TcbP25bRBhI/AAAAAAAAARQ/_ifqdCMAEMQ/s1600/IMG_0912.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-J0xORq-mU7E/TcbP25bRBhI/AAAAAAAAARQ/_ifqdCMAEMQ/s320/IMG_0912.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-IkZKIBT6wzo/TcbP5ULPOkI/AAAAAAAAARY/GznulpYDvTw/s1600/IMG_0914.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-IkZKIBT6wzo/TcbP5ULPOkI/AAAAAAAAARY/GznulpYDvTw/s320/IMG_0914.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FNBDVfUnRpE/TcbP6upYLdI/AAAAAAAAARc/BSjNYHOvxT8/s1600/IMG_0915.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-FNBDVfUnRpE/TcbP6upYLdI/AAAAAAAAARc/BSjNYHOvxT8/s320/IMG_0915.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yrpBzVHMRz0/TcbP7VL9BKI/AAAAAAAAARg/alhTvGX4ICc/s1600/IMG_0918.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-yrpBzVHMRz0/TcbP7VL9BKI/AAAAAAAAARg/alhTvGX4ICc/s320/IMG_0918.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Q-to1fX8qWo/TcbStTNIxXI/AAAAAAAAAS8/Bvr_e8_NH08/s1600/IMG_0923.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-Q-to1fX8qWo/TcbStTNIxXI/AAAAAAAAAS8/Bvr_e8_NH08/s320/IMG_0923.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-la51-Y1_o1M/TcbP9nehFcI/AAAAAAAAARk/-DYEPhVeDwY/s1600/IMG_0925.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-la51-Y1_o1M/TcbP9nehFcI/AAAAAAAAARk/-DYEPhVeDwY/s320/IMG_0925.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-t4cnHo85QYM/TcbP-Wp7yhI/AAAAAAAAARo/mnQITM4nBSM/s1600/IMG_0926.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-t4cnHo85QYM/TcbP-Wp7yhI/AAAAAAAAARo/mnQITM4nBSM/s320/IMG_0926.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mr35DddFPCY/TcbP_SFKbaI/AAAAAAAAARs/0IbToxZtXxE/s1600/IMG_0939.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-mr35DddFPCY/TcbP_SFKbaI/AAAAAAAAARs/0IbToxZtXxE/s320/IMG_0939.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-cSo9S5YLJxk/Tce4TRbrtdI/AAAAAAAAATM/JrbyQlQQk2U/s1600/IMG_0943.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-cSo9S5YLJxk/Tce4TRbrtdI/AAAAAAAAATM/JrbyQlQQk2U/s320/IMG_0943.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BxMQVX-jCKg/TcbQBQ6lvgI/AAAAAAAAARw/z1c_qr0ZXnw/s1600/IMG_0945.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-BxMQVX-jCKg/TcbQBQ6lvgI/AAAAAAAAARw/z1c_qr0ZXnw/s320/IMG_0945.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-bYT4QDtz-vA/TcbQCSs0aGI/AAAAAAAAAR0/9fvhgDFF3Pk/s1600/IMG_0946.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-bYT4QDtz-vA/TcbQCSs0aGI/AAAAAAAAAR0/9fvhgDFF3Pk/s320/IMG_0946.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-uigT5nsOUo8/TcbQDql-z8I/AAAAAAAAAR4/iTt2ZB5yOVo/s1600/IMG_0948.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-uigT5nsOUo8/TcbQDql-z8I/AAAAAAAAAR4/iTt2ZB5yOVo/s320/IMG_0948.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-QGB4q7OMb3c/TcbQElrhVlI/AAAAAAAAAR8/meHyoLpQC4M/s1600/IMG_0951.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-QGB4q7OMb3c/TcbQElrhVlI/AAAAAAAAAR8/meHyoLpQC4M/s320/IMG_0951.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-c7UlOjw3yk8/TcbQFlerQwI/AAAAAAAAASA/-CRDn8x4EaM/s1600/IMG_0952.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-c7UlOjw3yk8/TcbQFlerQwI/AAAAAAAAASA/-CRDn8x4EaM/s320/IMG_0952.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-lyjL8kVrFEw/TcbQHdrjl6I/AAAAAAAAASE/TtfPlVni1H4/s1600/IMG_0967.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-lyjL8kVrFEw/TcbQHdrjl6I/AAAAAAAAASE/TtfPlVni1H4/s320/IMG_0967.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Köyün Edremit Körfezi'ne bakan tarafında Zeus Altarı (sunak) bulunuyor. Altara ormanın içindeki bir patikadan geçerek ulaşılıyor&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;ve muhteşem bir manzarası var.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;Zeus Altarı beklediğim gibi heybetli bir yapı değildi, köy evlerindekilere benzer taşlardan yapılmış bir sunak vardı, ayrıca taşların aralarına restorasyon veya yapıyı kurtarma amacıyla beton dökülmüş. Restorasyonun beton dökme ve sıva yapma olduğunu sanan zihniyet memleketin her köşesinde olduğu gibi burada da karşımıza çıktı. Neyse, eskiden burada Zeus için kurban törenleri yapılırmış ve çocuğu olmayan kadınlar öldürülürmüş. Sunağın üzerinde bir delik var ve altında sarnıç gibi bir yer bulunuyor. Rivayete göre de Zeus, Truva Savaşı'nı bu tepeden izlemiş. Burada da saatlarce oturulup aşağısı izlenebilir fakat sürekli bir turist akını var, sanırım kışın çok daha sakin oluyordur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZmAvXNG24DE/TcbPLTPLqJI/AAAAAAAAAQg/Vphztv1U8jQ/s1600/IMG_0865.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZmAvXNG24DE/TcbPLTPLqJI/AAAAAAAAAQg/Vphztv1U8jQ/s320/IMG_0865.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Zeus Altarı'ndan Manzara&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JR2WYyKqfCY/TcbPBnnufvI/AAAAAAAAAQY/EJwfjeRrBjk/s1600/IMG_0876.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-JR2WYyKqfCY/TcbPBnnufvI/AAAAAAAAAQY/EJwfjeRrBjk/s320/IMG_0876.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Zeus Altarı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9orNPTAdtz8/TcbPCiB1oCI/AAAAAAAAAQc/bZGZrnfLzmY/s1600/IMG_0879.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-9orNPTAdtz8/TcbPCiB1oCI/AAAAAAAAAQc/bZGZrnfLzmY/s320/IMG_0879.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Zeus Altarı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;i&gt;Yeşilyurt Köyü&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Adatepe köyünden sonraki durağımız taş binalarıyla yine Adatepe'ye benzeyen eski bir Rum köyü olan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Yeşilyurt Köyü. Karadağlar isimli bir dizi de çekiliyormuş bu köyde, o yüzden tur ahalisinin en çok ilgisini çeken yer burası oldu. Binalar aynen Adatepe'deki gibi fakat bu köydeki binalar çok daha bakımlı. Burası da sürekli gelen giden turistler haricinde sessiz ve huzurlu bir yer. Köy meydanında, ç&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;ok güzel restore ve dekore edilmiş,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;küçük bir restoranda (Han Cafe) oldukça lezzetli bir mantı yedik ve ardından da kahve içtik. Mantıları kendi elleri ile açıyorlar ve içerisi tertemizdi. Yeşilyurt köyüne giderseniz, gönül rahatlığıyla orada yiyebilirsiniz. Daha sonra köyü gezerken başka bir restoranın önünde otlu dondurma yazısını gördük ve hemen r&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;ezeneli, kakuleli ve lavantalı dondurmalardan birer top&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;denedik. Lavantalı dondurma ağızda acı bir tad bırakmasına rağmen otlu dondurma genel olarak b&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;enim&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;çok hoşuma gitti. Oralara yolunuz düşerse otlu dondurma yemeyi kesinlikle unutmayın. Köyden birilerinden duyduğumuz kadarıyla Çağan Irmak da orada film çekecekmiş.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-SeP6svTFGzI/TcbQj8zBijI/AAAAAAAAASI/bgTxCK78gzU/s1600/IMG_0972.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-SeP6svTFGzI/TcbQj8zBijI/AAAAAAAAASI/bgTxCK78gzU/s320/IMG_0972.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Han Cafe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vcAPWPlh-ko/TcbQko0mOdI/AAAAAAAAASM/c917Uj-XVQQ/s1600/IMG_0973.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-vcAPWPlh-ko/TcbQko0mOdI/AAAAAAAAASM/c917Uj-XVQQ/s320/IMG_0973.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Han Cafe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Rif0-sQebKM/TcbUK4BcJlI/AAAAAAAAATA/EPVZl7p-qfI/s1600/IMG_0976.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-Rif0-sQebKM/TcbUK4BcJlI/AAAAAAAAATA/EPVZl7p-qfI/s320/IMG_0976.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Han Cafe'de Mantı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-piGshIzV8_M/TcbUnyJ2TCI/AAAAAAAAATE/IPrJgeDCtR0/s1600/IMG_0978.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-piGshIzV8_M/TcbUnyJ2TCI/AAAAAAAAATE/IPrJgeDCtR0/s320/IMG_0978.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5pbBzfDzw5k/TcbQoiLRGoI/AAAAAAAAASU/0u8S2b1lC0Y/s1600/IMG_0979.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-5pbBzfDzw5k/TcbQoiLRGoI/AAAAAAAAASU/0u8S2b1lC0Y/s320/IMG_0979.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lMOXB_Gjq0A/TcbQp5q9j-I/AAAAAAAAASY/dkOMyN5Dh9Y/s1600/IMG_0980.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-lMOXB_Gjq0A/TcbQp5q9j-I/AAAAAAAAASY/dkOMyN5Dh9Y/s320/IMG_0980.JPG" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-hsKKEH7sYyE/TcbQq3nDn7I/AAAAAAAAASc/4aO-2QrAnss/s1600/IMG_0982.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-hsKKEH7sYyE/TcbQq3nDn7I/AAAAAAAAASc/4aO-2QrAnss/s320/IMG_0982.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-108Ih9mo590/TcbQr60LqoI/AAAAAAAAASg/oABcu1cFxNg/s1600/IMG_0990.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-108Ih9mo590/TcbQr60LqoI/AAAAAAAAASg/oABcu1cFxNg/s320/IMG_0990.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-iX-6idBx0ug/TcbQs3qEn5I/AAAAAAAAASk/5NlaX26NxNc/s1600/IMG_0995.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-iX-6idBx0ug/TcbQs3qEn5I/AAAAAAAAASk/5NlaX26NxNc/s320/IMG_0995.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-icrttQfGTyY/TcbQtr0twVI/AAAAAAAAASo/D3SHCKhpsYo/s1600/IMG_0997.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-icrttQfGTyY/TcbQtr0twVI/AAAAAAAAASo/D3SHCKhpsYo/s320/IMG_0997.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tTSssu-e7_o/TcbQvvXrhcI/AAAAAAAAASs/BHGHOmulovU/s1600/IMG_1002.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-tTSssu-e7_o/TcbQvvXrhcI/AAAAAAAAASs/BHGHOmulovU/s320/IMG_1002.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9LB1wQ85Nsk/TcbQxdjnZyI/AAAAAAAAASw/KMUHdGCinF4/s1600/IMG_1006.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-9LB1wQ85Nsk/TcbQxdjnZyI/AAAAAAAAASw/KMUHdGCinF4/s320/IMG_1006.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-grglqIPinu4/TcbVH06kTTI/AAAAAAAAATI/qgAg41HHd44/s1600/IMG_1007.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-grglqIPinu4/TcbVH06kTTI/AAAAAAAAATI/qgAg41HHd44/s320/IMG_1007.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-HKWQOfzZ9Mo/TcbQyRVzsHI/AAAAAAAAAS0/PuYjYpUwVUY/s1600/IMG_1008.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-HKWQOfzZ9Mo/TcbQyRVzsHI/AAAAAAAAAS0/PuYjYpUwVUY/s320/IMG_1008.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-aSuDkNBt5qQ/TcbRACO-KlI/AAAAAAAAAS4/mBlNT0ccCXc/s1600/IMG_1011.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-aSuDkNBt5qQ/TcbRACO-KlI/AAAAAAAAAS4/mBlNT0ccCXc/s320/IMG_1011.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jV7zhlv2Jgs/TcmDTi6xI1I/AAAAAAAAATQ/vYaFwJ8bvAs/s1600/IMG_0993.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-jV7zhlv2Jgs/TcmDTi6xI1I/AAAAAAAAATQ/vYaFwJ8bvAs/s320/IMG_0993.JPG" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Otlu Dondurma&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Bu güzel köyleri gezdikten sonra dönüş yoluna başladık ve Çanakkale-Lapseki-Gelibolu-Tekirdağ-İstanbul rotasını izledik. Molamızı Tekirdağ'da verdik ve hazır Tekirdağ'a gelmişken o meşhur Tekirdağ köftesinden yedik. Tekirdağ'dan sonra 2,5 saatlik bir yolculukla da Bakırköy'e vardık.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Kısacası, doğada, eski köylerde ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;termal&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;otelde harika 2 gün geçirdik.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Kazdağları ve köyleri mutlaka görmeniz gereken yerler. Yemyeşil doğası, tertemiz havası, kaynak suları, doğal ürünleri ile gezmek ve yaşamak için daha güzel bir yer şimdilik düşünemiyorum. Ayrıca,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;rehberimizin yolculuk başlarken bir tavsiyesi olmuştu, tur sonuna kadar hiçbir aksiliği takmamamızı, kalabalık gruplarda mutlaka sorunlar, aksilikler yaşandığı ve her olumsuzluğa takılırsak turdan hiçbir zevk alamayacağımızı söyledi. Biz de bu tavsiyeye ve uyduk ve "niye burada durduk, niye 10 dakika geç hareket ettik, niye bunlar yine geç kaldı" vs.. gibi sorunları önemsemeyip gezinin tadını çıkardık. Eve döndüğümüzde ufak sorunları önemsemeyip sadece gezinin tadını çıkarmaya odaklandığımız için bu gezinin diğerlerinden çok daha güzel geçtiğini gördük. Elimizde olmayan nedenler sebebiyle sinirlenip zaten kısa olan tatilin tadını kaçırmanın hiçbir anlamı yok. Siz de nereye giderseniz gidin ufak sorunlara takılmayın ve çok güzel zaman geçirin. İlk fırsatta gideceğiniz yer de Kazdağları olsun..&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-1959024526388464654?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/1959024526388464654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/1959024526388464654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/05/kazdaglar-ii.html' title='Kazdağları-II'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-go5iiLYjALw/TcbMi5TTHqI/AAAAAAAAAQU/jj2q4YPy7CI/s72-c/IMG_0853.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-449689678469050403</id><published>2011-05-09T10:48:00.000+03:00</published><updated>2011-05-09T10:48:23.985+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hasanboğuldu Büveti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kazdağları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sutüven Şelalesi'/><title type='text'>Kazdağları-I</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Biga Yarımadası'nın en yüksek dağı, tanrı ve tanrıçaların evi Kazdağları'na (İda) g&lt;/span&gt;eçen haftasonu kısa fakat çok zevkli bir gezi yaptık.&amp;nbsp;Çanakkale-Balıkesir sınırları içerisinde bulunan ve k&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;uzeydoğu-güneybatı yönünde 60-70 km uzanan bu dağlar o&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;ksijen oranının yüksekliği açısından dünyada Alpler'den sonra gelen ikinci yer. Her yer yemyeşil ve bir çok yerden kaynak suları çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Nokta Turizm'in düzenlediği turda cuma gecesi yola çıktık ve hava aydınlandığında kendimizi yemyeşil ormanlar ve zeytinlikler arasındaki yollarda bulduk. &lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;E&lt;/span&gt;kolojik termal doğal terapi turu diye adlandırılan bir tura katıldığımız için hem güzelce gezdik hem de termal bir otelde (Adrina Hotel De Luxe) dinlendik. Güre'de ö&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;nümüzde masmavi Ege denizi, arkamızda yemyeşil Kazdağları&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;vardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Yunan mitolojisinde kutsal sayılan ve eski adı İda olan dağlar zaman içinde Kazdağları olarak anılmaya başlamış. Kazdağları ismi de Sarıkız efsanesinden geliyor. Efsaneye göre, Sarıkız ve babası, Sarıkız'ın annesi vefat ettikten sonra Güre yakınlarındaki Kavurmacılar Köyü'ne yerleşirler ve orada kendilerine bir hayat kurarlar. Bir gün Sarıkız'ın babası hacca gitmeye karar verir ve kızını komşusuna emanet edip yola çıkar. O zamanlar çok uzun süren hac yolculuğuna çıkmadan önce de kızından kendisi dönene kadar evlenmemesini ister. Ama Sarıkız büyüyüp güzelleşmiştir, evlilik çağına gelmiştir ve köyün delikanlıları Sarıkız'la evlenmek ister. Sarıkız babasına verdiği sözü tutup hiçbirine yüz vermeyince de delikanlılar ona iftira atar. Bu yüzden, Sarıkız'ın babası hacdan döndüğünde kimse ona selam vermez ve kimse onunla konuşmaz. Bunun sebebini kızını emanet ettiği komşusuna soran baba kızının kötü yola düştüğü cevabını alır. Baba namusunu temizlemek zorundadır fakat kızını çok sevdiği için kızına kıyamaz ve onu birkaç kazla dağın zirvesine götürüp bırakır. Gelirken de kazlardan birini kesip, kanını gömleğine sürer ve köylülere gömlekteki kanın kızının kanı olduğunu söyler. Uzun yıllar sonra köye gelen birileri dağda kaybolduklarını ve kazları olan sarı bir kızın kendilerine yardım edip yolu gösterdiğini anlatır. Baba kızının yaşadığını anlar ve hemen dağın zirvesine çıkar. Kızını orada bulur ve kızı da onu çok iyi karşılar. Daha sonra namaz kılmak isteyen baba, abdest almak için kızından su ister. Kızı testisinden su döker fakat su tuzludur. Babası suyun tuzlu olduğunu söyleyince; Sarıkız suyu aceleyle doldurduğunu, suyun denizden olduğunu söyler ve testisini bu sefer vadilere doğru uzatıp testisini tatlı suyla doldurur. Suyun tatlı olduğunu gören baba kızının erdiğini anlar. Birden etrafı siyah bir bulut kaplar ve sırrı açığa çıktığı için Sarıkız kaybolur. Baba, kızına iftira edildiğini anlar ve köylülere beddua eder. Kızını kaybetmenin üzüntüsüyle tepelerde dolaşan baba, bugün Baba tepe denilen yerde ölür. Yöre halkı daha sonra Sarıkız ve babası için birer türbe yapar. Sarıkızın türbesinin olduğu tepeye Sarıkız tepesi, babasının türbesinin olduğu tepeye de Baba tepe adını verirler. Her yıl ağustos ayında Sarıkız Şenlikleri yapılır ve yöre halkı Sarıkız ve babasını anmak için bu tepelere çıkarlar. Söylenene göre; Sarıkız'ın babasının beddua ettiği Kavurmacılar köyünde yaşayan kimse kalmamıştır. Bu yüzden de muhtar köy mührünü kaymakamlığa teslim etmiş ve köy kütükten silinmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Böyle ilginç bir efsaneye sahip tepeleri de görmek isterdik ne yazık ki tur kapsamında olmadığı ve oralar yılın bu zamanında bile karlı olduğu için bu tepelere gidemedik. Umarım daha sonraki gezilerde bu tepeleri ve türbeleri görme fırsatını buluruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;i&gt;Çamlıbey Köyü ve Tahtakuşlar Köyü Etnografya Müzesi&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Kazdağları'nda ilk durağımız Edremit'e bağlı Çamlıbel köyü oldu. Köy meydanından kısa bir yürüyüşle Saklıbahçe isimli bir cafe/restorana vardık ve tahmin edileceği üzere bol zeytinli bir kahvaltı ettik.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-f9vEKHmGfCQ/TcbKDXDfgcI/AAAAAAAAANQ/pR2Ug14lfv8/s1600/IMG_0657.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-f9vEKHmGfCQ/TcbKDXDfgcI/AAAAAAAAANQ/pR2Ug14lfv8/s320/IMG_0657.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Saklıbahçe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NVOVpzbbBBQ/TcbKEWinejI/AAAAAAAAANU/e5VRCVZLA_I/s1600/IMG_0661.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-NVOVpzbbBBQ/TcbKEWinejI/AAAAAAAAANU/e5VRCVZLA_I/s320/IMG_0661.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Saklıbahçe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-end36UBc2l8/TcbKFsirvTI/AAAAAAAAANY/IShr8iR6rS8/s1600/IMG_0662.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-end36UBc2l8/TcbKFsirvTI/AAAAAAAAANY/IShr8iR6rS8/s320/IMG_0662.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Saklıbahçe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-d613avr1trs/TcbKHog_h7I/AAAAAAAAANc/HjrlVjBacrs/s1600/IMG_0667.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-d613avr1trs/TcbKHog_h7I/AAAAAAAAANc/HjrlVjBacrs/s320/IMG_0667.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Saklıbahçe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GMBdZUokwiI/TcbKJPdvU7I/AAAAAAAAANg/FHvknGLA8aQ/s1600/IMG_0676.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-GMBdZUokwiI/TcbKJPdvU7I/AAAAAAAAANg/FHvknGLA8aQ/s320/IMG_0676.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Saklıbahçe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Çamlıbel Köyü'nden minibüsler ile T&lt;/span&gt;ahtakuşlar Köyü'ne devam edip Etnograya Müzesi'ni gezdik. Tahtakuşlar B&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;alıkesir'in Akçay ilçesine bağlı bir Türkmen köyü ve Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethetme hazırlıkları yaparken, kökenleri Orta Asya'ya dayanan ve o zamanlar Toroslar'da yaşayıp ağaç işleyen bu halkı gemiler ve kızaklar yapmaları için İda dağlarına davet etmiş. İstanbul'un fethi için gemiler yapmış olan bu halk fetihten sonra da burada yaşamaya devam etmiş.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Köyün Tahtakuşlar ismini alması ise 1950'lere dayanır ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;halk&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;1991 yılında &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;kendi imkanlarıyla bu etnografya müzesini kurmuş. Müzenin içinde akla hayale gelebilecek 10000'den fazla parça bulunuyor. Göçebe hayatına ait eşyalar, köy halkına özgü giysiler, fotoğraflar ve en ilginci de çeşitli deniz hayvanları bulunuyor. Deniz kabukları, insan saçları, çatal bıçaklar, halılar ve dev deniz kaplumbağaları benim en çok ilgimi çeken parçalar oldu. İrili ufaklı daha binlerce ilginç parça görmeniz mümkün. Müze, Türkiye'nin ilk özel etnografya müzesi olma ünvanını da taşıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-T2v8EdFtVqQ/TcbKXz6V12I/AAAAAAAAANo/y_Hlq3OIilM/s1600/IMG_0698.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-T2v8EdFtVqQ/TcbKXz6V12I/AAAAAAAAANo/y_Hlq3OIilM/s320/IMG_0698.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Deniz Kaplumbağası&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-MJR56myQHuE/TcbKY6Z7dTI/AAAAAAAAANs/rNwp1vKfvs4/s1600/IMG_0699.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-MJR56myQHuE/TcbKY6Z7dTI/AAAAAAAAANs/rNwp1vKfvs4/s320/IMG_0699.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Deniz Kaplumbağası&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-EJzeYJvsd9U/TcbKZ9INHPI/AAAAAAAAANw/5VmDKh-X2uU/s1600/IMG_0700.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-EJzeYJvsd9U/TcbKZ9INHPI/AAAAAAAAANw/5VmDKh-X2uU/s320/IMG_0700.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Deniz Yıldızları ve Kabukları&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1SqQjKLti9k/TcbKa--y0YI/AAAAAAAAAN0/Am5v_R3Ykn0/s1600/IMG_0703.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-1SqQjKLti9k/TcbKa--y0YI/AAAAAAAAAN0/Am5v_R3Ykn0/s320/IMG_0703.JPG" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Yörük Çadırı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Hasanboğuldu büveti ve Sutüven Şelalesi&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Tahtakuşlar köyünden yine minibüslerle yola çıkıp kısa bir süre sonra Kazdağları'nın Edremit kıyılarına bakan etek&lt;/span&gt;lerinde bulunan Sutüven Şelalesi'ne ve Hasanboğuldu büvetine vardık. Minibüslerden inip&amp;nbsp;güzel bir yürüyüşle tertemiz akan suyun kenarından yürüyerek Hasanboğuldu büvetine ulaştık.&amp;nbsp;Kayaların arasından&amp;nbsp;Kazdağı'nın tertemiz kaynak suyu çıkıyor ve aşağılara iniyor. Bu büvet eskiden Gök büvet olarak bilinirmiş fakat Hasanboğuldu adını daha sonra, ovalı bir gençle obalı bir gençkızın aşkını anlatan efsaneden almış. &lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse;"&gt;Sabahattin Ali bu efsanenin öyküsünü yazmış ve Orhan Aksoy da 1990 yılında Hülya Avşar ve Yalçın Dümer'in başrollerini paylaştığı bu aşkı anlatan bir film çekmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse;"&gt;&lt;/span&gt;Efsaneye göre, Zeytinli köyü'nün delikanlılarından Hasan ve Zeytinli'nin üst kısmındaki obaların birinde yaşayan güzeller güzeli Emine, Edremit pazarında karşılaşırlar ve birbirlerine aşık olup evlenmeye karar verirler. Fakat Emine'nin ailesi, bir ovalı olan Hasan'ın oba yaşamına uygun olmadığını ileri sürerek kızlarının onunla evlenmesini istemez. Emine Hasan'dan vazgeçmeyince de,&amp;nbsp;Hasan'ın Emine ile evlenmek için&amp;nbsp;törelere göre 40 okka tuzu ovadan obaya kadar taşıyıp kendini ispatlaması gerektiğini söylerler. Hasan sevdiğine kavuşmak için çaresiz 40 okka tuzu sırtına alıp taşımaya başlar fakat böyle bir yüke alışık olmayan Hasan daha yolun yarısında çok yorulmuştur ve tuz da sırtını yakmaya başlamıştır. Sutüven şelalesine zar zor ulaşan Hasan, yolun daha da zorlaşmasıyla, daha fazla dayanamaz ve&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Gök büvet'e gelince yere düşer. Emine, sevdiğini cesaretlendirmeye çalışır fakat Hasan kalkamaz ve Emine'ye birlikte kaçıp başka yerde yaşamayı teklif eder. Gururlu bir oba kızı olan Emine bunu kabul etmez ve Hasan'ın yalvarmalarına rağmen obasına doğru yola devam eder. Fakat obaya gelince pişman olur ve hemen geri dönmek ister fakat şiddetli yağmur nedeniyle ailesi onu bırakmaz. Sabah olunca Emine Gök büvete gelir fakat Hasan'ı bulamaz. Her yerde Hasan'ı arayan Emine onu hiçbir yerde bulamaz ve obasına geri dönmeyip onu aramaya devam eder. Günler sonra Gök büvette Hasan'ın gömleğini ve ona kendisinin verdiği çevreyi bulur ve Hasan'ın boğulduğunu anlar. Buna dayanamayan Emine kendini Gök büvetin başındaki çınar ağacına asar ve o günden sonra Gök büvet'e Hasanboğuldu, çınara da Emine Çınarı denir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-xGFTs3HSTNs/TcbKzZXEcYI/AAAAAAAAAN4/qmwct6npiKs/s1600/IMG_0706.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-xGFTs3HSTNs/TcbKzZXEcYI/AAAAAAAAAN4/qmwct6npiKs/s320/IMG_0706.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QEJ-daGtvkY/TcbK0nuKuKI/AAAAAAAAAN8/pwEinX9smKs/s1600/IMG_0710.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-QEJ-daGtvkY/TcbK0nuKuKI/AAAAAAAAAN8/pwEinX9smKs/s320/IMG_0710.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-CbnERkMa7_8/TcbK2DhAGJI/AAAAAAAAAOA/B2oN3J6051A/s1600/IMG_0717.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-CbnERkMa7_8/TcbK2DhAGJI/AAAAAAAAAOA/B2oN3J6051A/s320/IMG_0717.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FtH5iuQDGkk/TcbK4r2cezI/AAAAAAAAAOI/oOdFagWfZ8M/s1600/IMG_0719.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-FtH5iuQDGkk/TcbK4r2cezI/AAAAAAAAAOI/oOdFagWfZ8M/s320/IMG_0719.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-luSV-Y_Lpb4/TcbK58FJQtI/AAAAAAAAAOM/4LOgWeO7-T0/s1600/IMG_0720.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-luSV-Y_Lpb4/TcbK58FJQtI/AAAAAAAAAOM/4LOgWeO7-T0/s320/IMG_0720.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-DT-PAp0CU6U/TcbK65V3CAI/AAAAAAAAAOQ/_SaJNmIKhrQ/s1600/IMG_0722.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-DT-PAp0CU6U/TcbK65V3CAI/AAAAAAAAAOQ/_SaJNmIKhrQ/s320/IMG_0722.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ItDCHld2j0I/TcbK9N0IlVI/AAAAAAAAAOY/8Hc_tcpps68/s1600/IMG_0727.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-ItDCHld2j0I/TcbK9N0IlVI/AAAAAAAAAOY/8Hc_tcpps68/s320/IMG_0727.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-437y7MQ4vzk/TcbLBToy2EI/AAAAAAAAAOk/D4NiWOMIE-0/s1600/IMG_0731.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-437y7MQ4vzk/TcbLBToy2EI/AAAAAAAAAOk/D4NiWOMIE-0/s320/IMG_0731.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Hasanboğuldu Büveti&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-pG_ucruS3Bg/TcbLCU8HvbI/AAAAAAAAAOo/f1LXHJ0aMI8/s1600/IMG_0736.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-pG_ucruS3Bg/TcbLCU8HvbI/AAAAAAAAAOo/f1LXHJ0aMI8/s320/IMG_0736.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-oq2PaArUrJI/TcbLDmCISeI/AAAAAAAAAOs/WHg6sczvUoI/s1600/IMG_0737.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-oq2PaArUrJI/TcbLDmCISeI/AAAAAAAAAOs/WHg6sczvUoI/s320/IMG_0737.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BbIUl8QoWCk/TcbLEqr3DRI/AAAAAAAAAOw/BmBWvBUSD-4/s1600/IMG_0739.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-BbIUl8QoWCk/TcbLEqr3DRI/AAAAAAAAAOw/BmBWvBUSD-4/s320/IMG_0739.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1FfmujbohH8/TcbLJ6UcPtI/AAAAAAAAAPA/fL_6kOINxv0/s1600/IMG_0745.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-1FfmujbohH8/TcbLJ6UcPtI/AAAAAAAAAPA/fL_6kOINxv0/s320/IMG_0745.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Bw5kvagq5Kg/TcbLK53a_4I/AAAAAAAAAPE/eXqf2fJzRws/s1600/IMG_0748.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-Bw5kvagq5Kg/TcbLK53a_4I/AAAAAAAAAPE/eXqf2fJzRws/s320/IMG_0748.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-GtGfrsj8s1U/TcbLMPazPdI/AAAAAAAAAPI/UxrOSHHposg/s1600/IMG_0755.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-GtGfrsj8s1U/TcbLMPazPdI/AAAAAAAAAPI/UxrOSHHposg/s320/IMG_0755.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kaPnrF1ZrE0/TcbLNXMUMdI/AAAAAAAAAPM/K4mxGpABG84/s1600/IMG_0758.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-kaPnrF1ZrE0/TcbLNXMUMdI/AAAAAAAAAPM/K4mxGpABG84/s320/IMG_0758.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mtQSr0N9RJY/TcbLOqirUFI/AAAAAAAAAPQ/utILB7n58AU/s1600/IMG_0759.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-mtQSr0N9RJY/TcbLOqirUFI/AAAAAAAAAPQ/utILB7n58AU/s320/IMG_0759.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0Hukj-GHwbY/TcbLP7ZSmrI/AAAAAAAAAPU/KH94EHCj_uk/s1600/IMG_0760.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-0Hukj-GHwbY/TcbLP7ZSmrI/AAAAAAAAAPU/KH94EHCj_uk/s320/IMG_0760.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sutüven Şelalesi de Hasanboğuldu Büveti'ne giden yolun başında bulunuyor. 17 m'den aşağı dökülen şelaleyi izlemek ve sesini dinlemek insana huzur veriyor.&amp;nbsp;Buralarda köylüler zeytin, zeytinyağı, sabunlar, kurutulmuş otlar, çilekler ve ballar satıyorlar. Bu doğal ürünleri satın almak oradaki yöre halkının geçimine ve ekolojik turizme katkı sağlıyor. Biz de ordan zeytin, sabun ve mis kokulu kekikler aldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Cb8y6Twge9Y/TcbLm-zNl0I/AAAAAAAAAPY/F6w8VOtIgEo/s1600/IMG_0764.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-Cb8y6Twge9Y/TcbLm-zNl0I/AAAAAAAAAPY/F6w8VOtIgEo/s320/IMG_0764.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Kazdağları Balı ve Zeytinleri&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-h2UoHYD7r8E/TcbLoBiP22I/AAAAAAAAAPc/wTOyF9fFzXU/s1600/IMG_0765.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-h2UoHYD7r8E/TcbLoBiP22I/AAAAAAAAAPc/wTOyF9fFzXU/s320/IMG_0765.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Zeytinyağı Sabunları&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KPtnpv35aw8/TcbLqQ0BroI/AAAAAAAAAPk/9SUX0ptGFc8/s1600/IMG_0767.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-KPtnpv35aw8/TcbLqQ0BroI/AAAAAAAAAPk/9SUX0ptGFc8/s320/IMG_0767.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Baharatlar&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-f2BLLHbjSKs/TcbLsugSKfI/AAAAAAAAAPs/Uo-1R5rChMc/s1600/IMG_0769.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-f2BLLHbjSKs/TcbLsugSKfI/AAAAAAAAAPs/Uo-1R5rChMc/s320/IMG_0769.JPG" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Sutüven Şelalesi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-HMEwDLHkXEk/TcbLxQtWMrI/AAAAAAAAAP8/nGBzjD-dszc/s1600/IMG_0777.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-HMEwDLHkXEk/TcbLxQtWMrI/AAAAAAAAAP8/nGBzjD-dszc/s320/IMG_0777.JPG" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Sutüven Şelalesi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-VkRD2AS9T4U/TcbLy2vUYeI/AAAAAAAAAQA/WMP6tX57Vrk/s1600/IMG_0778.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-VkRD2AS9T4U/TcbLy2vUYeI/AAAAAAAAAQA/WMP6tX57Vrk/s320/IMG_0778.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Sutüven Şelalesi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-e3N4ufkOnSE/TcbL0DtabUI/AAAAAAAAAQE/y6L8A8Qpmfc/s1600/IMG_0783.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-e3N4ufkOnSE/TcbL0DtabUI/AAAAAAAAAQE/y6L8A8Qpmfc/s320/IMG_0783.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İlk gün sadece Çamlıbel köyü, Tahtakuşlar Köyü Etnografya Müzesi'ni, Sutiven Şelalesi ve Hasanboğuldu Büveti'ni gezip otele yerleştik. Otelde de termal su bulunan havuzlarda dinlenip ertesi günün programına ve dönüş yolculuğuna hazırlandık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bir sonraki yazı: Kazdağları-II: Adatepe Köyü, Zeus Altarı, Yeşilyurt Köyü&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-449689678469050403?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/449689678469050403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/449689678469050403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/05/kazdaglar-i.html' title='Kazdağları-I'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-f9vEKHmGfCQ/TcbKDXDfgcI/AAAAAAAAANQ/pR2Ug14lfv8/s72-c/IMG_0657.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-5552913708181394489</id><published>2011-05-06T09:15:00.001+03:00</published><updated>2011-05-11T20:50:03.319+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hıdırellez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='6 Mayıs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlyas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hızır'/><title type='text'>Hıdırellez</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Tüm bahar bayramları geldi de geçiyor&amp;nbsp;&lt;/span&gt;fakat&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;İstanbul'a bahar bu yıl bir türlü gelemedi.&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Bugün 6 Mayıs ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt;bir çok bahar bayramı gibi, çok tanrılı dönemlerden kalma bir bayram olan&amp;nbsp;Hıdırellez, başta Türk dünyası olmak üzere bir çok yerde kutlanıyor. &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/04/paskalya.html"&gt;Paskalya&lt;/a&gt; yazısında yazdığım gibi bahar zamanı, bereket, bolluk ve yeniden doğuş zamanı olduğundan ve insanların yaşamlarını sürdürmeleri biraz da buna bağlı olduğundan, baharın gelişi dünyanın bir çok yerinde kutlanmıştır. Farklı kültürler, farklı zamanlarda ve farklı şekillerde de de olsa doğanın yeniden canlanmasını kutlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-udO3b5p4O9o/TcOGSKR42-I/AAAAAAAAANE/Gtua48mQuKw/s1600/5.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="186" src="http://1.bp.blogspot.com/-udO3b5p4O9o/TcOGSKR42-I/AAAAAAAAANE/Gtua48mQuKw/s320/5.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bugün şehir hayatında bunu fark etmiyoruz bile fakat eskiden yaz ve kış döngüsü insanların yaşamında çok daha önemli bir yere sahipti ve halk, yılı 2 ana bölüme ayırırdı, 6 Mayıs-8 Kasım tarihleri arasını yaz günleri ve&amp;nbsp;8 Kasım-6 Mayıs arasındaki günleri ise kış günleri&amp;nbsp;sayardı. Yaz günlerine Hızır günleri denilirdi ve kış günleri de Kasım günleri olarak anılırdı. Bu yüzden, 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece&amp;nbsp;Hıdırellez kutlanır, soğuk kış günlerinin bitmesi ve sıcak yaz günlerinin başlaması kutlanırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-c9IEYR8LYQc/TcOFbLTe5bI/AAAAAAAAAM0/Fky6qTCzQCQ/s1600/1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="197" src="http://1.bp.blogspot.com/-c9IEYR8LYQc/TcOFbLTe5bI/AAAAAAAAAM0/Fky6qTCzQCQ/s320/1.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hıdırellez, çok eskiden beri Orta Asya,&amp;nbsp;M&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;ezopotamya, Anadolu, Balkanlar, İran ve Akdeniz halkları tarafından baharın gelişini kutlamak amacıyla kutlanmış, daha sonra, İslam motifleriyle birleşip Hızır ve İlyas peygamberlerin yılda bir kez bir araya geldiği gün olarak kutlanmaya devam edilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Hızır ve İlyas kelimeleri de zamanla birleşip halk dilinde Hıdırellez halini almıştır.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Hızır ve İlyas'ın, ab-ı hayat (hayat suyu) içerek ölümsüzlüğe kavuşmuş birer ermiş ya da peygamber olduklarına ve baharda uğradıkları yere, bolluk, sağlık ve bereket getirdiklerine inanılır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Diğer bir inanışa göre, yeşil anlamına gelen Hızır, her bastığı yerden sular çıkan ve çevreyi yeşillendiren İlyas peygamberin takma adıdır ve Hızır İlyas aslında tek bir kişidir.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Günümüzde Hızır ile İlyas'ın 5 mayısı 6 mayıda bağlayan gece bir gül ağacı dibinde buluştuklarına, böylece dünyaya baharı getirdiklerine ve insanların dileklerinin gerçekleşmesine yardımcı olduklarına inanılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bcNWKG6UuYY/TcOFlJeYdfI/AAAAAAAAAM4/pCdFxAhV_Q0/s1600/2.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" src="http://3.bp.blogspot.com/-bcNWKG6UuYY/TcOFlJeYdfI/AAAAAAAAAM4/pCdFxAhV_Q0/s320/2.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Hızır-İlyas ve Hıdırellez'in kökeni hakkında bir çok teori mevcuttur. Özellikle gül ağacı, yeşil bitkiler ve su gibi motifler Orta Asya'daki kutlamalarda da kullanıldığından bu bayramın Orta Asya'dan kökenlendiği düşünülmektedir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Kur'an'da ise Hz. Musa ile Hızır'ın yolculukları anlatılır (Kehf Suresi). Aslında Kur'an'da Hızır ismi hiçbir ayette geçmez fakat ilim sahibi bu kişinin Hızır olduğu hadislere dayandırılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-J99p5g38uTo/TcOHKISuUzI/AAAAAAAAANI/ktucpuzPmow/s1600/6.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="198" src="http://2.bp.blogspot.com/-J99p5g38uTo/TcOHKISuUzI/AAAAAAAAANI/ktucpuzPmow/s320/6.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Bahar bayramları aslında yeniden doğuşun sembolü olduklarından, Hıdırellez kutlamaları da ağaçlık, yeşil alanlarda ve türbe ve yatır çevrelerinde yapılır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Hıdırellez ile ilgili, bu yazıya sığdıramayacağım kadar çok gelenek var fakat en çok bilinen ritüeller, 5 mayıs gecesi kutlamalar yapılması, eğlenceler düzenlenmesi ve dilek dilenmesidir. 6 mayıs günü de kırlara çıkılır, çiçekler toplanır, yemekler yenir, danslar edilir ve oyunlar oynanır.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;Özellikle dilek dileme ile ilgili bir çok inanış ve yöntem var. Çoğunluk dileklerini kağıtlara yazıp gül ağaçlarına asar veya dibine gömer. Kimileri dileklerinin yazılı olduğu kağıtları akan suya atar, b&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;azıları ateş yakar ve üzerlerinden atlar. Toprağa ya da kumsala isteklerini çizenler de vardır. Geleneklerin bu kadar farklı olmasının, kutlamaların ve dilekte bulunma şekillerinin bu kadar çeşitli olmasının nedeni de, insanların yaşadıkları çevreye uyum göstermek zorunda olmaları ve inançlarını ve geleneklerini çevre ile uyumlu bir şekilde geliştirmeleridir. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-YJPMA7kZVR8/TcOFoLOsvyI/AAAAAAAAAM8/FFBkzCrht3E/s1600/3.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="231" src="http://1.bp.blogspot.com/-YJPMA7kZVR8/TcOFoLOsvyI/AAAAAAAAAM8/FFBkzCrht3E/s320/3.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Ailemden de bildiğim kadarıyla Hıdırellez, Balkanlar'da da kutlanan oldukça önemli bir gün ve çoğu göçmen gibi onlar da doğdukları, büyüdükleri toprakları bırakıp buraya göç etmelerine rağmen halen ellerinden geldiği kadarıyla bu bayramı kutlamaya devam ediyorlar. Bizim geleneklere göre, Hıdırellez'de çeşitli otlar toplanıp kapıya asılır, çocuklar içinde papatya bulunan sularla yıkanır, deniz kenarına ya da ormana gidilir, piknik yapılır, dilekler çizilir veya yazılır. Hıdırellez bir bayram günü gibi geçer. Küçükken hoşuma gitse de, sebebini bilmediğimden çok da anlam veremediğim bu yapılanlar artık bana oldukça doğal geliyor ve ben de her sene Hıdırellez'in gelmesini bekliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tpiqxpz5KjE/TcOFrnwJazI/AAAAAAAAANA/ms8mUQ7dD-4/s1600/4.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="204" src="http://2.bp.blogspot.com/-tpiqxpz5KjE/TcOFrnwJazI/AAAAAAAAANA/ms8mUQ7dD-4/s320/4.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;Hıdırellez ile ilgili bir çok geleneğin aslında şamanizm ile ilgili olduğu görülmektedir ve bu bayram eski Türk kültüründen kalma bir bayram olarak halen kutlanmaktadır. Büyük şehirlerde kutlamak zor da olsa (gül fidanı, akan su, vs.. bulmak) bildiğim kadarıyla halen küçük şenlikler yapılıyor. Küçük yerlerde bu bayramın çok daha güzel kutlandığını sanıyorum.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;İnsanlar baharın gelişini kutluyor ve dilekler diliyor... Ritüellerin hepsi birbirinden güzel ve farklı fakat bence gül fidanı bulmak şart değil, önemli olan baharın gelişini kutlamak ve baharın insanlara getirdiği umutla bir şeyler dilemek, bu yüzden e&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;ski zamanlardan kalan bugünün aslında bir çeşit umut günü olduğunu düşünüyorum. Herkesin Hıdırellez'i kutlu ve dilekleri de kabul olsun...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-1pnAh_FuWtE/TcOIJsPk3QI/AAAAAAAAANM/AM82h-y7PI0/s1600/7.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="198" src="http://1.bp.blogspot.com/-1pnAh_FuWtE/TcOIJsPk3QI/AAAAAAAAANM/AM82h-y7PI0/s320/7.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-5552913708181394489?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/5552913708181394489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/5552913708181394489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/05/hdrellez.html' title='Hıdırellez'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-udO3b5p4O9o/TcOGSKR42-I/AAAAAAAAANE/Gtua48mQuKw/s72-c/5.png' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-4749551773313834014</id><published>2011-05-02T20:57:00.001+03:00</published><updated>2011-06-18T23:55:57.329+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Devrim Kodakçı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kebikeç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Fantastik Edebiyatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Çalçene Hikayesi'/><title type='text'>Yâ Kebikeç! Hıfz el varak ilâ kıyâmet.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;Devrim Kodakçı-Kebikeç&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yaIycKQlLxY/Ta6sevKVJhI/AAAAAAAAAMs/5-nN1eQvp0A/s1600/kebikec.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-yaIycKQlLxY/Ta6sevKVJhI/AAAAAAAAAMs/5-nN1eQvp0A/s320/kebikec.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;Kebikeç, 4. Murat'ın tahta çıkışından ölümüne kadar, saltanatını, gördüğü rüyaları, Osmanlı'nın başına gelen musibetleri, o meşhur içki yasağını ve sonuçlarını bir masal gibi anlatıyor. 4. Murat'ın içkiyi yasaklamasını tarih derslerinden hepimiz biliyoruz, hatta 4. Murat isminin sadece bu yasakla anıldığını söylemek yanlış olmaz. Bu kitap da 4. Murat'ın niye böyle bir karar aldığını anlatıyor ve&amp;nbsp;bizi&amp;nbsp;onun iç dünyasında gezintiye çıkarıyor desem yeridir. Hikaye öyle güzel yazılmış ki, kitabı okurken olaylar, film izler gibi gözünüzün önünden geçiyor ve kitap tahmin edilenden de kısa sürede bitmiş oluyor.&amp;nbsp;Kitabın baş kahramanı ilk başta 4. Murat olarak görünse de gelelim kitabın asıl kahramanına: Bütün olayların arka planında yer alan daha önce diğer padişahlara da hizmet ve yardım etmiş olan ve şimdi de 4. Murat'a yol gösteren Kebikeç (Kekeç)... Kebikeç doğu mitolojisine göre kitapları kurtlardan koruyan bir cin. Eskiden, korunması istenen cildin/kitabın ilk sayfasına Kebikeç'in sembolü çizilir (kitabın ilk sayfasında görülebilir) ve "Yâ Kebikeç! Hıfz el varak ilâ kıyâmet." yazılır ve cilt Kebikeç'e emanet edilirmiş. Kitapta bahsedildiği üzere Kebikeç, Osmanlı İmparatorluğu'na Fatih Sultan Mehmet zamanında gelir ve aralarında sözlü bir anlaşma yapılır. O zamandan sonra Osmanlı ne zaman zor durumda kalsa Kebikeç yardım eder ve Kebikeç ne zaman ilim istese Osmanlı hükümdarları da tüm imkanlarını ona seferber eder. Bu kitapta da Kebikeç bir yandan ilim peşinde koşarken bir yandan 4. Murat'a Osmanlı tebaasını kurtarması için yardım ediyor. Kitabı okursanız göreceksiniz ki kitaba ismini vermiş olması boşuna değil. Kebikeç'in nasıl Kebikeç olduğu hakkında bir bölüm de kitapta mevcut. Bu tarihi arkaplanda tam anlamıyla Türk-İslam kültürünü yansıtan güzel bir fantastik hikaye okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;&lt;i&gt;Devrim Kodakçı-&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;Bir Çalçene Hikayesi&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-SWxJWP0w9J0/Ta6sgxBqAxI/AAAAAAAAAMw/r6hp6doJ1D0/s1600/bir+c%25CC%25A7alcene+hikayesi.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-SWxJWP0w9J0/Ta6sgxBqAxI/AAAAAAAAAMw/r6hp6doJ1D0/s320/bir+c%25CC%25A7alcene+hikayesi.jpg" width="214" /&gt;&lt;/a&gt;Kitabı ilk açtığımda ilk sayfasında Kebikeç'in simgesini ve&amp;nbsp;"Yâ Kebikeç! Hıfz el varak ilâ kıyâmet." yazısını aradı gözlerim ve yazıyı göremeyince açıkçası hayal kırıklığına uğradım. Fakat kitabı okurken ilk kitapta Kekeç ismindeki Kebikeç bu sefer karşıma Kebrikevç olarak çıkınca bu ilim aşığı yaşlı cinle tekrar karşılaşmaktan çok mutlu oldum. Kebikeç yine olayların en önemli anlarında ortaya çıkıyor ve gidişatın kendi istediği gibi olmasını istiyor.&amp;nbsp;Kebikeç'in geçtiği 4. Murat'ın baskıcı rejimini anlatan bildiğimiz bir tarihi dönemden farklı olarak Bir Çalçene Hikayesi'nde zaman ve mekan belli değil. Devir güçlü sultanların, savaşların devri... Hikayede dostlarının güvendiği, düşmanlarının korktuğu, kim olduğu belli olmayan güçlü bir Sultan var ve çok büyük bir savaşa hazırlanıyor. Kitapta, &amp;nbsp;aslında arka kapakta yazdığı gibi zamansız ve mekansız bir aşk hikayesi anlatılıyor. Zengin bir tüccarın kızıyla bir çırağının aşk hikayesi (veya tam tersi) bir çok kitapta ve filmde anlatılmıştır ve bu çiftler kimi zaman ayrılmak zorunda kalmışlar kimi zaman da kavuşup sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Bu kitaptaki çiftin akıbetini tabi ki söylemeyeceğim. Bu aşk hikayesini okurken büyük bir savaş hazırlığına ve savaşın acımasız yanlarına da tanık oluyoruz. Kebikeç yine en önemli olaylar gerçekleşirken olaylara müdahil oluyor ve sonuçları değiştiriyor. Bize de zevkle okumak düşüyor. Bu kitaba adını veren çalçeneler veya gammazçenelerden de biraz bahsetmek gerek sanırım, bunlar kadını andırmayan ve erkeğe de benzemeyen insanlardır ve işittiklerini ne olursa olsun diğer insanlara söylemek durumundadırlar. Rızklarını bu işten çıkarırlar ve gammazçene yemini etmişlerdir. &amp;nbsp;Baklaıslanmaz, Gözündenkaçmaz, Bülbülgibiöter, Herdeliktençıkar, Çenesidurmaz, Dilibatar, Boğazıboş, Lafıbitmez, Gördümüsöyler, Ağzıkapanmaz gibi en az kendileri kadar ilginç&amp;nbsp;lakaplara sahip bu gammazçeneler hikayede en önemli anlara tanıklık ediyorlar ve hikayeye bambaşka bir renk katıyorlar. Hatta&amp;nbsp;aşk hikayesinden ziyade&amp;nbsp;bu gammazçeneler, hikayenin geçtiği yerdeki halkın savaş hazırlıkları, Sultan'ın ordusunun askerleri, Kebrikevç'in çeşitli sınavlardan geçtiği yolculuğu ile ilgili kısımlar çok daha güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kitapta da ilginç bir ayrıntı var, o da Kebikeç ve&amp;nbsp;Bisyastarahim meselesi.&amp;nbsp;Kebikeç, Adem ve Havva'nın cennetten yeryüzüne indirilişinden kıyamet gününe kadar, yaşanmış ve yaşanacak tüm olayların yer aldığı Bisyastarahim isimli kitabı elde etmek istemektedir. Bu kitap sağdan sola, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya okunduğunda bir anlam ifade etmeyecek ancak çapraz, ebced, kabala ve remil hesapları ile farklı kombinasyonlar üretilerek okunabilecek şekilde yazılmış. Kitabı okuyabilmek için de Elifba Pusulası gereklidir ve Kebikeç kitabında bu pusula da hassa hazinesine aittir. Kebikeç de IV. Murat'a yardım edip karşılığında bu değerli parçayı istemeyi düşünüyordur. Sonunda Bisyastarahim'i de bir şekilde elde eder ve bu kitabı okuyarak IV. Murat'a yardım eder. Bir Çalçene Hikayesi'nde ise Kebikeç'in (Kebrikevç) hayalinin&amp;nbsp;Bisyastarahim'i bulmak olduğu söyleniyor ve Bisyastarahim'in bulunduğu unutulmuş diyarın kütüphanesini bulmak için Zotar Mabedi'nde yeni bir işaret bulacağını düşünüyor. Bu kitapta Elifba pusulası Kebikeç'tedir ve unutulmuş diyara giden yolu gösteren otuziki parçalı haritanın parçalarını bulup birleştirmektedir. Yani Elifba pusulasına sahiptir fakat Bisyastarahim'i henüz ele geçirmemiştir. Bu durumun bir hata olduğunu sanmıyorum ve yazarın bize Kebikeç hakkında birşeyler anlatmaya çalıştığını düşünüyorum. Belki de bu durumun detaylarını 3. kitapta alırız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kitap da masal gibiydi ve çok kısa sürede zevkle okudum. Kebikeç için konuşursam, öğrencilere derslerde tarihi dönem dönem ezberletilmesi yerine, tarihi kurgusuna yedirmiş bu gibi kitaplar okutulması bence öğrencilerin tarihe merakını arttırabilir. Bir Çalçene Hikayesi ise bildiğimiz masallardan hiçbir eksiği olmayan çok güzel bir hikaye. Dediğim gibi ikisi arasında bir ayrım yapamadım, ikisi de ayrı güzel.&amp;nbsp;Herkese tavsiye ediyorum. İyi okumalar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın 3. kitabının konusu ya da ne zaman çıkacağı hakkında hiçbir bilgim yok fakat ben şahsen bu 3. kitabın Bisyastarahim konusunu daha derinlemesine işleyen bir Kebikeç hikayesi olmasını isterim. Umarım yazar bu 2 kitapla ve yukarıdaki detayla bunun altyapısını oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar ve kitaplar hakkında daha fazla bilgi için:&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.devrimkodakci.com/"&gt;http://www.devrimkodakci.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PS: Kebikeç kitabını tavsiye eden Murat Artun'a teşekkürler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Güncelleme:&amp;nbsp;Devrim Kodakçı'dan yeni kitapları ile ilgili bilgi alma şansını elde ettim:&amp;nbsp;Kodakçı'nın geleceğin Türkiye'sinde geçen yeni kitabı bir aksilik olmazsa bu eylül ayında yayımlanacak.&amp;nbsp;Kebikeç ile tekrar karşılaşmak için ise biraz daha beklememiz gerekiyor ve Kebikeç üçlemesinin tamamlanması da gelecek seneyi bulacakmış. Hem yeni hikayeleri hem de Kebikeç'i okumayı sabırsızlıkla bekliyorum, yeni kitaplar gelene kadar da Kebikeç'i ve Bir Çalçene Hikayesi'ni okumanızı tavsiye ediyorum.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-4749551773313834014?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/4749551773313834014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/4749551773313834014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/05/ya-kebikec-hfz-el-varak-ila-kyamet.html' title='Yâ Kebikeç! Hıfz el varak ilâ kıyâmet.'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-yaIycKQlLxY/Ta6sevKVJhI/AAAAAAAAAMs/5-nN1eQvp0A/s72-c/kebikec.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-4387412508117616671</id><published>2011-04-24T10:16:00.003+03:00</published><updated>2011-05-11T11:35:25.735+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ostern'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Paskalya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Easter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eostre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ostara'/><title type='text'>Paskalya</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Ortaokul ve lise yıllarında her yıl bahar aylarında Paskalya tatili yapardık ve okuldaki çoğu öğrenci adına söyleyebilirim ki, Paskalya'nın ne olduğu ve Hristiyanlar tarafından neden kutlandığı gibi bir merakları olmamıştır. Öğrenciler için tek önemli olan okulun o hafta tatil olmasıdır:)&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Sanırım o zamanlardan kalan alışkanlıkla okulumuzun eski öğrencileri hala Noel'in ve yaklaşık olarak da Paskalya'nın tarihlerini bilir ve bahar ayları gelince gözleri bir yerlerde paskalya çörekleri, rengarenk yumurtalar ve Paskalya tavşanlarını arar. Hristiyan vatandaşlarımızın da yoğunlukla yaşadığı bir semtte ikamet ettiğimizden bu bayramların kutlanmasına tanık olabilmek benim çok hoşuma gidiyor. Özellikle pastaneler ve kırtasiyeler gibi dükkanların paskalya temasıyla süslenmiş vitrinleri çok çok güzel. Paskalya zamanı gelmişken, ben de günümüzde inanılan dinlerin kökenlerinde hangi inanışların yattığına kişisel bir merak&amp;nbsp;duyduğumdan &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010_10_01_archive.html"&gt;Halloween&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/12/dunyann-en-eski-bayram.html"&gt;Noel&lt;/a&gt; için yaptığım gibi Hristiyanlığın en önemli bayramlarından biri olan Paskalya'nın da &amp;nbsp;pagan kökleriyle ilgili bir yazı yazmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günümüzde kutlanan Paskalya bayramının ritüelleri hakkında fazla derinlere inmeden Paskalya'nın pagan köklerinden bahsetmek istiyorum. Modern Hristiyanlık'ta Paskalya 40 gün orucun sonrasında gelen 4 günlük bir süreç,&amp;nbsp;Cuma (Good Friday) başlar, pazartesi sona erer ve kısaca Hz. İsa'nın dirilişini kutlar. Cuma Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği, pazar dirildiği ve pazartesi de miraca çıktığı gündür. Paskalya her yıl farklı bir tarihe denk gelir çünkü her yıl bahar gündönümünden&amp;nbsp;(vernal ekinoks)&amp;nbsp;sonraki ilk dolunaydan sonraki pazar günü kutlanır. Paganlar da ölümü ve dirilişi binyıllar boyunca ilkbahar gündönümünü takiben kutlamışlardır. Pagan inanışlarına baktığımızda birçok pagan tanrı ve tanrıçasının kendi ölüm ve dirilişleriye, kış mevsiminde doğanın ölümünü ve bahar mevsiminde de dirilişini sembolize ettiğini görürüz. Gelenekler ve semboller kültürden kültüre farklılık göstermiş olsa da, bereket, doğurganlık, yenilenme, kışın bitimi, cehenneme veya yeraltına inişten sonra ışığın karanlığı ve iyinin kötüyü yenmesi gibi kavramlar hepsinde ortaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/66/Ostara_by_Johannes_Gehrts.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/66/Ostara_by_Johannes_Gehrts.jpg" width="135" /&gt;&lt;/a&gt;Easter/Ostern adının nereden geldiğine dair çok sayıda rivayet vardır. Fakat çoğunluğun hemfikir olduğu, İngilizce Easter ve Almanca Ostern kelimelerinin Anglo-Sakson bahar ve şafak tanrıçası Eostre/Ostara isminden türemiş olduğudur. Saksonlar bahar gündönümünü baharın kışa karşı zaferi olarak görürlerdi. Günler uzamaya başlar ve sonunda bahar gündönümünde gece ve gündüz eşit olur. Uzun ve karanlık kış günlerinin ardından bahar gelir ve aydınlık güneşli günler başlar. Nisan ayı da&amp;nbsp;Anglo-Saksonlar arasında Eostur-Monath olarak bilinirdi ve bu ay Eostre adına festival bir festival yapılırdı. Hristiyanlık, Avrupa'da yayılmaya başladığında doğanın dirilişini kutlayan bu festival, Hz. İsa'nın dirilişinin kutlandığı Hristiyanlığa ait dinsel bir kutlamaya dönüşmüştür fakat sembolleri ve ismi benzer kalmıştır (Ayrıca kadınlık hormonu östrojen/&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;estrogen de adını bu tanrıçadan almıştır&lt;/span&gt;). Eostre'nin Babil mitolojisindeki İştar ve Sümer mitolojisindeki Inanna karakterlerinden geldiği söylenmektedir. Bu tanrıçanın Yunan ve Roma mitolojisindeki karşılığı ise Afrodit ve Venüs'tür. Böylece Paskalya'daki ölüm ve diriliş inanışının çok çok eskilere dayandığını söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/6a/Ishtar_vase_Louvre_AO17000-detail.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/6a/Ishtar_vase_Louvre_AO17000-detail.jpg" width="90" /&gt;&lt;/a&gt;Eostre'nin Sümer inanışındaki karşılığı olan tanrıça Inanna'nın yeraltına iniş mitinin günümüzdeki "Hz. İsa'nın ölümü ve dirilişi" inanışına ilham olduğu ileri sürülmektedir. Inanna kızkardeşi Ereshkigal'i görmek için onun hükümdarlığındaki ölüler ülkesini ziyaret etmek ister. Güzel elbiseler giyen ve tılsımlar takan Inanna yer altına iner ve Ereshkigal'in hizmetçisi tarafından karşılanır. Yeraltının 7 kapısından geçerken her kapıda giysilerinden birini çıkarmak zorundadır ve sonunda çıplak kalır ve küçük düşürülmüş bir şekilde kızkardeşine ulaşır. Ereshkigal onun öldürülmesini ve bedeninin bir kancaya asılmasını emreder. 3 gün sonra Inanna'nın meraklanan hizmetçisi yeraltına&amp;nbsp;tanrıçaya hayat verecek malzemeler taşıyan&amp;nbsp;küçük yaratıklar gönderir ve bu yaratıklar kimseye görünmeden tanrıçayı diriltirler ve Inanna cennete yükselir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırırken gördüğüm kadarıyla bu hikayenin birçok versiyonu var fakat bu versiyon ile Hz. İsa'nın diriliş hikayesi arasındaki benzerlikler açıkça görülmektedir. Inanna'nın aşağılanması ve Hz. İsa'nın işkence görmesi, Inanna'nın kancaya asılması ve Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi, Inanna'nın 3 gün sonra dirilmesi ve Hz. İsa'nın üçüncü gün dirilmesi ve ikisinin de sonsuz hayata kavuşmaları. İki hikayede de ana tema mitolojide çok önemli bir yeri olan ölüm ve diriliştir. Ölüm ve diriliş de doğanın döngüsünü sembolize etmektedir. Daha derin araştırmak isteyenler için mitolojide yer altına iniş ve yer yüzüne dönüş ile ilgili çok sayıda hikaye olduğunu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e5/Easter_Bunny_Postcard_1907.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e5/Easter_Bunny_Postcard_1907.jpg" width="122" /&gt;&lt;/a&gt;Paskalyanın en güzel sembollerinden ikisinden de kısaca bahsetmek istiyorum: Birçok kültürde bereketin simgesi olan tavşanlar (Eastern Bunny) ve renkli yumurtalar (Eastern eggs). Saksonlar Ostara'nın Lepus isimli bir kuşu karda donmaktan kurtardığına inanırlar. Kanatları da kırılmış olduğundan, Ostara onu bir yabani tavşana dönüştürür ve avcılardan kaçabilmesi için ona hız verir. Lepus hala yılda bir kere yumurtlayabiliyordur ve yumurtaların hepsi farklı renklerdedir. Lepus bir gün Ostara'yı kızdırınca Ostara onu gökyüzünde Orion'un ayaklarının altında bir takımyıldıza dönüştürür fakat yılda bir kere çocuklar için renkli yumurtalar bırakması için dünyaya dönmesine izin verir. Yumurtalar da birçok kültürde bereket ve yenilenme sembolüdür. Bahar ekinoksu sırasında renkli yumurtalar verme geleneği Romalılar'da, Yunanlar'da, eski Mısır'da, Galyalılar'da ve Persler'de de uygulanmıştır. Günümüzde de paskalya deyince akla ilk paskalya tavşanı ve rengarenk boyanmış yumurtalar gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/10/Easter_eggs_-_straw_decoration.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/10/Easter_eggs_-_straw_decoration.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Paskalya Yumurtaları (fotoğraf&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; border-collapse: collapse; line-height: 19px;"&gt;Jan.Kamenicek tarafından çekilmiştir.&lt;/span&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eski medeniyetlerin hayatta kalması doğayı ve özellikle mevsim döngülerini anlamış olmalarına bağlı olduğundan birçok geleneğin doğayla ilişkili olması ve kutlamaların da mevsimlerin değişimine göre yapılması oldukça doğaldır. Böylece Modern Hristiyanlık'taki kutlamalar da Hz. İsa'dan yüzlerce ve binlerce yıl öncesinden beri süregelen pagan köklerine kadar takip edilebilir. Semboller ve isimler doğrudan pagan kültüründen alınmıştır. Bütün bunlar geçmişte kalan rivayetler ve efsanelerden öte bize insanlığın tarihi ve kültürü, hatta insan zihni ve bilinçaltı hakkında bir çok bilgi verecek ipuçlarıdır. Dikkatlice analiz edildiğinde insanlığın geleceği hakkında da bir şeyler gösterebilir...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hristiyanlar'ın Paskalya bayramını ve hala tam olarak hissedemesek de bizim yarıküremize baharın gelişini kutluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-4387412508117616671?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/4387412508117616671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/4387412508117616671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/04/paskalya.html' title='Paskalya'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-5595448173280569220</id><published>2011-04-18T11:06:00.000+03:00</published><updated>2011-04-18T11:06:15.678+03:00</updated><title type='text'>İstanbul'da Lale Zamanı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nisan ayının ortasına gelmemize rağmen bahar İstanbul'a gelip gelmeme konusunda kararsız... Fakat bahar ayları ile özdeşleştirdiğimiz Uluslararası İstanbul Lale Festivali başladı bile ve binlerce güzel lale İstanbul bahçelerinde, parklarında hatta yol kenarlarındaki yerlerini aldı. Dikilemedikleri yerlere de rengarenk heykelleri yerleştirildi. Kimileri şehrin binlerce sorunu arasında laleye bu kadar önem verilmesini ve bu yüzden yüklü miktarda masraf yapılmasını yadırgıyor olabilir. Açıkçası ilk yıllarda ben de öyle düşünmüştüm fakat şimdi lale bahçelerinde gezen insanların o lalelerin güzelliklerine hayran kaldıklarını, kenarında laleler bulunan yollardan geçen istisnasız her insanın lalelerin güzelliklerinden bahsettiğini ve aslında çok güzel bir şehirde yaşadıklarını farkedip kısa bir süre de olsa keyiflendiklerini gördükçe yapılan masrafa ve sarfedilen emeğe değdiğini düşünüyorum. İnsanın yaşadığı yeri güzelleştirmeye çalışması kadar doğal ne olabilir ki...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Lale bahçesi deyince benim aklıma çocukluktan kalma bir hevesle&amp;nbsp;ilk olarak Emirgan Korusu gelir. Bu yıl da festival kitapçığında yazdığına göre sadece Emirgan Korusu'na 112 farklı türde 1 milyon 720 bin lale dikilmiş. &lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse;"&gt;Son 3 yıldır eşimle her baharda Emirgan Korusu'nu ziyaret etmeye çalışıyoruz&lt;/span&gt;. Ne yazık ki lalelerin ömrü çok uzun değil ve mayıs ayında bile parktaki lalelerin bir çoğu çoktan bozulmuş oluyor. O yüzden nisan ayının ortaları tam lale zamanı. Bu seneki geleneksel Emirgan Korusu lale gezimizi cumartesi gerçekleştirdik ve havanın serin olmasına rağmen çok güzel bir gün geçirdik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ZtxVNSK6E14/TavYmjQv1GI/AAAAAAAAAKQ/5E3BVm7M2Mk/s1600/IMG_0522.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZtxVNSK6E14/TavYmjQv1GI/AAAAAAAAAKQ/5E3BVm7M2Mk/s320/IMG_0522.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Lalenin anavatanının Orta Asya olduğu ve Anadolu'ya Türkler ile geldiği söylenmektedir.&amp;nbsp;Lalenin güzelliğinin yanısıra tarihsel bir önemi olduğu da kesin.&amp;nbsp;Özellikle Osmanlı'da camilerde, çinilerde, kaftanlarda, şarkılarda, şiirlerde, bir çok yerde lale ile karşılaşırız ve lale Osmanlı'nın bir devrine adını bile vermiştir.&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Osmanlı'nın laleye bu kadar önem vermesinin asıl nedeni ise eski yazı ile yazıldıklarında Allah ve lale sözcüklerinde aynı harflerin bulunması ve lale kelimesinin tersten okunduğunda Osmanlı'nın kutsal alameti olan hilal anlamına gelmesidir. Osmanlı'da lale kültürü hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz bu &lt;a href="http://lidya.hacettepe.edu.tr/~b0152659/public_html/osmanlidalalekulturu.htm"&gt;linkten&lt;/a&gt; faydalanabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9mgsf7NYKnU/TavYkKIICII/AAAAAAAAAKM/9mpnMdxeKIU/s1600/IMG_0520.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-9mgsf7NYKnU/TavYkKIICII/AAAAAAAAAKM/9mpnMdxeKIU/s320/IMG_0520.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;En az laleler kadar güzel ve zarif olan sümbüleri de kesinlikle unutmamak gerek. O kadar güzel kokuyorlardı ki, yüzlerce sümbülün yanından geçerken ve o güzel kokuyu biraz daha duyabilmek için etraftaki havayı daha fazla soluyunca sarhoş gibi hissetmek işten bile değildi. Ekildikleri yerin yanından geçerken duraksamayıp da o güzel kokuyu içine çekmeden giden bir insan bile olduğunu sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8oTziEclOZk/TavZV5kJrdI/AAAAAAAAALQ/-5K9KfA8KNU/s1600/IMG_0574.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-8oTziEclOZk/TavZV5kJrdI/AAAAAAAAALQ/-5K9KfA8KNU/s320/IMG_0574.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;6. Uluslararası İstanbul Lale Festivali 1-30 Nisan tarihleri arasında devam ediyor.&amp;nbsp;Festival kapsamında sergiler, canlı müzik dinletileri, ebru sanatçıları performansı gibi etkinlikler var.&amp;nbsp;Yalnız&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222; line-height: 21px;"&gt;&lt;span style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-style: inherit; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Emirgan Korusu'nda değil, Yıldız Korusu, Yedikule Soğanlı Bitkiler Parkı, Hidiv Korusu, Beykoz Korusu, Göztepe Gül Bahçesi, Büyük Çamlıca Korusu ve Küçük Çamlıca Korusu'nda da lale bahçeleri oluşturulmuş ve buralarda da festival kapsamındaki etkinliklere katılmak mümkün. Lalelerin en güzel olduğu kısacık zaman dilimi bitmeden en azından size en yakın lale bahçesini gezip bu güzellikleri kendi gözlerinizle görmenizi tavsiye ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222; line-height: 21px;"&gt;&lt;span style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-style: inherit; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 21px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222;"&gt;Program için: &lt;a href="http://www.istanbulunlalesi.com/program.asp"&gt;http://www.istanbulunlalesi.com/program.asp&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 21px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 21px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wOa2SL6umgE/TavYsreyJoI/AAAAAAAAAKU/92M-fQNi_Ao/s1600/IMG_0523.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-wOa2SL6umgE/TavYsreyJoI/AAAAAAAAAKU/92M-fQNi_Ao/s320/IMG_0523.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-GC8Hmx4At-g/TavYuK98UkI/AAAAAAAAAKY/2r_01ehhOwM/s1600/IMG_0525.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-GC8Hmx4At-g/TavYuK98UkI/AAAAAAAAAKY/2r_01ehhOwM/s320/IMG_0525.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lP3aklXFmRI/TavYv58e8LI/AAAAAAAAAKc/l5sESU8F2H8/s1600/IMG_0527.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-lP3aklXFmRI/TavYv58e8LI/AAAAAAAAAKc/l5sESU8F2H8/s320/IMG_0527.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-meA0dozdFPE/TavYxf4832I/AAAAAAAAAKg/9wJkT3XqaqA/s1600/IMG_0529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-meA0dozdFPE/TavYxf4832I/AAAAAAAAAKg/9wJkT3XqaqA/s320/IMG_0529.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 21px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dUFxUWvYA48/TavY4owAjdI/AAAAAAAAAKk/8PwtcyhjrAM/s1600/IMG_0530.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-dUFxUWvYA48/TavY4owAjdI/AAAAAAAAAKk/8PwtcyhjrAM/s320/IMG_0530.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-FuKWBrB9onY/TavY56g-oOI/AAAAAAAAAKo/-ayUW_88k9M/s1600/IMG_0533.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-FuKWBrB9onY/TavY56g-oOI/AAAAAAAAAKo/-ayUW_88k9M/s320/IMG_0533.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-EgeHHYhYyp4/TavY7XBaWJI/AAAAAAAAAKs/YJgmCPMfI0k/s1600/IMG_0538.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-EgeHHYhYyp4/TavY7XBaWJI/AAAAAAAAAKs/YJgmCPMfI0k/s320/IMG_0538.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Lale Heykelleri&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VgtCZaY5VpI/TavY9JYn_6I/AAAAAAAAAKw/K_oNKNljzjk/s1600/IMG_0540.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-VgtCZaY5VpI/TavY9JYn_6I/AAAAAAAAAKw/K_oNKNljzjk/s320/IMG_0540.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Enstrumantal Müzik Dinletisi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-TXqpnAiLYjY/TavZHw_uYGI/AAAAAAAAAK4/5vUgJ1E8whg/s1600/IMG_0545.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-TXqpnAiLYjY/TavZHw_uYGI/AAAAAAAAAK4/5vUgJ1E8whg/s320/IMG_0545.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MbuTTGSxs_I/TavZJddSmTI/AAAAAAAAAK8/5yQ8nNQyijw/s1600/IMG_0554.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-MbuTTGSxs_I/TavZJddSmTI/AAAAAAAAAK8/5yQ8nNQyijw/s320/IMG_0554.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-NrCzRr91iEA/TavZK43vPvI/AAAAAAAAALA/o6g2rOWR4BA/s1600/IMG_0559.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-NrCzRr91iEA/TavZK43vPvI/AAAAAAAAALA/o6g2rOWR4BA/s320/IMG_0559.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Türkiye Haritası&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7dLrOmL3giA/TavZQ4MBdoI/AAAAAAAAALE/SOt0gr_8gSo/s1600/IMG_0562.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-7dLrOmL3giA/TavZQ4MBdoI/AAAAAAAAALE/SOt0gr_8gSo/s320/IMG_0562.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YE9ZIRLrjiw/TavZSX4UyNI/AAAAAAAAALI/eA4VaQHBJjo/s1600/IMG_0564.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-YE9ZIRLrjiw/TavZSX4UyNI/AAAAAAAAALI/eA4VaQHBJjo/s320/IMG_0564.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JsOmwaTZOqU/TavZUaNlZOI/AAAAAAAAALM/Oc5Gj6ZD-ds/s1600/IMG_0568.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-JsOmwaTZOqU/TavZUaNlZOI/AAAAAAAAALM/Oc5Gj6ZD-ds/s320/IMG_0568.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fJGWtF4YOUM/TavZfPdM5EI/AAAAAAAAALU/c8GxltMjjpA/s1600/IMG_0575.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-fJGWtF4YOUM/TavZfPdM5EI/AAAAAAAAALU/c8GxltMjjpA/s320/IMG_0575.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-NkhoH32mWIE/TavZiHnPOJI/AAAAAAAAALc/aXMMIojNM7c/s1600/IMG_0583.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-NkhoH32mWIE/TavZiHnPOJI/AAAAAAAAALc/aXMMIojNM7c/s320/IMG_0583.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HzKxnzZ-L9s/TavZjplLJ0I/AAAAAAAAALg/G5oviALcizs/s1600/IMG_0584.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-HzKxnzZ-L9s/TavZjplLJ0I/AAAAAAAAALg/G5oviALcizs/s320/IMG_0584.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-lGF8lYyz0f0/TavZln0OY0I/AAAAAAAAALk/qKjRMKilQ2M/s1600/IMG_0588.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-lGF8lYyz0f0/TavZln0OY0I/AAAAAAAAALk/qKjRMKilQ2M/s320/IMG_0588.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-IuMt5UHpD6M/TavZnH7B0KI/AAAAAAAAALo/fHuVSzsdh3g/s1600/IMG_0591.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-IuMt5UHpD6M/TavZnH7B0KI/AAAAAAAAALo/fHuVSzsdh3g/s320/IMG_0591.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yH-yY5gwIik/TavZ6W63eBI/AAAAAAAAALs/JLMiMgr5x74/s1600/IMG_0592.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-yH-yY5gwIik/TavZ6W63eBI/AAAAAAAAALs/JLMiMgr5x74/s320/IMG_0592.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Sarı Köşk&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-gBLGKiUhW7U/TavZ76XOfII/AAAAAAAAALw/XbW9t3SQO7E/s1600/IMG_0593.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-gBLGKiUhW7U/TavZ76XOfII/AAAAAAAAALw/XbW9t3SQO7E/s320/IMG_0593.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fcyzkk46_ow/TavZ_6s1A_I/AAAAAAAAAL4/GV53Oa55_G8/s1600/IMG_0599.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-fcyzkk46_ow/TavZ_6s1A_I/AAAAAAAAAL4/GV53Oa55_G8/s320/IMG_0599.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Nazar Boncuğu&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Z7y0wgDkJzM/TavaJTqqTfI/AAAAAAAAAL8/RmbbQvuSUl4/s1600/IMG_0601.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-Z7y0wgDkJzM/TavaJTqqTfI/AAAAAAAAAL8/RmbbQvuSUl4/s320/IMG_0601.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-A-65iCU1Xuc/TavaMDXXtXI/AAAAAAAAAME/3i-QE2sdJVM/s1600/IMG_0603.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-A-65iCU1Xuc/TavaMDXXtXI/AAAAAAAAAME/3i-QE2sdJVM/s320/IMG_0603.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-MtISvpBc9QI/TavaO2lp1tI/AAAAAAAAAMM/KWRj6eL4Exs/s1600/IMG_0606.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-MtISvpBc9QI/TavaO2lp1tI/AAAAAAAAAMM/KWRj6eL4Exs/s320/IMG_0606.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5sqR-nJxmQQ/TavagkvVN3I/AAAAAAAAAMU/XjjargrbeCo/s1600/IMG_0609.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-5sqR-nJxmQQ/TavagkvVN3I/AAAAAAAAAMU/XjjargrbeCo/s320/IMG_0609.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LCr-v150ZXo/TavajjJHzOI/AAAAAAAAAMc/cjf5HKuIXDo/s1600/IMG_0615.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-LCr-v150ZXo/TavajjJHzOI/AAAAAAAAAMc/cjf5HKuIXDo/s320/IMG_0615.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8sRo78pQBjk/TavamySWPYI/AAAAAAAAAMk/K0W2RYl-vx8/s1600/IMG_0618.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-8sRo78pQBjk/TavamySWPYI/AAAAAAAAAMk/K0W2RYl-vx8/s320/IMG_0618.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Lale Deresi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-03w1KVpAWSM/TavaoZ7fwpI/AAAAAAAAAMo/1wrbnroZTJ8/s1600/IMG_0620.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-03w1KVpAWSM/TavaoZ7fwpI/AAAAAAAAAMo/1wrbnroZTJ8/s320/IMG_0620.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Lale Deresi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #222222;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 21px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-5595448173280569220?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/5595448173280569220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/5595448173280569220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/04/istanbulda-lale-zaman.html' title='İstanbul&apos;da Lale Zamanı'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ZtxVNSK6E14/TavYmjQv1GI/AAAAAAAAAKQ/5E3BVm7M2Mk/s72-c/IMG_0522.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-1223986398533440135</id><published>2011-03-21T21:21:00.000+02:00</published><updated>2011-03-21T21:21:18.101+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Stone&apos;s Reach'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Our Twilight'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Be&apos;lakor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Curse of the Red River'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Frail Tide'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barren Earth'/><title type='text'>Barren Earth ve Be'lakor</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-hsjy3tww264/TYH34TDmZSI/AAAAAAAAAJ8/-wxX897Mgyo/s1600/BarrenEarthLogo.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://lh5.googleusercontent.com/-hsjy3tww264/TYH34TDmZSI/AAAAAAAAAJ8/-wxX897Mgyo/s1600/BarrenEarthLogo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sevdiğimiz farklı gruplardan sevdiğimiz isimlerin bir arada çaldıklarını hayal etmişizdir hepimiz. Her grubun beğenilen taraflarını barındıran yepyeni bir grubu dinlemeyi kim istemez ki… Yine de bazen iyi müzisyenler birarada olsa da ortaya çıkan müzik umulduğu kadar güzel olmayabilir. Ama&amp;nbsp;Amorphis'in eski elemanları ve Moonsorrow ve Kreator'un güncel elemanlarından kurulmuş bir grup olan&amp;nbsp;Barren Earth'te&amp;nbsp;tabiri caizse&amp;nbsp;elemanların kimyaları uymuş ve ortaya çok iyi bir grup çıkmış. Kuruluş hikayesine kısaca bakarsak, brutal ve melodik şarkılar yapmak isteyen Amorphis'in eski basçısı Olli-Pekka Laine, önceden birlikte çalmış olduğu (The Camel Gang) Moonsorrow'un davulcusu Marko Tarvonen'e bir progressive death metal grubu kurma teklifi götürür ve onun kabul etmesiyle bu harika grubun temelleri 2006 yılının sonunda atılır. Kısa bir süre sonra, yine önceden birlikte çalmış oldukları klavyeci Kasper Mårtenson (ex-Amorphis, Ben Granfelt Band) gruba katılır ve gitarist Janne Perttilä da gruba dahil olunca Barren Earth adı ortaya çıkar. 2007 sonunda lead gitarist olarak da Sami Yli-Sirniö (Kreator, Waltari) gruba davet edilir ve son olarak 2008 yazında stüdyoya girmeleriyle de vokal Mikko Kotamäki (Swallow The Sun) gruba katılınca Barren Earth son halini alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Our Twilight EP'si 2009 yılının sonlarında çıkar ve yaklaşık 4 ay sonra 2010'da ilk albümleri Curse of The Red River yayınlanır. Our Twilight 4 şarkıdan oluşan bir EP ve ilk dinlediğim andan itibaren albümü sabırsızlıkla bekletecek kadar güzel. Albüm de sabırsızlıkla beklemeye değecek kadar güzel. EP ve albüm arasında müzikal anlamda hiçbir farklılık yok ve dinlerken zaten tek bir albümmüş gibi dinleniliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-jzqWCp0HqXg/TYCU97x179I/AAAAAAAAAJg/lHF8xAVcfUQ/s1600/cover_twilight.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="https://lh5.googleusercontent.com/-jzqWCp0HqXg/TYCU97x179I/AAAAAAAAAJg/lHF8xAVcfUQ/s200/cover_twilight.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Barren Earth-Our Twilight&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-5PeQ4T5LE08/TYCVAH-1eZI/AAAAAAAAAJk/7ESt8deITP0/s1600/cover_curse.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="https://lh6.googleusercontent.com/-5PeQ4T5LE08/TYCVAH-1eZI/AAAAAAAAAJk/7ESt8deITP0/s200/cover_curse.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Barren Earth-Curse of the Red River&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zaman içinde oluşmuş bu grupta müzisyenler bence mükemmel uyum sağlamış ve böylece çok iyi bir gruba, çok iyi bir EP'ye ve hemen ardından da çok iyi bir albüme kavuşmuş olduk. Sanırım kuruluşun bir kaç yıl sürmesi doğru elemanların grupta olmasını sağlamış ve elemanların birbirlerini önceden tanımaları sayesinde iyi elemanlardan oluşan ruhsuz bir grup yerine her şeyiyle uyumlu ve kaliteli müzik yapan bir grup ortaya çıkmış. Özellikle klavye bölümlerinde Amorphis, zaman zaman Swallow The Sun ve bazen de Opeth dinliyormuş hissine kapılıyorum ve bu durumun benim için hiçbir mahsuru yok. Grubun elemanları da geleneksel death metal ve 70'li yılların prog rock ve folk elementlerini kombine ettiklerini ve Paradise Lost, Opeth, Pink Floyd, Jethro Tull gibi gruplardan etkilendiklerini söylüyorlar. Şarkı sözleri de tipik Finlandiya karamsarlığını içeriyor: Karanlık, ölüm, umutsuzluk.. Hem EP hem de album ilk dakikasından ne kadar kaliteli olduğunu belli ediyor ve bu durum sadece bir kaç şarkıda değil tüm şarkılarda devam ediyor. Baştan savma yapılmış bir şarkıyı bıraktım, baştan savma bir dakika bile yok.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-ow7O84sAqEA/TYCVzERDm1I/AAAAAAAAAJo/rrKMYC6yDDg/s1600/Barren+Earth.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="224" src="https://lh4.googleusercontent.com/-ow7O84sAqEA/TYCVzERDm1I/AAAAAAAAAJo/rrKMYC6yDDg/s320/Barren+Earth.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Barren Earth&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu güzel melodic death yapan grubu hala dinlemediyseniz en kısa zamanda mutlaka dinleyin. Melodic ve progressive death seven herkese tavsiye ediyorum. Grup ayrıca Finnish Metal Expo 2011’de "Year's New Comer" ödülünü de almış bulunmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-Zuqe-rodRW0/TYH1-w9yrCI/AAAAAAAAAJs/2TbnlAKh054/s1600/Belakor+logo.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="62" src="https://lh3.googleusercontent.com/-Zuqe-rodRW0/TYH1-w9yrCI/AAAAAAAAAJs/2TbnlAKh054/s200/Belakor+logo.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Progressive ve doom öğeler barındıran melodic death metal türünde yeni bir grup istiyorsanız adını Warhammer karakterinden almış Be'lakor da tam size göre. Grup 2004 yılının sonlarına doğru kurulmuş ve her elemanın müzisyenlik dışında meslekleri de var. İlk dinlediğimde grubun İskandinav kökenli olduğunu düşündüm ve grubun Avustralya'dan olduğunu öğrenince epey şaşırdım. Bu&amp;nbsp;tarz gruplar genelde İskandinav kökenli olur, o yüzden Be'lakor'un Avustralya'dan çıkması ve bu kadar kaliteli müzik yapması beni epey şaşırttı.&amp;nbsp;Avustralya metali deyince nedense aklıma sadece AC/DC geliyor, onu da hiç sevemedim zaten. Be'lakor'un AC/DC ile alakası olmadığını söylememe gerek yok sanırım.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-b0xl1O_M3p4/TYH2WF1AG8I/AAAAAAAAAJ4/6GjlZrcLiro/s1600/Belakor.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh6.googleusercontent.com/-b0xl1O_M3p4/TYH2WF1AG8I/AAAAAAAAAJ4/6GjlZrcLiro/s320/Belakor.jpg" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Be'lakor&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;2007 yılında çıkmış ilk albümleri The Frail Tide'ı oldukça beğendim, 2. albüm Stone's Reach ile ilk albüm arasında müzikal anlamda çok büyük fark olmasa da ikinci albümü dinleyince kendilerini geliştirdikleri ve olgunlaştıkları çok belli oluyor. Zaten ilk albümün bir kısmı yatak odasında, bir kısmı da stüdyoda kaydedilmiş. Özellikle ilk albümü dinlerken yapılan müziği ben sıklıkla Opeth'e ve Agalloch'a benzettim.&amp;nbsp;Piano/keyboard bol bol kullanılmış, bol bol enstrumental bölüm mevcut, akustik kısımlar da sık ve yerli yerinde. Şarkılar kompleks ve haliyle uzun sürüyor fakat dinleyiciyi sıkacak kadar değil. İkinci albüm biraz daha profesyonel kaydedilmiş ve bu albümde &amp;nbsp;Opeth havası daha azalmış ve şarkılar daha çok Insomnium şarklarını andırıyor. Yine de Insomnium gibi kendini tekrar eden bir yapıya sahip değiller. Bence melodiler güzel, vokaller iyi, şarkılar başarılı. Sözler de genelde doğa, hayat ve yıkım üzerine. Ayrıca Stone's Reach albümünün kapağını oldukça beğendim. Son yıllarda dinlediğim ve dinlemeye devam ettiğim ender melodic death gruplarından diyebilirim. Sonraki albümlerde çok daha iyi işler ortaya çıkaracaklarına inanıyorum ve bu grubu da dinlemenizi tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-0_Tnnx8lydo/TYH2IgSq_zI/AAAAAAAAAJ0/IZnsuAn5VlI/s1600/The-Frail-Tide-cover_larger-300x300.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="https://lh6.googleusercontent.com/-0_Tnnx8lydo/TYH2IgSq_zI/AAAAAAAAAJ0/IZnsuAn5VlI/s200/The-Frail-Tide-cover_larger-300x300.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Be'lakor-The Frail Tide&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-UOcls8Tcu0E/TYH2D9pB6ZI/AAAAAAAAAJw/i_GrDBo7Tic/s1600/Belakor_Stones_Reach_700-300x300.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="https://lh6.googleusercontent.com/-UOcls8Tcu0E/TYH2D9pB6ZI/AAAAAAAAAJw/i_GrDBo7Tic/s200/Belakor_Stones_Reach_700-300x300.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Be'lakor-Stone's Reach&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-1223986398533440135?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/1223986398533440135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/1223986398533440135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/03/barren-earth-ve-belakor.html' title='Barren Earth ve Be&apos;lakor'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh5.googleusercontent.com/-hsjy3tww264/TYH34TDmZSI/AAAAAAAAAJ8/-wxX897Mgyo/s72-c/BarrenEarthLogo.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-7885601089810436287</id><published>2011-03-16T12:32:00.000+02:00</published><updated>2011-03-16T12:32:13.443+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tılsım-ı Kudret'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zifir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Fantastik Edebiyatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derin İmparatorluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Esrarname'/><title type='text'>Birkaç kitap daha...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her kişinin eşsiz bir hayalgücü vardır ve eğer kişi bunları yazıya dökmüşse kesinlikle okunmaya değerdir.&amp;nbsp;Bu yüzden bence kötü kitap yoktur. Binbir emekle, günler, aylar harcanarak ortaya çıkmış hikaye/hikayeler vardır ve birileri tarafından okunup anlaşılmayı beklemektedir. Tabi ki okur olarak her kitaptan aynı zevki alamayız ama mümkün olduğunca çok kitap okuyarak bambaşka dünyalar keşfetmek kesinlikle başlı başına bir zevktir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günlüğümde son günlerde kitaplardan daha sık bahseder olmuşken, Türk yazarlara ait, Türk-İslam kültüründen öğelerin kullanıldığı birkaç fantastik kitaptan daha bahsetmek istiyorum.&amp;nbsp;Kısaca bahsedeceğim bu kitaplar tabi ki herkese aynı zevki vermeyebilir, yine de okunmaya değer olduklarını düşünüyorum. Bu kitaplardan bahsetmemin nedeni Türk fantastik edebiyatının yabancı fantastik edebiyatın kalitesine hızla yaklaşmasıdır. Ne kadar çok insan bu kitaplardan bahsedildiğini duyar ve okursa Türk fantastik edebiyatı o kadar gelişir ve zenginleşir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türk fantastik edebiyatından kastım sadece Türk kültüründen parçalar kullanılmış hikayeler değil. Konu ne olursa olsun asıl önemli olan ortaya başarılı ve güzel bir hikaye çıkmasıdır. Ve dileğim ülkemizin yazarlarının isimlerinin bir gün dünya çapında bilinen yazarlarla birlikte anılmasıdır. Bunun gerçekleşmesinde en önemli pay tabi ki yazara ait olmakla birlikte, okurların da azımsanmayacak bir görevi var bence. Kendi yazarlarımıza ne kadar destek verirsek Türk fantastik edebiyatı o kadar gelişir ve biz de çok daha kaliteli ve güzel yazılar okuma imkanı buluruz. Bir okur daha ne ister?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu yüzden eğer okumadıysanız kısaca bahsedeceğim kitapları fırsat bulursanız okuyup Türk fantastik edebiyatında hızlanan gelişime tanıklık etmenizi tavsiye ederim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Orkun Uçar &amp;amp; Burak Turan - Zifir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-w7q4uIKsI0o/TW-GYUVJgjI/AAAAAAAAAJQ/7dFHdUkysZA/s1600/Zifir.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh6.googleusercontent.com/-w7q4uIKsI0o/TW-GYUVJgjI/AAAAAAAAAJQ/7dFHdUkysZA/s320/Zifir.jpg" width="219" /&gt;&lt;/a&gt;Altın Kitaplar'dan 2007 yılında çıkan bu kitabı ben geçen sene okudum ve bence hikaye konu itibariyle oldukça özgün. Dini öğelerle bezenmiş fantastik bir kitabı ilk defa okuyordum (İhsan Oktay Anar kitaplarını saymıyorum, onlar başlı başına bir kategori). Kitabın kapak tasarımı bence çok güzel, ilk olarak&amp;nbsp;kapağı&amp;nbsp;ilgimi çekmişti. Arka kapak yazısını okuyunca elinizde aslında bir araştırma kitabı tuttuğunuzu düşünebilirsiniz: H&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;acer-ül Esved'de gizlenen sır neydi? D&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;ünya insan kanına nasıl boğuldu? Ş&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;eytanın orduları yeryüzünde savaşıyor. K&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;aranlık çağlarda insan öncesi dünyada yaşananlar. K&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;ız kulesinin altındaki sır neydi?&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Bu soruların cevaplarını kurguda vermişler. Kitabın kapağında yazdığı gibi "Cinler, insanlar, şeytanlar, isyankar melekler zifiri bir savaşın eşiğinde" ve kitabın başkahramanı Azazil de bu savaşın ortasında. Azazil ilginç bir karakter, Midyat'ta doğmuş ve küçükken görünmeyen alemin fertleri tarafından rahat bırakılmamış ve bu yüzden kendi köyü tarafınan dışlanmış biri. Ayrıca ismi de bence gelmiş geçmiş fantastik karakterlerin isimleri arasında en güzellerinden biri. Azazil, Şeytan'ın melek olduğu zamanlardaki adı, kitapta ayrıca Şeytan'ın Azazil olduğu zamanlardan da bahsediliyor. Hikayede ara ara anlamsız bulduğum yerler oldu fakat hikayenin konusu ve özgünlüğü çok iyi. Çok güzel bir konu yakalamışlar ve cinli, şeytanlı bir fantastik kurgu okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Göktuğ Canbaba - Tılsım-ı Kudret&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-0uqB6juO8YY/TW-GgBiVy-I/AAAAAAAAAJU/0Ql2axVShfE/s1600/t%25C4%25B1ls%25C4%25B1m-%25C4%25B1+kudret.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh5.googleusercontent.com/-0uqB6juO8YY/TW-GgBiVy-I/AAAAAAAAAJU/0Ql2axVShfE/s320/t%25C4%25B1ls%25C4%25B1m-%25C4%25B1+kudret.jpg" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sonbaharda Tüyap Kitap Fuarı'nda bu kitabı gördüğümüzde yeni çıkmıştı sanırım. Standtakilere nasıl bir kitap olduğunu sorduğumuzda, "İhsan Oktay Anar seviyorsanız kesinlikle beğeneceğiniz bir kitap" cevabını alınca kitabı tereddüt etmeden hemen aldık. Aslında ben kelimenin tam anlamıyla kitabın kapağına vuruldum. Elinde beyaz bir baykuş tutan, sakallar yerlere kadar uzanmış karizmatik bir hoca... Hocaları karizmatik bulmam görülmüş şey değildir fakat bu hoca başkaydı. Harika bir kapak resmi olmuş bence. (Ertaç Altınöz çizmiş, onun adını anmadan geçmek olmaz.) Gerçekten de bambaşkaymış İbn-i Reşad. Osmanlı İmparatorluğu'nda savaşan askerler için güçlü muskalar yazarmış bu bilge hoca. İmparatorluğun kötü ruhlu&amp;nbsp;Şehzade'si hocadan&amp;nbsp;tılsımlarla dolu bir muska yapmasını isteyince, İbn-i Reşad bu isteğe karşı gelmeye çalışır fakat sonunda Şehzade'yi durdurmak için başka çaresinin kalmadığını anlar ve yerin dibinin efendilerinden birini çağırıp bir muska yazar. Şehzade'yi yok edecek Tılsım-ı Kudret böylece meydana gelmiş olur fakat muskanın yazımı sırasında hocanın da ömrü elinden alınır. Daha sonra bu muska kötü ruhlu şehzade ile yok olmaz, günümüze kadar gelir ve hikayenin günümüzde geçen kısmı başlar. Gerçi geçmişteki ve bugündeki ana hikayeler içiçe anlatılmış ve geçmiş ile günümüz çok güzel birleştirilmiş, oldukça da iyi olmuş. Bir geçmişten bir günümüzden birşeyler öğrenmek hikayeyi daha zevkle okunur kılmış. Bu kitapta günümüzde geçen kısımdan ziyade İbn-i Reşad hoca ve Şehzade ile ilgili bölümler ve Osmanlı zamanında geçen kısımlar şahsen daha çok hoşuma gitti. Bütün hikayenin o devirde geçmesi de oldukça ilginç olabilirdi. Yine de günümüzde geçen kısım kesinlikle sıkıcı değil, hikaye gerçekten sürükleyici. Laika Yayınları'ndan 2010 yılında çıkan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Ben de Göktuğ Canbaba'nın ilk kitabı Ozan'ın Şarkısı'nı da ilk fırsatta okuyacağım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Ayfer Kafkas - Esrarname&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-oyWzcKjT2Qo/TW-GoJ-9HRI/AAAAAAAAAJY/acgQEC56JVU/s1600/esrarname.jpeg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh5.googleusercontent.com/-oyWzcKjT2Qo/TW-GoJ-9HRI/AAAAAAAAAJY/acgQEC56JVU/s320/esrarname.jpeg" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Bu kitap da oldukça yeni bir kitap, 2011'in Şubat ayında Timaş Yayınları'ından çıkmış. Ben okuyalı 3 hafta falan oldu sanırım. Hikaye Osmanlı İmparatorluğu zamanında 18. yüzyılda&amp;nbsp;geçiyor ve yazar&amp;nbsp;Ayfer Kafkas&amp;nbsp;hikayede arkaplan olarak kendi memleketi Kütahya'yı yani Germiyan'ı kullanmış. Bu kitaptaki ana fantastik öğe ise büyülü bir kitap: Esrarname. İranlı büyücü Tir-i Danende tarafından yüzyıllar önce yazılmış, büyülerle ve tılsımlarla dolu olan tehlikeli bir kitap. Bu tehlikeli kitabı yok etmeyi başaramayan&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #020202; line-height: 18px;"&gt;â&lt;/span&gt;limler kitabı ancak ikiye bölerler. Kitabın bir yarısı bir şekilde Germiyan'da yaşayan Nagehan'ın eline geçer ve Nagehan'a insanüstü güçler bahşeder. Diğer yarısı ise kötü bir büyücü olan Muntazar'ın elindedir ve o daha çok kitabın kara büyü kısmı ile ilgilidir. Bir de işin içinde iki parçayı birleştirip kitabı kendi amaçları için kullanmak isteyen, Tir-i Danende zamanından beri kitabın peşinde olan Asfar isimli bir cin vardır. Kitap hakkında arka kapak yazısından edinebileceğinizden daha fazla bilgi verip kitabın keyfini kaçırmak istemiyorum. Cinler, büyüler, büyücüler ve mistik öğelerle bezeli&amp;nbsp;kitap bence oldukça iyi ve başarılı bayan fantastik kurgu yazarlarının da olduğunu görmek çok güzel. Kitabın başkahramanı da zaten zeki bir genç kız. Yazar Doğu Dilleri ve Edebiyatları okumuş olduğundan eski kelimeleri de çok güzel kullanmış. Kitabın sonu itibariyle devamı gelebilirmiş gibi görünüyor, umarım gelir ve biz de bu güzel hikayenin devamını okuyabiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Orkun Uçar &amp;amp; Saygın Ersin - Derin İmparatorluk&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-vwbJoqq_dcA/TW-GxdQ4IrI/AAAAAAAAAJc/7_ofkeREzEs/s1600/Derin-Imparatorluk-Orkun-Ucar-Saygin-Ersin.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh5.googleusercontent.com/-vwbJoqq_dcA/TW-GxdQ4IrI/AAAAAAAAAJc/7_ofkeREzEs/s320/Derin-Imparatorluk-Orkun-Ucar-Saygin-Ersin.jpg" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;Altın Kitaplar'dan Eylül 2007'de çıkan Derin İmparatorluk kitabı diğerlerine oranla daha ince ama bu sebeple hikayenin daha zayıf olduğu düşünülmesin, konu itibariyle en az diğerleri kadar ilginç. Çok daha uzun ve tarihsel detaylar eklenerek yazılabilirmiş fakat nedense yazarlar kitabı kısa tutmayı tercih etmiş. Aslında diğer kitaplardaki gibi fantastik öğeler bu kitapta yok fakat bu kitabı da konusuyla oldukça ilginç bulduğum için listeye eklemek istedim. Kitabı hiçbir işimin olmadığı bir günde bir solukta okudum. Bu kitap da günümüzde geçiyor fakat çok çok eski bir örgütün hikayesi de anlatılıyor. Arka kapak yazısında yine sorular var: Kayı boyuna imparatorluk yolunu açan kimlerdi? Timur, Ankara Savaşı'nda Yıldırım Beyazıd'ı cezalandırmak için mi kullanıldı, Fatih Sultan Mehmet kimlerin kellesini istedi? Kurucular kim ve Türkiye Cumhuriyeti'nden ne istiyorlar? Politikada hızla yükselen genç adamı kimler öldürdü? Zifir'de olduğu gibi bu sorularım yanıtları hikaye içinde verilmiş. Kökeni Türkler'in Müslümanlığı kabul edişine dayanan &lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Erk&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #020202; line-height: 18px;"&gt;â&lt;/span&gt;n&lt;/span&gt; isimli bir örgütün de karıştığı olaylar günümüzde geçiyor. Günümüze uzanan hikayelerden ziyade geçmişte geçenler benim daha çok hoşuma gidiyor nedense. Okuduğum eleştirilerde kitabın DaVinci şifresinden fazlasıyla etkilendiği söylenmiş, gidişat açısından benzerlik olabilir fakat bu durum benim için sorun değil. Bir kitabın sonunun tahmin edilebilir olması bence okuma zevkini azaltmaz ama buna kesinlikle dayanamayanlar da var ve onlara da saygı duymak lazım. Keşke&amp;nbsp;Erk&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #020202; line-height: 18px;"&gt;â&lt;/span&gt;n, ilk kurulduğu zamanlar ve Osmanlı'daki etkisi daha fazla yazılsaymış. Çok kısa sürede okuyabileceğiniz bir kitap ve okuyunca acaba gerçek olabilir mi diye aklınızdan geçiriyorsunuz.&amp;nbsp;"Onlar ne istediklerini bilen, amaçlarını unutmayan, dirayetli bir örgüt. En eskisi üstelik. ERK&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Â&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;N'ın yanında Masonlar çocuk, Tapınakçılar delikanlı, Haşhaşiler acemi kalır." Tavsiye ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Türk yazarlar tarafından yazılmış daha bir çok fantastik kitap var, bunları da fırsat buldukça okuyup bloga yazmak isterim. Umarım fantastik kurgu sevenler için faydalı bir toplama yapmışımdır. Bu kitapları okumaya karar veren herkese iyi okumalar diliyorum, umarım siz de en az benim kadar zevk alırsınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-7885601089810436287?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/7885601089810436287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/7885601089810436287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/03/birkac-kitap-daha.html' title='Birkaç kitap daha...'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh6.googleusercontent.com/-w7q4uIKsI0o/TW-GYUVJgjI/AAAAAAAAAJQ/7dFHdUkysZA/s72-c/Zifir.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-8009617542118347707</id><published>2011-03-03T11:34:00.000+02:00</published><updated>2012-01-09T19:13:48.485+02:00</updated><title type='text'>Kan Muskaları - 1. Kitap: Anstrorra</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-VnC9z-IS5Fs/TW59_e3V_sI/AAAAAAAAAJI/xJUD7qqxcWM/s1600/kitap1+%25281%2529.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://lh5.googleusercontent.com/-VnC9z-IS5Fs/TW59_e3V_sI/AAAAAAAAAJI/xJUD7qqxcWM/s1600/kitap1+%25281%2529.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kitabın tanıtımını idefix'te gördüm, &lt;a href="http://www.kanmuskalari.com/kitaplar.php"&gt;arka kapak yazısını&lt;/a&gt; okuyunca ve diğer okuyucuların kitaba verdiği puanı 9.93/10 görünce kitabı ilk fırsatta okumaya karar verdim. Sipariş, kargo, 3 gün süren okuma derken, tanıtımını gördükten 1 hafta sonra kitap bitti ve hemen bu kitap hakkında bir şeyler yazmak istedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci Adam Yayınları'ndan çıkan kitabın kapağında diyor ki "Kim demiş Anadolu'da ejderhalar yok diye, hatta elf de var, cüce de...". Bu cümleyi okuyunca, ilk olarak aklıma Anadolu'nın binlerce yıllık tarihinin, belki de Türk-İslam imparatorlukları'nın klasik fantastik karakterlerle harmanlanmış olabileceği gelmişti fakat yazar Anadolu'dan ve Osmanlı'dan güzel detaylarla bambaşka bir dünya yaratmış. Örnek vermek istiyorum aslında ama bence okurun bunları kitabı okurken karşılarında bulması çok daha zevkli olur. Bu küçük detayların kitabın kurgusuna çok yakıştığını düşünüyorum. Elflerin, cücelerin ve diğer ırkların gezdiği bir dünyada Türk kültürüne ait kavramlarla ve nesnelerle karşılaşmak benim çok hoşuma gitti, okurken bu durumu hiç yadırgamadım. Benim tahmin ettiğim gibi hikaye Anadolu'da aynı karakterlerle geçseydi belki de bu kadar güzel bir kitap ortaya çıkmayacaktı. Kısaca 1. kitap Anstorra beklediğimden çok farklı çıktı. Bu, kitabı beğenmediğim ya da hayal kırıklığına uğradığım anlamına gelmez tabi ki. Kitabı oldukça beğendim ve sürükleyici buldum ve dediğim gibi 3 günde bitirdim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın yazarlarına baktığımız zaman Hamit Çağlar Özdağ'ı ve Darius Lancelot'u görüyoruz. Tanıtımda yazarların isimlerini gördüğümde kitabı Hamit Çağlar Özdağ ve Darius Lancelot takma ismini kullanan bir yazar tarafından yazılmış olduğunu düşündüm. Darius Lancelot'un kim olduğunu kitabın sonundaki yazarlar bölümünden öğrendim, Hamit Çağlar Özdağ, kendisi ve Darius Lancelot hakkında bilmemiz gerekenleri&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.kanmuskalari.com/yazarlar.php"&gt;burada&lt;/a&gt;&amp;nbsp;anlatmış, şimdiden öğrenmek isteyenler okuyabilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitap yorumlama adına kitabın özetini yazanlardan hazzetmediğimden kitap içeriğinden fazla bahsetmeyeceğim, kısaca söylemek gerekirse Anstorra acımasız, adaletsiz, güvensiz bir yer ve hikaye, birbirinden farklı karakterdeki 8 arkadaşın adaletsiz sokaklarda hayatta kalma savaşlarıyla başlıyor ve karşılaştıkları olaylar onları farklı tehlikelerle karşılaştırıyor.&amp;nbsp;Kendilerine Kanlı Ozanlar adını vermiş bu arkadaş grubundaki herkesin kendilerine has özellikleri var ve birbirlerini tamamlıyorlar. Hepsi Anstorra'da hayatta kalma mücadelesi veriyor ve en büyük desteği birbirlerinden alıyorlar.&amp;nbsp;Kitapta bir fantastik kurgudan bekleyeceğiniz herşey var. Elfler, cüceler, insanlar başta olmak üzere bir çok farklı ırk hikayede yer alıyor. Kara elfler, büyücüler, kurtadamlar, kediadamgiller, orklar... Ejderhalar bu kitapta çok aktif olmamalarına rağmen gelecek kitaplarda kesinlikle ön plana çıkacaklarını belli ediyorlar. Irkların ve karakterlerin çeşitliliği kitap boyunca karşınıza çıkıyor ve kitabı ve kurguyı daha da güzelleştiriyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-8gozWfJl_c4/TW5-T6hhEDI/AAAAAAAAAJM/a1g7EQeMKTU/s1600/banner.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="49" src="https://lh3.googleusercontent.com/-8gozWfJl_c4/TW5-T6hhEDI/AAAAAAAAAJM/a1g7EQeMKTU/s400/banner.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitap 660 sayfa, her satırının emekle yazılmış olduğu belli olan tuğla gibi kalın bir kitap ve bu her satır da zevkle okunuyor. Dilimiz de yazar tarafından çok güzel kullanılmış.&amp;nbsp;6 kitap sürecek olan&amp;nbsp;Kan Muskaları destanının 1. kitabı Anstorra kesinlikle ilk basımını edinmek ve saklamak isteyeceğiniz bir kitap. Destanın devamını şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım yazar bizi fazla bekletmez. Bu kitabın yabancı yazarların fantastik kitaplarından hiç bir eksiği yok, aksine kültürümüzle harmanlandığından sunduğu çok daha fazla şey var. Fantanstik kurgu sevenler kaçırmasın derim...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın sitesinde, yazarın kitapla aynı dünyada geçen ve kitaptaki bir karakterin gelişimini anlatan bir de &lt;a href="http://www.kanmuskalari.com/files/Intikam_Yemini.pdf"&gt;öyküsü&lt;/a&gt; bulunuyor, onu da okumanızı tavsiye ederim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.kanmuskalari.com/"&gt;http://www.kanmuskalari.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serinin ikinci kitabı Alametler hakkındaki yazım da &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2012/01/kan-muskalar-2-kitap-alametler.html"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-8009617542118347707?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/8009617542118347707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/8009617542118347707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/03/kan-muskalar-1-kitap-anstrorra.html' title='Kan Muskaları - 1. Kitap: Anstrorra'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh5.googleusercontent.com/-VnC9z-IS5Fs/TW59_e3V_sI/AAAAAAAAAJI/xJUD7qqxcWM/s72-c/kitap1+%25281%2529.png' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-6535170954672231021</id><published>2011-02-25T10:32:00.000+02:00</published><updated>2011-02-25T10:32:19.233+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsveç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ejderha Dövmeli Kız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ateşle Oynayan Kız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lisbeth Salander'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Millennium Üçlemesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Stieg Larsson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mikael Blomkvist'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arı Kovanına Çomak Sokan Kız'/><title type='text'>Millennium Üçlemesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-R22bS9xmUMc/TWUZis6PRTI/AAAAAAAAAIc/xuZeIzo5dcw/s1600/millennium+u%25CC%2588c%25CC%25A7lemesi.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-R22bS9xmUMc/TWUZis6PRTI/AAAAAAAAAIc/xuZeIzo5dcw/s200/millennium+u%25CC%2588c%25CC%25A7lemesi.jpg" width="133" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;Birdenbire popüler olmuş şeylere her zaman mesafeli yaklaşırım. Bu konudaki tek pişmanlığım da bir ara herkesin elinde bulunan Yüzüklerin Efendisi'ni okumak için uzun süre beklemem olmuştur. Her yerde gördüğüm, kapağında, sırtında ejderha dövmesi bulunan bir kız olan Ejderha Dövmeli Kız kitabını da bu kadar popülerken alıp okumaya niyetim yoktu açıkçası. Birçok kitapta olduğu gibi sevgili eşim kitabı okuyup, çok beğenip tavsiye edene kadar... Bunun üzerine kitapları sırayla okuyup, her kitabın ardından İsveç yapımı filmlerini de izledik. Sadece güzel bir hikaye okumakla kalmayıp hikaye İsveç'te geçtiğinden en medeni ülkelerin başında saydığımız İsveç'in sosyokültürel yaşamı hakkında da birçok bilgi edindik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span id="goog_909744473"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Kitaplarda hoşuma giden sadece hikayeler olmadı tabi ki, yazarın hikaye kurgusu içinde, aslında kadınlara karşı uygulanan her türlü şiddeti ve İsveç demokrasisinin eksik yönlerini hiç çekinmeden eleştirmesini oldukça cesurca buldum. Yazarın kadınlara karşı şiddete bu kadar karşı olmasının da bir nedeni var.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Larsson 15 yaşındayken bir genç kızın bir grup tarafından tecavüze uğradığına tanık olur fakat ona yardım edemez. Bunu hiçbir zaman unutmayan Larsson kitaplarında özellikle cinsel şiddete karşı bir tavır sergiler ve o genç kızın adını-Lisbeth- romanlarının başkahramınına verir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QJFIOF3Zb_4/TWUJiciLYwI/AAAAAAAAAIY/Tyl99LUam7g/s1600/stieg-larsson.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/-QJFIOF3Zb_4/TWUJiciLYwI/AAAAAAAAAIY/Tyl99LUam7g/s200/stieg-larsson.jpg" width="200" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Stieg Larsson&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;Kendisi de bir gazeteci olan yazar Stieg Larsson 2004 yılında henüz 50 yaşında hayatını kaybetmiş. Kitaplar da onun ölümünden sonra yayınlanmış ve bestseller olmuş. Söylendiğine göre yazar aslında 10 kitaplık bir seri düşünüyormuş ve 4. kitabın da büyük bir bölümünü yazmış, fakat kitaplarının yayınlandığını görmeye ömrü yetmemiş. Oysa büyük ihtimalle Lisbeth ve Mikael'in çözecekleri nice olay altında birçok sosyal konu daha ele alınacaktı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Kitaplarda 2 ana karakter var: Yaptığı işin peşini bırakmayan araştırmacı gazeteci Mikael Blomkvist ve antisosyal bir hacker olan Lisbeth Salander.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Mikael Blomkvist araştırmacı gazeteci ve Millennium dergisinin ortağı. Kariyerini özellikle bankacılık ve ticaretteki haksızlıkları ve yolsuzlukları ortaya çıkarmaya adamış biri.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Lisbeth Salander ise&amp;nbsp;fotografik hafızası olan,&amp;nbsp;antisosyal, oldukça zeki bir&amp;nbsp;araştırmacı&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;hacker. Görünüş itibarı ile yaşını hiç göstermiyor ve yüzünde piercingler vücudunda da başta sırtındaki ejderha dövmesi olmak üzere birçok dövme var. Lisbeth'in iç dünyası, küçükken yaşadıkları ve sosyal ilişkilere bu kadar isteksiz olmasının sebebi özellikle 2. kitaptan itibaren anlatılıyor. Karakterleri uzun uzun anlatmaya gerek yok, zaten ilk kitapta karakterler derinlemesine anlatılacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;Ülkemizde de Pegasus Yayınları tarafından 2009, 2010 ve 2011 yıllarında yayınlanmış ve kısa sürede en çok satanlara girmiş kitapları okumanızı ve ardından da filmleri kahve eşliğinde izlemenizi tavsiye ediyorum. Zaten kitapları okurken kahveden bol bol bahsettiği için canınız ister istemez kahve çekecek. Bu kitaplar ve filmler sayesinde evimizin bir de french pressi oldu. Kitapların konuları da kısaca şöyle:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;2005 yılında İsveç'te ve 2009 yılında Türkiye'de yayınlanan Ejderha Dövmeli Kız kitabının orjinal adı&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Män som hatar kvinnor ve tam tercümesi Kadınlardan Nefret Eden Adamlar (&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Men Who Hate Women) fakat kitapların İngilizce baskısında isim olarak&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;The Girl with the Dragon Tattoo seçilmiş. Orjinal ismin yerine neden daha magazinsel bir isim seçilmiş bilmiyorum. Ama düşünüyorum da kitap böyle bir isim ve böyle bir kapak olmasaydı belki bu kadar popüler olamazdı ve o zaman ne yazık ki hakettiği ilgili de göremezdi. İlk kitaptaki hikayeyi özetlersek:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-E5lFqJO2kko/TWUDPIA_57I/AAAAAAAAAH8/zG6o0shfGbY/s1600/ejderha+do%25CC%2588vmeli+k%25C4%25B1z.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-E5lFqJO2kko/TWUDPIA_57I/AAAAAAAAAH8/zG6o0shfGbY/s200/ejderha+do%25CC%2588vmeli+k%25C4%25B1z.jpg" width="128" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Mikael Blomkvist dergisi Millennium'da doğru olduğuna inanarak İsveçli milyarder&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Hans-Erik Wennerström'ün yaptığı yolsuzluklar üzerine bir yazı yazar fakat yanlış haber yayınlamaktan 3 aylık hapis cezasına çarptırılır. Bunun üzerine bir süreliğine dergi ile ilişkisini keser ve bu sırada Vanger Enterprises'ın eski CEO'su Henrik Vanger tarafından aile hikayesi yazması bahanesiyle çok sevdiği yeğeni Harriet Vanger'in 40 yıl önce ortadan kaybolmasını araştırması için bir teklif alır. Henrik, Harriet'in aileden biri tarafından öldürüldüğünü düşünmektedir ve aile öyküsü yazarken Mikael'in katili bulacağına inanmaktadır. Mikael bu işi öce kabul etmek istemez fakat Henrik işin tamamlanmasıyla Wennerström hakkında önemli bilgiler vereceğini söyleyerek Mikael'i ikna eder. Henrik Vanger'in&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Mikael'e&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;görev vermeden onu araştırması için görevlendirdiği Milton Security'nin yetenekli fakat bir o kadar antisosyal ve mesafeli araştırmacısı Lisbeth Salander de bir süre sonra araştırmaya dahil olur ve olaylar gelişir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Kitap oldukça kalın olmasına rağmen sürükleyici, oldukça kolay okunuyor ve kısa sürede bitiyor. Olaylar gerçekleşirken bir Cold Case bölümü izler gibi olsanız da yazar aslında hem Lisbeth'in başına gelenlerle hem de kadın cinayetlerine örnekler vererek İsveç'te kadınlara karşı şiddetin boyutunu da gözler önüne seriyor. En medeni ülkelerden biri olarak düşündüğümüz İsveç'te kadının durumu hiç de sandığımız gibi değil. Her ana bölümün başında bu konu hakkında bilgiler yer alıyor. Örneğin 1. bölümde İ&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;sveç'te kadınların yüzde 18'i hayatında bir kez bir erkek tarafından tehdit edildiği, 2. bölümde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;yüzde 46'sının bir erkek tarafından darp edildiği,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;3. bölümde yüzde 13’ü ağır cinsel şiddete maruz kaldığı ve 4. bölümde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;insel şiddete maruz kalan kadınların yüzde 92’si en son yaşadıkları cinsel şiddeti polise bildirmedikleri yazıyor. İnsan bunları okurken ülkemizdeki durumu düşünmek bile istemiyor. Ayrıca kitapta Nazi karşıtı düşünceler de sık sık dile getiriliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Millennium Üçlemesi'nin 2. kitabı Flickan Som Lekte Med Elden, 2006 yılında yayınlanmış ve anlamı da Ateşle Oynayan Kız (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;The Girl Who Played With Fire). Kitabın ismi diğer kitaplara göre daha uygun olmuş çünkü bu kitapla birlikte Lisbeth Salander'in çocukluğu ve bu yaşına kadar yaşadığı zorluklarla ilgili hikaye başlıyor ve 3. kitapla da devam ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-utThDz_Tyx4/TWUE5xZWrII/AAAAAAAAAIA/AXCNEJo2iEE/s1600/ates%25CC%25A7le+oynayan+k%25C4%25B1z.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-utThDz_Tyx4/TWUE5xZWrII/AAAAAAAAAIA/AXCNEJo2iEE/s200/ates%25CC%25A7le+oynayan+k%25C4%25B1z.jpg" width="128" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Genç gazeteci Dag Svensson Mikael Blomkvist'e İsveç'teki seks trafiği ve yüksek mevkilerdeki insanların yaşı küçük kızları nasıl suistimal ettikleri ile ilgili bir araştırma ile gelir. Araştırmanın temeli kız arkadaşının doktora tezidir. Blomkvist de araştırmayı beğenir ve birlikte daha da derinlemesine araştırmaya başlarlar. Fakat araştırmanın bitmesine kısa bir süre sonra Dag Svensson ve kız arkadaşı evlerinde ölü bulunur ve apartmanda bulunan silahtaki parmakizleri de Lisbeth Salander'i işaret etmektedir. Böylece Lisbeth Salander'in yakalanması için tüm ülke alarma geçer. Fakat onun suçlu olduğuna inanmayan Mikael Blomkvist de Lisbeth'e yardım etmek için elinden geleni yapacaktır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Bu kitapta cinayetlerle Lisbeth'in ne gibi bir alakası bulunduğu, küçüklüğünde yaşadıkları ve ülkedeki yasadışı çeteler ve devlet içindeki gizli oluşumlarla ilgili bir hikaye örülüyor. Hikaye&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;bu kitapta&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;ilk kitapta olduğu gibi toparlanmıyor ve 3. kitapta kaldığı yerden devam ediyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HlXTKPJMXI8/TWUFFXjraHI/AAAAAAAAAIE/v_-6Dpzs7Bg/s1600/ar%25C4%25B1+kovan%25C4%25B1na+c%25CC%25A7omak+sokan+k%25C4%25B1z.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-HlXTKPJMXI8/TWUFFXjraHI/AAAAAAAAAIE/v_-6Dpzs7Bg/s200/ar%25C4%25B1+kovan%25C4%25B1na+c%25CC%25A7omak+sokan+k%25C4%25B1z.jpg" width="128" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;2 kitap birbirine bağlı olduğundan 3. kitap hakkında çok fazla bilgi vermek istemiyorum, orjinal ismi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Luftslottet Som Sprängdes&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;(kelime anlamı The Air Castle That Was Blown Up&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;) ve İngilizce ismi The&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Girl Who Kicked the Hornets' Nest olan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;3. kitapta kısaca Lisbeth Salander'in Mikael Blomkvist ve onun avukat kızkardeşi yardımıyla kendini aklama çabaları anlatılıyor. Bir yandan da devlet içinde kurulmuş yasadışı bir örgütle mücadele edilip, bu kimselerin kendi çıkarları için neler yapabilcekleri gözler önüne seriliyor. Son 2 kitap da en az ilki kadar sürükleyici ve oldukça kalın olmalarına rağmen hiç sıkmadan okunabiliyor. 3. kitabın diğer bir ilginç yanı ise ana bölümlerin başındaki yazılarda, tarihte kadınların yönettiği ülkelerden, kadın savaşçılardan ve sadece kadınlardan oluşan ordulardan bahsetmesi ve bunların en az erkek orduları kadar başarılı olduklarını belirtmesi ve ne tesadüftür ki tarih kitaplarının bu kadınları görmezden geldiğini söylemesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Millennium serisi sadece bir hacker kız ile cesur bir gazetecinin maceralarını anlatmıyor, okuyunca İsveç'te kadınların karşılaştıkları zorluklar, gazetecilerin nasıl olmaları gerektiği ve İsveç demokrasisi hakkında birçok şey öğreniyoruz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Stieg Larsson yalnızca kurgusal romanlar yazmamış, kendi ülkesindeki kadına karşı şiddeti, yapılan yolsuzlukları ve demokrasinin nasıl delinebileceğini de anlatmış. Ernst Fischer'in Zeitgeist'ta öğrendiğim bir sözü var: "Ç&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;ürüyen bir toplumda sanat, eğer dürüst ise çürümeyi yansıtmalıdır. Eğer sosyal işlevi sayesinde inancı kırmak istiyorsa sanat, dünyanın değiştirilebilir olduğunu göstermek zorundadır. Ve değişime yardım etmelidir&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;." Son kitabı okurken bu söz hep aklımdaydı ve bu üçlemenin değişime yardım edebileceğini düşünüyorum. Yazar hayatta olsaydı ve bu kitapların başarısını görseydi diğer kitaplarla eminim bazı şeylerin üzerine daha bir cesaretle gider ve belki de değiştirmeye daha da yaklaşırdı. Bu yüzden bu kitapları çok beğendiğimi söyleyebilirim. Herkes okumalı ve okurken bir de bizim ülkemizdeki durumu gözlerinin önüne getirmeli..&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XwL6NDa4MNs/TWbLMf5DFSI/AAAAAAAAAIg/l1TZDj5zkkY/s1600/Lisbeth-Salander.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-XwL6NDa4MNs/TWbLMf5DFSI/AAAAAAAAAIg/l1TZDj5zkkY/s320/Lisbeth-Salander.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bizim araştırmacı gazetecilerin Blomkvist'ten öğrenecekleri çok şey var gibi. Öncelikle gördükleri ve öğrendikleri haksızlıkların üzerine gitmeleri için biraz daha cesur olmaları gerek sanırım. Etik konuları görmezden gelmeden doğru düzgün araştırma yapmaları,&amp;nbsp;akıllarına eseni yazmayıp, iddialarının doğruluklarını&amp;nbsp;önceden her yönden araştırıp, her türlü tanıkla görüşüp,&amp;nbsp;iddialarını kanıtlara dayandırmaları gerek. Eğer araştırmacı gazeteciyim diyorsa biri, ateşle oynamaktan ve arı kovanına çomak sokmaktan korkmamalı. Kendi çıkarlarını düşünmeyip, yanlışın ortaya çıkartılıp düzeltilmesi için uğraşmalı...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/span&gt;Kitapta anlatılan İsveç demokrasisinden de kısaca bahsetmek gerek sanırım, çünkü buradaki haklar hikayenin temelinde yer alıyor ve bizim de bu demokrasi yapısından örnek almamız gereken kısımlar olduğunu düşünüyorum. İsveç demokrasisi, düşünme, inanç ve ifade özgürlüğünü garanti altına alan İfade Özgürlüğü Yasası üzerine inşa edilmiş. Yine de bu özgürlükler sınırsız değil: Çocuk pornografisi, cinsel şiddeti teşvik eden ifadeler, birilerini suça teşvik ve sevk etmek, bir bireye iftira atarak onurunu kırmak, bir halk grubuna karşı nefret teşvik etmek&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse;"&gt;ifade özgürlüğünün sınırları olarak belirlenmiş. Bunlar haricindeki bütün düşüncelerin ifadesi bu özgürlük yasasıyla garanti altına alınıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Diğer önemli bir yasa da Basın Özgürlüğü Yasası ve bu yasanın temeli de hiç kimsenin bir diğerini ötekileştirmemesine ve aşağılamamasına dayanıyor. Makamlar da bu önemli 2 yasayı korumak için tedbirler almak durumunda kalıyor. 3. kitapta bu makamlar ve çalışma tarzları da detaylıca anlatılıyor, ana kurgunun yanında bu bilgilerin de okuyucunun ilgisini çekeceğine inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Filmlere de kısaca bakarsak, hikaye birçok yerde kitaptan farklı olarak verilmesine ve birçok bölüm hızlı hızlı geçilmesine rağmen kitaplardan sonra izlenen filmlerin genel hayal kırıklığını yaşatmıyor insana. İsveç versiyonunda Lisbeth karakterini&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Noomi Rapace&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;oynamış ve David Fincher tarafından çekilecek olan Hollywood versiyonunda Lisbeth karakterini Patricia Rooney Mara'nın canlandırılmasına karar verilmiş. Mikael Blomkvist'i ise İsveç versiyonunda&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: initial; background-origin: initial;"&gt;Michael Nyqvist&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;oynarken, Holywood versiyonunda Daniel Craig oynayacakmış. Biz her kitabı bitirdikten sonra filmini izledik fakat 1. filmin sonunda 2. kitaba ait olan önemli bir sahne olduğundan spoiler'dan hoşlanmayanlar önce kitapları okuyup sonra filmleri seyredebilir. İsveç yapımlarını beğendik, yüksek bütçeli ve Fincher yapımı Hollywood versiyonlarını da sabırsızlıkla bekliyoruz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-N3fcrzFxKPQ/TWUG0G_JdZI/AAAAAAAAAIM/e8l2__BTH_U/s1600/film.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-N3fcrzFxKPQ/TWUG0G_JdZI/AAAAAAAAAIM/e8l2__BTH_U/s1600/film.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kCcvbWZt1IQ/TWUIgE9sMnI/AAAAAAAAAIQ/hqi5pbrwSWw/s1600/film2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-kCcvbWZt1IQ/TWUIgE9sMnI/AAAAAAAAAIQ/hqi5pbrwSWw/s1600/film2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dp-7lnUeNPw/TWUInHIE1EI/AAAAAAAAAIU/kyH17hgR65I/s1600/film3.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-dp-7lnUeNPw/TWUInHIE1EI/AAAAAAAAAIU/kyH17hgR65I/s1600/film3.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-6535170954672231021?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/6535170954672231021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/6535170954672231021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/02/millennium-uclemesi.html' title='Millennium Üçlemesi'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-R22bS9xmUMc/TWUZis6PRTI/AAAAAAAAAIc/xuZeIzo5dcw/s72-c/millennium+u%25CC%2588c%25CC%25A7lemesi.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-3942109370381085627</id><published>2011-02-22T09:52:00.000+02:00</published><updated>2011-02-22T09:52:54.994+02:00</updated><title type='text'>Black Sun Aeon</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bPJ32DeOIp8/TWKviPOyJZI/AAAAAAAAAH4/r9v2pZuBVas/s1600/tuomas_full.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="130" src="http://3.bp.blogspot.com/-bPJ32DeOIp8/TWKviPOyJZI/AAAAAAAAAH4/r9v2pZuBVas/s200/tuomas_full.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Uzun zamandır dinlenilen gruplardan sıkılmak değildir nedeni, yine de arada bir insanın canı yepyeni şeyler dinlemek ister. Bu zamanlarda&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Last.fm similar artists bölümünden bir sürü yeni grup bulunur, albümler &lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;dinlenir&lt;/span&gt; ve genelde çoğundan da hoşlanılmaz. Fakat nadir de olsa öyle gruplar bulunur ki, bu grubu nasıl daha önce dinlemedik diye hayıflanılır. İşte Black Sun Aeon bu gruplardan. Aslında grup demek pek doğru değil çünkü Before the Dawn ve The Final Harvest gruplarının esas adamı Tuomas Saukkonen, Black Sun Aeon'ı daha kişisel bir şeyler yapabilmek için kurmuş. Saukkonen'in lakabının da One Man Army olduğunu söylersek Black Sun Aeon'ı neden bir grup olarak adlandırmaktan kaçındığım açığa kavuşur. Saukkonen, şarkıları kendi yazıyor ve albümlerde elektro gitarı, bas gitarı, akustik gitarı, davulu ve klavyeyi kendi çalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Black Sun Aeon'ın türüne kısaca doom/death diyebiliriz fakat bu kadar basite indirgemek de yapılan bu güzel ve birden çok türde kayıp giden müziğe haksızlık olur. Albümlerde bazen dark doom, bazen melodic doom ve bazen melodic death baskın geliyor. Vokaller de çoğunlukla brutal/harsh vokal olmakla birlikte ve brutal/clean vokal dengesi çok iyi kurulmuş. Black Sun Aeon 2009 ve 2010'da birer albüm çıkarmış ve Saukkonen albümlerde yukarıda bahsettiğim gibi neredeyse herşeyi kendi yapmış. Yine de diğer gruplardan tanıdığımız elemanları bu albümlerde konuk etmiş. 2 albüme kısaca bakarsak:&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-XugTsqmzW4E/TWKoltx3eqI/AAAAAAAAAHs/z1mjshcrtnI/s1600/cover_dwbm.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-XugTsqmzW4E/TWKoltx3eqI/AAAAAAAAAHs/z1mjshcrtnI/s1600/cover_dwbm.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;İlk albüm Darkness Walks Beside Me bir adamın ölümünün hikayesini anlatan konsept bir çalışma. Konuya uygun olarak da parçalar karanlık ve depresif. Albümde parçalar kısımlar olarak tanımlanmış ve parça isimleri ve sözleri de (Chapter 2.&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;A Song For My Wrath, Chapter 4.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;A Song For My Sorrow, Chapter 7.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;A Song For My Illness, Chapter 8.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;A Song For My Funeral gibi) en az&amp;nbsp;&lt;/span&gt;müzik kadar karamsar. Albüm dinlenirken parça geçişleri çoğu zaman farkedilmiyor ve 40-45 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadan albüm bitmiş oluyor. Darkness Walks Beside Me'nin oldukça kısa bir albüm olduğunu düşünüyorum, çok büyük bir doom fanı olmamama rağmen bu albüm insanı hiç sıkmadan kendini dinlettiriyor. Brutal vokallarde&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;Tomi Koivusaari (Amorphis (Chapter 4)),&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;Ville Sorvali (Moonsorrow (Chapters 5 &amp;amp; 7)) ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;Mynni Luukkainen (Sotajumala (Chapters 3, 5 &amp;amp; 8 )) de albümde konuk olarak yer almış ve&lt;/span&gt;&amp;nbsp;clean vokaller Sinamore isimli gothic rock grubunun vokali Mikko&amp;nbsp;Heikkilä tarafından yapılmış.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bence Darkness Walks Beside Me albümü Black Sun Aeon projesinin ilk ürünü olarak oldukça başarılı bir çalışma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Tp3Kz73lGDs/TWKoqSoayFI/AAAAAAAAAHw/4PicgKMIVWo/s1600/cover_routa.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-Tp3Kz73lGDs/TWKoqSoayFI/AAAAAAAAAHw/4PicgKMIVWo/s1600/cover_routa.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Tam bir kış albümü olan ikinci albüm Routa (Fince donmuş zemin) ise Black Sun Aeon projesinin tam olarak oturduğunun kanıtı ve bence bu albüm ilk albümden de başarılı. Albüm isminden, parça isimlerinden ve sözlerinden de anlaşılacağı üzere albüm kışın yapılmuş ve Saukkonen albümü&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;F&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;ince kış sabahı anlamına gelen&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;i style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Talviaamu&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;F&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;ince kış gecesi anlamına gelen&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;i style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Talviyö &lt;/i&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;isimli 2 cd'ye ayırmış.&lt;/span&gt;&lt;i style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;Parça isimleri (Core of Winter, Frozen, Cold gibi) ve sözleri kardan, buzdan, soğuktan bahsediyor, kısaca Finlandiya'daki kışı anlatıyor. İlk cd daha melodik ve sabahın getirdiği ümitle ilişkilendirilmiş, ikinci cd ise kış gecesini anlattığından daha az melodik ve karanlık bir albüm olmuş. Brutal/harsh vokalleri Saukkonen bu albümde tamamen kendi yapmış ve clean vokaller de yine Mikko Heikkilä tarafından yapılmış. Doom/death albümlerde brutal ve clean vokallerin birlikte kullanılması benim hoşuma gidiyor ve bence bu vokalin sesi Black Sun Aeon parçalarına çok iyi bir uyum sağlamış. Sentenced'tan hatırladığımız Sami Lopakka, Core of Winter ve Moonsorr&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;ow'dan tanıdığımız&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;Ville Sorvali de Wanderer parçalarının sözlerini yazmışlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-196adZacG38/TWKswvNVkhI/AAAAAAAAAH0/2W7S4j1x6Kw/s1600/routapromo3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://3.bp.blogspot.com/-196adZacG38/TWKswvNVkhI/AAAAAAAAAH0/2W7S4j1x6Kw/s400/routapromo3.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Finlandiya'dan çok sayıda iyi müzisyen çıkması, burada bu kadar güzel ve melankolik şarkıların yapılması sıklıkla Finlandiya'nın kışına bağlanır. Anlaşılan Saukkonen de bu fikri paylaşıyor ve kendi sözleriyle kış mevsiminin yaptığı müzik üzerine etkisi:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 20px;"&gt;&lt;i style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;"The hardest winter in Finland in 40 years gave the best conditions to create my first theme album about this dark, cold but still very beautiful seasons that is one of the biggest influences in Finnish metal music in the melancholy side in my opinion. -40 degrees and 2 meters of snow in the worst areas gives a pretty good picture why Finnish men in music sometimes sound a bit gloomy."&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 20px;"&gt;&lt;i style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.blacksunaeon.com/routa/images/3_small.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="272" src="http://www.blacksunaeon.com/routa/images/3_small.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; font-size: x-small;"&gt;Photo by Kimmo Määttä, Making of Routa Studio Blog'undan&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 20px;"&gt;&lt;i style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Ben şahsen Routa albümünü Darkness Walks Beside Me albümüne tercih ediyorum ve diğerlerinden daha melodik olduğu için&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;i style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Talviaamu&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;cd'si de favorim. Before the Dawn sıklıkla dinlediğim bir grup değil bu yüzden Saukkonen de önceden hiç ilgimi çekmemişti ama Before the Dawn'dan bu kadar farklı ve kesinlikle daha iyi bir albüm yapabilmiş olması takdire şayan. Tekrar Before the Dawn dinleyip üzerine de Black Sun Aeon dinleyince bu adamın gerçekten One Man Army lakabını hakettiğini ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;Black Sun Aeon'ın çok daha fazla kişi tarafından tanınmayı ve dinlenmeyi hakettiğini düşünüyorum&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;.&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;Tuomas Saukkonen ayrıca&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;Finnish Metal Awards'ta halk oylamasıyla Finlandiya'da 2010 yılınının en iyi müzisyeni seçilmiş ve yılın en iyi albümü listesinde de Routa 3. sırayı almış. 2 albüm de bir çok derginin değerlendirmelerinde çok yüksek puan almış. Yeni birşeyler dinlemek istiyorsanız ve melodic doom/death seviyorsanız Black Sun Aeon'ı çok beğeneceğinizden eminim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Dinleyin, dinlettirin...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/KrYhuUxAfBM/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/KrYhuUxAfBM&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/KrYhuUxAfBM&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-3942109370381085627?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3942109370381085627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3942109370381085627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/02/black-sun-aeon.html' title='Black Sun Aeon'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-bPJ32DeOIp8/TWKviPOyJZI/AAAAAAAAAH4/r9v2pZuBVas/s72-c/tuomas_full.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-558427663871548611</id><published>2011-02-10T14:36:00.000+02:00</published><updated>2011-02-10T14:36:30.349+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tiyatro Gerçek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Annem Yokken Çok Güleriz'/><title type='text'>Uzun bir aradan sonra tiyatro...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.tiyatrogercek.com/dosyalar/site_resim/oyunlar/1094535.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://www.tiyatrogercek.com/dosyalar/site_resim/oyunlar/1094535.jpg" width="132" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tiyatroya gitmeyeli uzun yıllar oldu. Tiyatroya bir türlü ısınamamış biri olarak, bunun sebebinin izlediğim az sayıda oyunun sıkıcı olması mı yoksa oyunculukların çok abartılı olduğunu düşünmem mi bilmiyorum. Tiyatroya yakın zamanda da gitmeyi düşünmüyordum, taa ki eşim yolda Tiyatro Gerçek'in Annem Yokken Çok Güleriz isimli oyunun afişini görene kadar. Oyuna gitmeyi o kadar çok istedi ki, hemen biletlerimizi aldık ve dün akşam Yunus Emre Kültür Merkezi Müşfik Kenter Sahnesi'nde oyunu izledik. Açıkçası oyunun isminden dolayı bir komedi izleyeceğimizi düşünüyordum fakat oyun, geçmişinden kaçan bir babanın kendine yeni bir geçmiş oluşturup, bu yeni gerçeği evde çocuklarıyla tekrar tekrar canlandırdığı bir kara komedi çıktı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzun aradan sonra izlediğim bu oyunu beğendim. Oyuncular Hakan Gerçek, Bülent Şakrak, İlker Ayrık ve Makbule Akbaş, televizyon izleyicilerinin de yakından tanıdığı isimler. Tv'de sürekli belli başlı karakterleri oynamak durumunda kalan isimlerin tiyatro sahnesinde ne kadar farklı karakterlere bürünebildiğini görmek çok güzel ve özellikle bu oyun için verilen emeğe hayran kalmamak elde değil. Her oyuncu birden fazla karakteri canlandırdığı için, tam bir karakter cümbüşü izledik. Oyun hakkında önceden bir bilgimiz olmadığı için oyunun ilk dakikalarında kim kimdir, nedir, neler oluyor desek de, kısa sürede toparlamaya başladık ve&amp;nbsp;ilerleyen dakikalarda&amp;nbsp;açıklığa kavuşturulan gerçeklerle, sonunda ne olacağını iyice merak eder hale gelip, oyunu daha bir zevkle izledik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu oyunla tiyatro hakkındaki önyargılarım kırılmaya başladı desem yeridir, artık en az sinemaya gitiğimiz kadar tiyatroya da gitmeye çalışacağız. Bizim 2 saat oturup seyrettiğimiz bir oyun için ne kadar emek verildiğini tahmin bile edemiyorum. Bize de bir şekilde bu emeğin karşılığını vermek düşüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hakan Gerçek'in 2008 yılında kurduğu&amp;nbsp;Tiyatro Gerçek hakkında&amp;nbsp;daha fazla bilgi almak istiyorsanız web sitesi:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.tiyatrogercek.com/"&gt;http://www.tiyatrogercek.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.tiyatrogercek.com/dosyalar/site_resim/haber/3567853.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://www.tiyatrogercek.com/dosyalar/site_resim/haber/3567853.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem Yokken Çok Güleriz isimli oyunu izlemeye karar verip önceden bilgi almak isterseniz:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tiyatrogercek.com/oyun.asp?oyn=132"&gt;http://www.tiyatrogercek.com/oyun.asp?oyn=132&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-558427663871548611?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/558427663871548611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/558427663871548611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/02/uzun-bir-aradan-sonra-tiyatro.html' title='Uzun bir aradan sonra tiyatro...'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-8612076447996217197</id><published>2011-01-31T20:19:00.000+02:00</published><updated>2011-01-31T20:19:38.772+02:00</updated><title type='text'>Şark Kahvesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TURmUTV6FCI/AAAAAAAAAHg/Eifi1d3CYVU/s1600/IMAG0104.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="190" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TURmUTV6FCI/AAAAAAAAAHg/Eifi1d3CYVU/s320/IMAG0104.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalıçarşı'daki 50 yıllık Şark Kahvesi'nde kumda pişirilen Türk kahvesini mutlaka için... O bol köpüklü kahve şimdiye kadar&amp;nbsp;tattığım en güzel kahvelerden biri... Kapalıçarşı'yı, kalabalığını ve yüzlerce yıllık tarihini görmek bir yana, artık sadece bu kahveyi içmek için Kapalıçarşı'ya gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvenin çarşı içindeki yerini tam olarak tarif edemem fakat Çarşıda sanırım kime sorsanız cevap alırsınız. Turistlerin de rağbet ettiği bir yer olduğundan dışarda yer bulmak oldukça zor fakat&amp;nbsp;dışarda oturup Kapalıçarşı esnafını ve turistlerle muhabbetlerini&amp;nbsp;(rahatsız edici olmadıkları durumlarda) izlemek oldukça zevkli.&amp;nbsp;İçerde veya dışarda oturmak farketmez tabi ki, ne de olsa o kahvenin tadı başka hiçbir yerde yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz de ilk fırsatta Kapalıçarşı'ya gidin, önce güzelce çarşıyı gezin, sonra da Şark Kahvesi'nde o güzel Türk kahvesini içerek dinlenin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TURmECTw48I/AAAAAAAAAHc/hjXzhHuLdxQ/s1600/IMAG0103.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TURmECTw48I/AAAAAAAAAHc/hjXzhHuLdxQ/s400/IMAG0103.jpg" width="238" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Tam adresi:&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;Yağlıkçılar Cad. 134 İşbank yanı/Kapalıçarşı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-8612076447996217197?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/8612076447996217197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/8612076447996217197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/01/sark-kahvesi.html' title='Şark Kahvesi'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TURmUTV6FCI/AAAAAAAAAHg/Eifi1d3CYVU/s72-c/IMAG0104.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-3205730132107322420</id><published>2011-01-27T12:02:00.000+02:00</published><updated>2011-01-27T12:02:24.263+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Human Microbiome Project'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mikrobiyom'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mikrop'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mikroorganizma'/><title type='text'>İçimizdeki Mikroplar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;İnsan sadece bir organizma mı yoksa yaşayan bir ekosistem mi? Geçen gün okuduğum &lt;a href="http://seedmagazine.com/content/article/the_body_politic1/P1"&gt;yazıda&lt;/a&gt; insanlarla içlerinde ve üzerlerinde yaşayan bakterilerin ilişkisinin önemi anlatılıyordu. Onları göremediğimiz için inanması zor ama çok sayıda mikropla birlikte yaşıyoruz ve hatta insan vücudundaki hücrelerin %90'ı insana ait değil. Bu yüzden içimizdeki mikropların insan ekosistemindeki rolü gittikçe daha fazla konuşuluyor ve “genom” gibi “kişisel mikrobiyom” terimi de hayatımıza giriyor. Bu mikroplar birçok vücut fonksiyonunda bizim sandığımızdan çok daha etkili. Ben de insan ve bakteriler arasındaki derin simbiyoz hakkındaki bu yazıyı biraz kısaltarak çevirdim. Umarım okuyanların ilgisini çeker.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Biz doğar doğmaz bakteriler de içimize, sindirim ve solunum sistemlerimize, dişlerimize ve derimize yerleşirler ve kompleks topluluklar oluştururlar. Birkaç yıl sonra&amp;nbsp;bu topluluklar da olgunlaşmış olur ve&amp;nbsp;bedenimizde bulunan 100 trilyon bakteri hücresi ile&amp;nbsp;ömür boyu birlikte yaşarız.&amp;nbsp;Şimdiye kadar bakterilerin patojen olarak negatif rolleri üzerinde daha çok durulmuştur fakat zamanla pozitif rolleri de ortaya çıkmış ve bağırsaktaki trilyonlarca bakteri "ortakçı (commensal)" organizmalar olarak adlandırılmıştır. Bugünlerde bakteriler ve insanlar arasındaki ilişkinin bundan çok daha fazlasını içerdiği konusunda fikir birliği oluşuyor. İçimizdeki ve üzerimizdeki organizmaları tanımlayacak ve araştıracak yeni teknolojilerle bakterilerin aslında insan vücut fonksiyonlarını etkileyen küçük fakat çok güçlü kimyasal fabrikalar olduğu ortaya çıkıyor. Onlar çoğunluğun sandığı gibi basit işgalciler değil, bizimle birlikte evrim geçiren ve jenerasyondan jenerasyona geçen organize topluluklar.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://commonfund.nih.gov/images/hmp_new_logo.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://commonfund.nih.gov/images/hmp_new_logo.gif" /&gt;&lt;/a&gt;İnsan vücudu bu mikropların yaşadığı ortamı oluşturduğu için bizim diyetimizdeki, sağlığımızdaki ve hayat tarzımızdaki değişiklikler onları da etkiliyor ve bu mikroplar bize uyum sağlamaya çalışıyorlar. Onlar da bizim çevremizin bir parçası olduğundan yeri geldiğinde bizim vücudumuz da onlara uyum sağlamaya çalışıyor. Bu yüzden mikroplarımızın insan evriminin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığı da düşünülüyor. NIH (National Institutes of Health) de kısa bir sure önce İnsan Mikrobiyom Projesi'ni (Human Microbiome Project-HMP) lanse etti. Bu projenin amacı insan vücudunun çeşitli bölümlerinde (burun, ağız, deri, gastrointestinal ve urogenital) bulunan mikrobiyal toplulukları karakterize etmek ve bu mikropların insan sağlığı ve hastalığındaki rollerini ortaya çıkarmak.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Hayvan-mikrop simbiyozu konusunda uzman olan Margaret McFall-Ngai de, insanın sadece birey olarak algılanmasından ziyade artık bir organizma toplululuğu olarak düşünülmesinin gerektiğini söylüyor. Bu yeni anlayışa göre bedenlerimiz mikroorganizmalar için sadece bir habitat olarak hizmet görmüyor, onlarla kollektif şekilde çalışıyor ve insan-mikrop arasındaki karşılıklı ilişki zamanla daha açık hale geldiğinden, konak ve konuk arasındaki ayrım da azalıyor ve önemsizleşiyor. Sonuç olarak birlikte evrilen insan-mikrop topluluğu birlikte çalışarak yaşıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcS9kKxwVO61vqxRBa-pw5dWaiT6OQuNh7kEhAHCT_vQcrqY-MDn" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcS9kKxwVO61vqxRBa-pw5dWaiT6OQuNh7kEhAHCT_vQcrqY-MDn" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Bugüne kadar “Biz kimiz” sorusuna biyolojik bir cevap aradığımızda önce insan genomuna bakıyorduk, insan yaşamının bir taslağı olarak 3 milyar baz çiftine.. Artık sadece genomumuzdan ibaret olmadığımızı biliyoruz. Maternal etkiler, imprinting, gen silencing gibi epigenetik faktörler olmadan genetik materyalin sonunda ortaya ne çıkaracağını bilemeyiz. Tüm bunlara ek olarak, içimizdeki mikropların da göz önünde bulundurulmasının vakti geldi. Sonuçta bedenlerimiz insan ve bakteri hücrelerinden oluşuyor. Bu mikropların oynadığı roller açığa çıktıkça, onları “kendimiz” olarak tanımladığımız gen havuzundan dışlamak imkansız hale geliyor ve insan vücudu da bir "süperorganizma" olarak tanımlanmaya başlıyor, bu da onun karmaşıklığının tek bir genomda kodlanandan fazlasını içerdiğini ifade ediyor.&amp;nbsp;Bir superorganizmanın fizyolojisinin geleneksel insan fizyolojisinden epey farklı olacağı açıktır. Bitkiler, böcek kolonileri ve insan toplumu gibi çeşitli toplulukların dinamikleri hakkında yapılan çalışmalarla bu canlıların birlikte nasıl yaşadıkları hakkında birçok bilgi edinilmiştir. Bizim bedenimizdeki topluluklar için de böyle çalışmalar yapılması gerekli hale gemiştir çünkü bazı hastalıklar grup dinamiklerindeki değişimlerin sonucunda ortaya çıkıyor veya simbiyotik partnerler arasındaki iletişimin bozulmasından kaynaklanıyor olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Örneğin obezitede &amp;nbsp;mikrobiyal bir etki olabileceği bulunmuştur. HMP'nin de parçası olan Washington University School of Medicine’de Jeffrey Gordon’un laboratuvarında gerçekleştirilen bir çalışmada zayıf ve obez farelerin sindirim sistemlerindeki mikrop oranlarının farklı olduğu ve obez farenin mikroplarının zayıf fareye aktarılmasıyla, zayıf farenin şişmanladığı görülmüş. Benzer bir durum insanlar için de söz konusu. Aynı labda zayıf ve obez ikizlerin farklı bakteri topluluklarına sahip olduğu ortaya çıkarılmış. Ayrıca bu bakterilerin sadece yiyeceklerin işlenmesinde değil, enerjinin yağ olarak vücutta depolanmasında da etkili olduğu keşfedilmiş.&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Hücrelerimiz ve mikroplarımızın hangi dille anlaştıklarına bakarsak, bilimciler ilk başta hayvanlar ve simbiyotik bakteriler arasındaki iletişimin kendi moleküler diline sahip olduğunu düşünüyorlardı. Fakat McFall-Ngai ve arkadaşları bu iletişimin daha önceden patojenlerde keşfedilen kimyasal mesajların bazılarını içerdiğini bulmuşlar. “Virülans faktörler” veya “toksinler” olarak tanımlanan birçok bakeriyal ürünün aslında saldırıya özgü olmadığı, mikrop ve konağı arasındaki iletişimin bir parçası olduğu ortaya çıkarılmış. Kısaca, bizim yararlı ve zararlı bakteriler ile etkileşimizdeki fark değişik dillerle değil, tonlardaki değişimle oluyor, "tartışma ve medeni bir konuşma arasındaki fark gibi".&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TT_xlACz6hI/AAAAAAAAAHY/PuI7Ctipqrc/s1600/Antoni_van_Leeuwenhoek_large.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TT_xlACz6hI/AAAAAAAAAHY/PuI7Ctipqrc/s200/Antoni_van_Leeuwenhoek_large.png" width="173" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında insan bedeni içindeki mikrobiyal bir toplulukla ilgili ilk çalışma 1683 yılında, Antony van Leeuwenhoek tarafından kendi dental plağı kullanılarak yapılmış ve van Leeuwenhoek Royal Society'e yazdığı mektupta bu mikropları "epeyce hareketli, çok sayıda, çok küçük canlı hayvancık" olarak tanımlamış. İnsan bedeninde yaşayan mikroplar hakkında bu oldukça erken keşfe rağmen bundan sonraki 300 yılda mikrobiyologlar bu bakterileri genelde "izole etmeye" ve onları laboratuvarlarda kültür ortamarında yetiştirmeye odaklandılar. Bu yaklaşım bakteri hücrelerini gözlemlemek ve incelemek için tek yol olabilirdi fakat bakteriyal yaşam hakkında da büyük boşlukların oluşmasına neden oldu ve topluluk halindeki yaşamları gözden kaçırıldı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Yeni genetik sekanslama teknolojileri geliştirildiğinden beri mikroorganizmalara olan bu dar bakış açısı da değişti. Bu yöntemler mikroorganizmaları izole etmeden de onlar hakkında bilgi toplamayı mümkün kıldı ve böylece inanılmaz bir bolluk ve çeşitlilik bulundu, yani mikrobiyal dünya tahmin edilenden çok daha büyük ve yoğun çıktı. Yeni yöntemler, çevresel bir örnekten alınan mikroorganizmaların genomunu, bu mikropları “görmeden” bile sekanslayabiliyor. Bu metagenomiks metodlar kullanılarak çevre mikrobiyologları asidik göller, derin okyanus hidrotermal ventler ve donmuş tundra gibi bölgelerde hayat bulunup bulunmadığını öğrenebiliyor.&amp;nbsp;Bu yeni teknikler insan ve diğer hayvanlardaki "çevreleri" de araştırabilecek şekilde kullanılabildiğinden, bağırsaklardan buruna kadar insan vücudundaki birçok mikroklima araştırılabilir hale gelmiş. Bu çalışmalar ve HMP ile medikal ve çevresel mikrobiyoloji de birleşmeye başladı. Ortaya çıkan hibrid disiplin insan ve diğer hayvanların vücutlarını ekosistemler olarak görüp, sağık ve hastalığın, konağın ve mikropların ekolojilerindeki değişimlere bağlı olduğunu destekliyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://mpkb.org/_media/home/pathogenesis/proal2009ica.003.png?cache=" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://mpkb.org/_media/home/pathogenesis/proal2009ica.003.png?cache=" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Mikrobiyologlar önceleri “insan mikrobiyomu” olarak adlandırılacak belli &amp;nbsp;bir takım mikroorganizmalar tanımlayacaklarını düşünseler de, şimdiye kadar yapılan araştırmalar bunun o kadar basit olamayacağını ortaya çıkarmış. &amp;nbsp;İnsan vücudunda dünyada bulunan sadece birkaç ana grup bakteri yaşasa da, bu gruplar içerisinde insandan insana değişen sayısız bakteri türleri bulunmuş. Çünkü insanlarla ilişkili birçok mikrobiyal topluluk da çevreden gelen mikroorganizmalarla etkileşiyor. Örneğin sindirim sistemindeki mikroplar, yediğimiz yiyeceklerle birlikte gelen bakterilerle karşılaşıyor ve bu ziyaretçiler bazen beklenmedik durumlar oluşturuyor. "İnsan mikrobiyomu"nun hangi mikroplardan oluştuğunu belirleyebilmek için mikrobiyologların bu turistleri bizimle birlikte evrilmiş türlerden ayırabilmeleri gerek. Bu o kadar kolay olmayacaksa da, şimdilik bildiğimiz, mikroplarımızın çoğunu erken yaşlarımızda annelerimizden ve diğer aile fertlerinden aldığımız ve bu bakterilerin kısmen de hayat tarzımızla şekillendiği.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Her insanın mikrobiyomunun kişisel olması insan-mikrop ilişkilerinin araştırılmasını karmaşıklaştırabilir fakat ayrıca yeni fırsatlar da sunabilir, örneğin kişinin mikrobiotasına özel medikal tedaviler geliştirilebilir. Genetik profil gibi insanın mikrobiyomu da bir çeşit doğal tanımlama etiketi olabilir. Fakat kişisel mikrobiyom antibiyotikler konusunda yeni sorular üretiyor. Örneğin, bugüne kadar birlikte evrim geçirdiğimiz, birlikte yaşadığımız mikropları bu kimyasalları kullanarak öldürmenin bu evrimsel ilişkileri nasıl değiştireceği gibi..&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Bakteriler bugüne kadar çoğunlukla sadece enfeksiyonların kaynağı veya insan bedeninde yaşayan kötü işgalciler olarak görülmüştü. Artık mikroplarımızla o kadar çok bağlıyız ki, bu mikropları insan bedeninin bir parçası olarak ciddi şekilde değerlendirmenin vakti geldi. Zaten hücrelerimiz simbiyozun kadim izlerini mitokondri formunda taşıyor. Bu enerji üreten organellerin çok önceden hücrelere göç etmiş simbiyotik bakterilerin kalıntıları olduğu düşünülüyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.nsf.gov/news/special_reports/sfs/images/tubeworms.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="135" src="http://www.nsf.gov/news/special_reports/sfs/images/tubeworms.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;1977 yılında&amp;nbsp;güneş ışığının ulaşamadığı&amp;nbsp;derin-deniz hidrotermal ağızlarda yaşam (tüp solucanı (&lt;i&gt;Riftia pachyptila&lt;/i&gt;)) keşfedildiğinde o güne kadar yaşam enerjisinin güneşten geldiği düşünüldüğünden, bilimciler öncelikle bu durumu açıklayamadılar. Daha sonra bu solucanların, hidrojen sulfidi yükseltip onu kullanabilecekleri forma dönüştüren simbiyotik bakterilerle birlikte yaşadıklarını keşfettiler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Ve bugün hayat dediğimiz şey en derin okyanuslardan kendi içimize kadar bakterilerden ayrı düşünülemez bir duruma gelmiştir. Kendi mikroplarımızı bugüne kadar görmezden geldik ve şimdi sağlık ve hastalık zamanlarında da tahminimizden önemli roller oynayan bu küçük canlılar ile birlikte aslında birer ekosistem oluşturduğumuz ileri sürülüyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Görülüyor ki, İnsan Mikrobiyom Projesi, en az İnsan Genom Projesi kadar önemli hale gelecek. HMP ile ilgili daha detaylı bilgi almak isteyenler için:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;http://commonfund.nih.gov/hmp/overview.aspx&lt;/div&gt;&lt;div class="" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;http://www.hmpdacc.org/&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak yazı:&amp;nbsp;http://seedmagazine.com/content/article/the_body_politic1/P1/&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-3205730132107322420?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3205730132107322420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3205730132107322420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/01/icimizdeki-mikroplar.html' title='İçimizdeki Mikroplar'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TT_xlACz6hI/AAAAAAAAAHY/PuI7Ctipqrc/s72-c/Antoni_van_Leeuwenhoek_large.png' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-3317290532355110514</id><published>2011-01-14T08:57:00.000+02:00</published><updated>2011-01-14T08:57:42.533+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dragons'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ejderhalar'/><title type='text'>HC SVNT DRACONES</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;İnsanlardan daha zeki, zihin okuyabilen, büyü yapabilen, büyük mağaralarda hazinelerinin üzerinde uyuyan, bazen acımasız,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;heybetli ve güçlü ejderhalar gerçek olsa nasıl olurdu? Fantastik kurgu sevenlerin mutlaka aklından geçmiş bir sorudur bu..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TS8cUx4H_wI/AAAAAAAAAHQ/tyuwj0poX7I/s1600/The_Dwellers_of_the_Red_Forest_by_kerembeyit.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TS8cUx4H_wI/AAAAAAAAAHQ/tyuwj0poX7I/s400/The_Dwellers_of_the_Red_Forest_by_kerembeyit.jpg" width="282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;The Dwellers of the Red Forest by Kerem Beyi&lt;/span&gt;t&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ejderhaların en azından bir zamanlar yaşamış olduğunu düşünenlerin en büyük desteği, ejderha kavramının birden çok kıtada, birbirlerinden çok farklı kültürlerde bile benzer özelliklere sahip bir şekilde var olmasıdır. Fakat bu düşünceye karşı antropolog David E. Jones'un insanların yılanlara, büyük kedilere ve yırtıcı kuşlara karşı içgüdüsel korkuları olduğunu ileri süren bir hipotezi var. Ejderhaların bu üçünün özelliklerine sahip olduğu ve bu üçüne karşı içgüdüsel korkularımızın ejderhaların farklı kıta ve kültürlerde benzer özelliklere sahip olmasına neden olduğunu söylüyor. Farklı kültürlerdeki ejderha tanımlarına bakmak isteyenler çeşitli &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_dragons_in_mythology_and_folklore"&gt;sitelerden&lt;/a&gt; ve kitaplardan bilgiler alabilirler (örneğin Ejderha Bilimi çok eğlenceli bir kitap).&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ejderhaların mitolojideki yeri de oldukça ilginç fakat asıl ilgimi çeken onların biyolojik özellikleri ve gerçekten varolmalarının biyolojik olarak mümkün olup olmayacağı...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ejderhalarla ilgili bir çok site ve kitap var, buralarda ejderhaların kemik ve kas yapısının çizimlerini bulabilirsiniz. Hatta&amp;nbsp;Draconomicon gibi&amp;nbsp;bazı kitaplarda ejderhalar öyle ayrıntılı tasvir ediliyor ki, bu yaratıkların gerçekten yaşayıp, bir de detaylı bir şekilde incelenmiş olduğu fikrine kapılabilirsiniz. Peki o kadar büyük cüsseye sahip bir canlının uçabilmesi, ağzından ateş çıkarabilmesi gerçekten mümkün olabilir miydi? Ne yazık ki ciddi bir bilimsel bir bilgi bulamadım fakat çok önceden izlediğim bir belgesel/film tekrar karşıma çıktı. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0433367/"&gt;Dragon's World: A Fantasy Made Real&lt;/a&gt; 2004 yılında Animal Planet tarafından yapılan bir docufiction ve hikayesi de kendi söylediklerine göre "the natural history of the most extraordinary creature that never existed". Ejderhalar varolsaydı, yaşayışları ve davranışları nasıl olurdu diye düşünüp, tasarlayıp çok güzel bir yapım ortaya çıkarmışlar. Bu yapımda ejderhaların uçuş ve ağızdan ateş çıkarmaları aşağıda özetlediğim şekilde açıklanmış.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TS8bm7rxjAI/AAAAAAAAAHM/EUT0kocamHA/s1600/dragonsworld.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TS8bm7rxjAI/AAAAAAAAAHM/EUT0kocamHA/s320/dragonsworld.jpg" width="225" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Belgesel/filme göre ilk ejderhalar sürüngenlerden evrimleşmiş 4 bacaklı yaratıklardı ve bu canlılar henüz uçamıyor ve ağızlarından ateş çıkaramıyorlardı. Doğal seleksiyon sayesinde 2 ayak üzerinde yürüme kabiliyetine kavuşan ejderhalar daha sonra kuşların küçük bipedal dinozorlardan evrilmesine benzer bir evrimsel yolla kanatlanıp uçma yeteneği kazanmışlar. Bir çok hayvanda bağırsaklarda yiyeceklerin sindirilmesine yardımcı olan bakteriler, ejderha evrimi sırasında diğer hayvanlarda bulunanlardan farklı olarak hidrojen üretebildiklerinden, bu hidrojen üretimi uçuş&amp;nbsp;ve ağızdan ateş çıkarma için kullanılmış. Böylece ejderhalar uçabilen en büyük canlılar olup, katalizör olarak platin kullanarak &amp;nbsp;ayrıca bu hidrojenden ateş için de yararlanmışlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ejderhaların nasıl uçabildiklerine bakarsak, öncelikle kemiklerindeki petek yapısı hafif olmalarını sağlamış. Uzun kanatları hareket ettirebilmek için göğüs kaslarına oksijen açısından zengin kanın ulaşması için büyük kalplere sahip ejderhalar ayrıca büyük kanatlara da &amp;nbsp;sahip olmalarına rağmen (6.1 m) kanat genişliği/ağırlık oranı havalanabilmeleri için uygun değilmiş. Bu sorun da bağırsaktaki bakterilerin ürettiği hidrojen ve metan içeren 2 iç kese ile çözülmüş. Havadan hafif olan hidrojen ve metan gazları ejderhanın ihtiyacı olan ekstra gücü sağlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TS_fdpNYKHI/AAAAAAAAAHU/dvBoTLNOWuo/s1600/Personal+First+Lesson+by+kerembeyit.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TS_fdpNYKHI/AAAAAAAAAHU/dvBoTLNOWuo/s400/Personal+First+Lesson+by+kerembeyit.jpg" width="312" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;FIRST LESSON by Kerem Beyit&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uçuş keseleri ayrıca ejderhaların ağızlarından ateş çıkartmaları için gerekli yakıtı da sağlıyormuş. İnorganik materyalleri de sindirme yeteneğine sahip olan ejderhalar platinden zengin kayaları sindirebilince hidrojen ve metanı oksijenle birleştirip platin katalizörlüğünde ağızlarından ateş çıkarabilmişler. Gazın ileri doğru püskürtülüp alevin geri kaçmasını engellemek için boğazlarının arkasında tek yönlü bir kapakçık bulunduğu da söyleniyor (akciğerlerinin suyla dolmasını önlemek için timsahlarda da böyle bir kapakçık varmış). Bu açıklamalar kurgudan ibaret olsa da şimdilik daha iyisi yok ve bu belgesel/filmi izlerken bazen gerçek bir belgesel izliyormuş izlenimine kapılıyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ejderhaların bir zamanlar gerçekten yaşayıp yaşamadığı konusunda genel inanış ejderhaların hiç var olmadığı yönünde olmasına rağmen, ejderhaların aslında yaşamış ve karada yaşayanların dinozorlarla birlikte yokolup, suda yaşayan ejderhaların ise timsahlara evrilmiş olduğu&amp;nbsp;gibi iddialar var.&amp;nbsp;Genel kanı ise dinozor kalıntılarının ve fosillerinin yanlış yorumlanıp David E. Jones'un hipotezindeki ilkel korkularla birleşip ejderha söylentilere rol açtığı. Ejderhaların biyolojik kanıtları henüz bulunamamış olsa da belki bu yapımdaki gibi bir gün birileri bir yerlerde bir ejderhanın kalıntılarına rastlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/c/cf/DragonCorpse.PNG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/c/cf/DragonCorpse.PNG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fantastik kurgu kitaplarındaki akıllı ejderhaları bir yana koyup normal ejderhalar için siz de "Keşke gerçek olsalardı" diye düşünüyorsanız 2004 yapımı&amp;nbsp;Dragon's World: A Fantasy Made Real isimli docufiction'ı izlemenizi tavsiye ederim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-3317290532355110514?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3317290532355110514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3317290532355110514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/01/hc-svnt-dracones.html' title='HC SVNT DRACONES'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TS8cUx4H_wI/AAAAAAAAAHQ/tyuwj0poX7I/s72-c/The_Dwellers_of_the_Red_Forest_by_kerembeyit.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-210025220424003152</id><published>2011-01-07T10:47:00.000+02:00</published><updated>2011-01-07T10:47:23.867+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gençlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güzellik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erzsébet (Elizabeth) Bathory'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kan Banyosu'/><title type='text'>Kontes Bathory haklı olabilir mi?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gençliğini korumak için yüzlerce genç kızı öldürüp, kanlarıyla yıkanan Eflaklı kanlı kontes Erzsébet (Elizabeth) Bathory'nin, taze kanın gençlik ve güzellik getirebildiği inancı doğru olabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rivayete göre Kontes Bathory (1560-1614), 40 yaşına gelince artık yaşlanıp  güzelliğini kaybettiğini düşünmeye başlar. Bir gün hizmetçi kızlardan biri Kontes'in saçlarını tararken saçını biraz fazla çekip canını acıtınca, sinirlenen Kontes ona bir tokat atar ve Kontes'in attığı sert tokat hizmetçi kızın burnunun kanamasına neden olur. Hizmetçinin kanı Kontes'in eline damlayınca da nedense Kontes eline damlayan bu kanla  kızın gençliğinin ona geçtiği fikrine kapılır. İlk kurbanı bu hizmetçi kız olan Kontes,  kızı öldürtüp kanıyla banyo yapar ve yaptıkları ortaya çıkıncaya kadar genç kalabilmek adına 650 kızın daha kanını akıtır. Bazı yerlerde Kontes'in kurbanlarının kanını içtiği de söylenir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e5/Erzs%C3%A9betB%C3%A1thory.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e5/Erzs%C3%A9betB%C3%A1thory.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Erzsébet Bathory&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen yıl Harvard Üniversitesi'ne yapılan araştırmada, genç farelerinin kanının yaşlı farelere transfer edilmesiyle, yaşlı farelerin dolaşım sistemlerindeki yaşlanma belirtilerinin tersine çevrildiğini bulan bir araştırma, tarihin en hastalıklı figürlerinden Kontes Bathory'nin düşüncesinde kısmen de olsa haklı olabileceğinin ipuçlarını veriyor (Tabi ki bu durum Kontes'in zamanında bilimsel bir dayanağı olduğu ve yaptıklarının haklı olduğu anlamına gelmez).&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hakkında şarkılar ve filmler yapılan, kitaplar yazılan Kontes Bathory gençlik uğruna gerçekten bu kadar kan dökmüş mü bilinmez ama kanın, Bathory'nin düşündüğü tarzda olmasa da gençleştirici etkilerinin bulunduğu bilimsel olarak gösterilmiş. Harvard Stem Cell Institute ve Joslin Diabetes  Center araştırmacılarından Amy Wagers önderliğinde yürütülen projede kanla taşınan bazı faktörlerin, yaşlanmayla ortaya çıkan çeşitli sorunları geri çevirebildikleri bulunmuş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çalışmada, 2 farenin dolaşım sistemleri cerrahi olarak birbirine, kan genç fareden yaşlı fareye geçecek şekilde bağlanmış ve yaşlı hayvandaki &lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;hematopoietic&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;(kan yapıcı) kök hücrelerin oluşumunu sağlayan sürecin tekrar genç bir fareninki gibi işlediği görülmüş. Yaşlanan hayvanlarda bu kök hücrelerin sayısı artar fakat kan sistemini yenilemede daha az etkili olup daha az bağışıklık hücresi üretirler. Bu da daha zayıf bir bağışıklık sistemine neden olur ve hayvanları hastalıklara daha açık hale getirir. Fakat bu deneyde yaşlı farede bu hücrelerin toplam sayısının azaldığı ve çeşitli kan hücrelerini oluşturan diğer hücrelerin daha uygun oranlarda bulunduğu gözlenmiş.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Henüz kandaki gençleştirici molekül/moleküller tanımlanmamış olsa da yaşam süresi regülasyonunda etkili olduğu düşünülen insulin-like growth factor 1 (IGF-1) hormonunun önemli bir rol oynadığı düşünülüyor. Bundan sonra ilk olarak, dolaşım sisteminin yenilenmesinin hayvanlar üzerindeki uzun süreli etkisinin araştırılması, etkili olan faktörlerin tanımlanması ve bu faktörlerin hangi süreçler üzerinde ne çeşit etkilerinin bulunduğunun anlaşılması gerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.sciencephotolibrary.com/images/download_wm_image.html/P242484-Red_blood_cells,_computer_artwork-SPL.jpg?id=802420484" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://www.sciencephotolibrary.com/images/download_wm_image.html/P242484-Red_blood_cells,_computer_artwork-SPL.jpg?id=802420484" width="141" /&gt;&lt;/a&gt;Bu faktörlerin tespit edilmesi de yaşlanma sürecinin anlaşılmasında, belki de bu sürecin geri çevrilmesinde ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli bilgiler sağlayabilir. Bu bilgiler de enfeksiyonlara karşı direnç kazanmak, bazı kanser türleriyle savaşmak ve gençliği uzun süre korumak amacıyla yeni stratejilerin oluşturulmasında faydalı olacaktır. Kontes Bathory ise, 16. yüzyılda yaşadığı için oldukça şanssız  gibi, bu aralar yaşasaydı, bilim insanlarının kandaki gençleştirici  faktörleri keşfedip izole etmelerini beklemek, belki de bunları bir  tablet halinde&amp;nbsp; yutmak ve kimsenin kanını almadan gençliğini  koruyabilmek isterdi, kim bilir...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bathory kan banyoları sayesinde gerçekten gençleşip güzelleşmiş mi bilinmez ama dünya, bugün izlediği onlarca vampir ve kurtadam dizisini, filmini ve okuduğu kitapları, büyük ihtimalle Kontes Bathory'nin ormana attığı kanlı cesetlerin durumuna açıklama getiremeyen insanların vampir ve kurtadam efsanesini başlatmasına borçlu. Bu dizilerden biri olan True Blood'ın aşağıdaki posteri ise olaya tamamen farklı bir bakış açısı kazandırıyor ki, o da ancak başka bir yazının konusu olabilir:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.trueblood-online.com/wp-content/uploads/2010/06/30299_405344463562_69144888562_4102499_6383945_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://www.trueblood-online.com/wp-content/uploads/2010/06/30299_405344463562_69144888562_4102499_6383945_n.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;True Blood 3. Sezon Posteri&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son olarak, çalışmanın detaylarını merak edenler için gelsin:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;http://www.technologyreview.com/biomedicine/24421/page1/&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20110993&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-210025220424003152?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/210025220424003152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/210025220424003152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2011/01/kontes-bathory-hakl-olabilir-mi.html' title='Kontes Bathory haklı olabilir mi?'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-3494046447062375294</id><published>2010-12-29T08:54:00.001+02:00</published><updated>2010-12-29T19:17:44.475+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültürel genomiks'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kültüromiks'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cultural Genomics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Culturomics'/><title type='text'>Kültürel Genom</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilim haberlerine bakarken kültürel genom projesi konulu bir yazı haliyle ilgimi çekti ve nedir ne değildir diye bakarken konunun gerçekten oldukça ilginç olduğunu gördüm ve ntvmsnbc çalışanları benden önce davranıp sitelerine koymadan ben çevirip kendi bloğuma koyayım dedim:) Alasdair Wilkins, projenin yürütücüleri Jean-Baptiste Michel ve Erez Aiden ile röportaj yaparak, çalışmanın önemli bulgularını da derlediği bir yazı hazırlamış. Kültürel genom projesi  benzetme olarak kullanılmış olsa da kesinlikle yapılan çalışma ve  oluşturulan veritabanı en az genom projesi kadar ilgi hakediyor. Ben de  sitedeki yazıyı kelimesi kelimesine olmasa da Türkçe'ye çevirdim, bazı yerlere de orjinal makaleden ekleme yaptım. Umarım sizin de ilginizi çeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpQtwe5yuI/AAAAAAAAAG8/qoiGLnaJ0a4/s1600/120910_Culturomics_115_605.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpQtwe5yuI/AAAAAAAAAG8/qoiGLnaJ0a4/s320/120910_Culturomics_115_605.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;div class="photo-credit"&gt;Erez Lieberman Aiden ve Jean-Baptiste Michel&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="photo-credit"&gt;(Kris Snibbe/Harvard Staff Photographer)&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Evrimsel dinamik programının multidisipliner kariyere sahip Harvard araştırmacıları Jean-Baptiste Michel (ayrıca psikoloji ve sistem biyolojisi) ve Erez Aiden (ayrıca matematik ve mühendislik) yönetimindeki, Google Books, Britannica Ansiklopedisive de&amp;nbsp; farklı Harvard departmanlarından&amp;nbsp; bir çok kişinin dahil olduğu ekip, yaptıkları çalışmada Google Books'taki milyonlarca kitap tarayıp, insanın kültürel genomu ortaya çıkarmış.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ithinked.com/wp-content/uploads/2007/11/031505_divinity_library_57.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="217" src="http://ithinked.com/wp-content/uploads/2007/11/031505_divinity_library_57.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kültürel evrimi niceliksel olarak izlemeyi amaçlayan araştırmacılar, kültürel genom olarak adlandırdıkları, insan kültürünün dijital kaydı olarak görülen büyük bir veritabanını taramışlar. Aslında bu alanda, sadece düzensiz fiillerin (irregular verbs) zamanla nasıl değiştiğini ve insanın kültürel değişimi hakkında neler ortaya koyabileceği hakkında benzer bir çalışma önceden yapılmış. Fakat araştırma, kitaplarda değişimlerin izini manuel olarak sürdüğünden, küçük çaplı ve zaman alıcı bir çalışma olarak kalmış. Sonra arama motoru devi Google, &lt;a href="http://books.google.com/"&gt;Google Books&lt;/a&gt; projesinde kimsenin okumadığı yüzyıllık kitaplar da dahil, bir çok kitabı dijitalleştirince, Google'ın bu veritabanını bilimsel bir araştırma için kullanıp kullanamayacaklarını soran araştırmacılar, Google' ın izni ile zaman içindeki kelime değişimlerini dünyanın en büyük veritabanı içinde otomatik olarak izleme imkanına sahip olmuşlar ve böylece kültürel genom oluşmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpRTRCQ0WI/AAAAAAAAAHA/LJ_9ZNmPhR8/s1600/google-book-search-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpRTRCQ0WI/AAAAAAAAAHA/LJ_9ZNmPhR8/s1600/google-book-search-2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Google'ın şimdiye kadar dijitalleştirdiği kitap sayısı 15 milyon ve bu da veritabanının şimdiye kadar yayınlanmış tüm kitapların %12'sini içerdiği anlamına geliyor. Bu araştırmada, örneklerin kalitesi (optik tanımanın),  basım yılı ve yayınlandıkları yer gibi kriterlere göre tüm bu kitapların 3'te biri kullanılmış. Oluşan derlem (İngilizcesi corpus olarak geçiyor,  anlamı tüm eserler gibi birşey, aslında külliyat kelimesi de  kullanılabilir) 361 milyar İngilizce, 45 milyar Fransızca, 45 milyar İspanyolca, 37 milyar Almanca, 13 milyar Çince, 35 milyar Rusça ve 2 milyar İbranice olmak üzere 500 milyar sözcükten fazlasını içeriyor. En eski kayıtlar 1500'lere ait ve bu erken yıllar yıl başına birkaç yüz bin kelimeden oluşan sadece bir kaç kitapla temsil edilirken, 1800'de ise derlem yıl başına 60 milyon, 1900'de 1.4 milyar ve 2000'de ise 8 milyar kelime içerir hale gelmiş. Sonuçta oluşan veritabanı 500 milyardan fazla kelime içeriyor ve bu da bir insanın okuyabileceğinden çok çok fazla. Hızlı bir okur (200 kelime/dakika) bile, sadece 2000 yılına ait yayınları yemeden, içmeden ve uyumadan 80 yılda okuyabilir. Kültürel genomda insan genomundaki DNA'nın içerdiğinden bin kere fazla  harf var ve bütün derlemi bir satıra yazmak bile 10 kere aya gidip gelmemizi  sağlar. Sonuçta bu kültürel genom, önceki derlem veya veritabanlarından binlerce kez daha büyük. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tüm bu datayı nasıl tarayıp, neler bulduklarına gelince..&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Önce kelimeleri ve sözcük gruplarını n-gram olarak değerlendirmişler. Tek bir sözcük 1-gram (banana gibi), 2 kelimelik grup 2-gram, 3 kelimelik grup 3-gram (laws of robotics gibi), 4 kelimelik grup 4-gram ve 5 kelimelik grup da 5-gram (the United States of America gibi) olarak değerlendirilmiş. Sonra da tüm veritanabında 40 kereden fazla tekrarlanan n-gramlar aranmış ve bu yöntem, kültürel genomda kelimelerin zamanla nasıl değiştiğini ve bu değişimlerin nasıl gerçekleştiğini anlamak için iyi bir yöntem olmuş. Kullanım frekansı da n-gramların görülme sayısının, o yılın verisinin sahip olduğu toplam kelime sayısına bölünmesiyle hesaplanmış. Örneğin, 1861 yılında 1-gramlık "slavery" (kölelik) 1208 kitabın, 11687 sayfasında, 21460 kere görülmüş. Veritabanı da aynı yıl 386 434 758 kelime içerdiğinden,&amp;nbsp; frekans 5.5x10-5 (10 üzeri eksi 5) olarak hesaplanmış. İlginç olarak, "slavery" kelimesinin iç savaş sırasında (1860'ların ilk yılları) ve insan hakları hareketinin olduğu dönemde (1955-1968) tavan yaptığı görülmüş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2. Dünya Savaşı için şimdilerde eksi moda olan "the Great War" kelime grubunun frekansı "World War I" ve "World War II" frekanslarıyla karşılaştırıldığında "the Great War" frekansının 1915 ve 1941 yılları arasında tavan yaptığı görülürken, sonraki yıllarda frekansı düşse de, temelinde yatan olaylara ilginin kaybolmadığı ve yerine, "World War I" kullanıldığı görülmüş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu örnekler, kültürel değişim (kölelik-slavery) ve kültürel kökleri olan linguistik değişim ("the Great War" vs. "World War I") gibi kültürel genomiks trendlerine katkıda bulunan 2 ana faktörü vurgulamış. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu bilgiler tamamen yeni olmasa da kültürel genom bize zaten bildiğimiz şeylere yeni bir bakış açısıyla bakmamızı sağlıyor ve ne kadar bilgili olduğumuzun yanı sıra aslında ne kadar bilmediğimizi de gösteriyor. İngilizce'nin gelişimine bakarsak, sayılar, yazım hataları ve yabancı kelimeler de katıldığında İngilizce lügatta (ing. lexicon=bir dilin bütün veya belli bir çağda kullanilmiş kelime ve deyimlerini  alfabetik sıraya göre tanimlarini yapan, açiklayan veya başka  dillerdeki karşılıklarını veren eser (kaynak ekşisözlük)) 1900'de 544 000 kelime, 1950'de 597 000 ve 2000'de 1 022 000 kelime bulunmuş. Günümüzde de her yıl 8500 tamamen yeni kelimenin lügata girdiği, İngilizce'nin son 50 yılda %70'lik bir büyüme gösterdiği görülüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpVtKI-0MI/AAAAAAAAAHE/MXZQH4UQnPU/s1600/dictionary.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="141" src="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpVtKI-0MI/AAAAAAAAAHE/MXZQH4UQnPU/s200/dictionary.gif" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;İlginç olarak, sözlükler daha düşük frekanslı kelimeleri bulmada zorlandığı için lügatlarda her zaman sözlükten (dictionary) daha fazla sözcük bulunduğu gözlemlenmiş.&amp;nbsp; Örneğin eğer bir kelimenin kullanımı 1 milyarda 1'den az ise sözlükler o kelimeyi içermiyor ve kültürel genomda bulunan farklı kelimelerin %63'ünün bu frekansın altında kaldığı tespit edilmiş. Bu kelimelerden bazıları zamanla sözlüklere girse de, son 500 yılda İngilizce kitaplarda kullanılan kelimelerin %52'sinin "lexical dark matter" olduğu bulunmuş, yani bu kelimelerin sözlüklerde ve diğer referanslarda bulunmadığı gösterilmiş. Bu durum aslında sözlüklerin sıklıkla özel isimleri ve birleşik kelimeleri kapsamamasından kaynaklansa da, daha sonra bu faktörler de hesaba katılmış ve buna rağmen sözlükte bulunmayan bir çok kelime bulunmuş. Örneğin "aridification" (kuraklaşma), "slenthem" (bir müzik aleti) ve "deletable" (silinebilir olsa gerek).&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kültürel genom, sadece kelimelerin hikayesini değil, insanların da hikayesini anlatabilir. Bu genomda hangi isimlerin daha sık görüldüğüne bakılırsa, bir ünlünün doğuşu ve düşüşü de takip edilebilir. Araştırmacılar insanları doğdukları yıllara göre sınıflara ayırmışlar ve lügatta onlardan söz edilmesinin ne zaman önemli bir tipping pointe ulaştığına bakmışlar. Örneğin 1882 grubu Virginia Woolf'u, 1946 grubu Bill Clinton ve Steven Spielberg'i içeriyor. Şöhretin ortalama yaşının gittikçe gençleştiğini görmek kimseyi şaşırtmamış. 1800'de doğan ünlüler ortalama 43 yaşına gelene kadar ünlü olamazken, 1950'lerde doğanlar 29 yaşında üne kavuşmuşlar ve belirsizliğe yine bir o kadar hızlı düşmeye başlamışlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpW6yRYrnI/AAAAAAAAAHI/U7hSQc6QKhE/s1600/us-weekly-magazine.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="187" src="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpW6yRYrnI/AAAAAAAAAHI/U7hSQc6QKhE/s200/us-weekly-magazine.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Bir ünlünün ikileme zamanı (doubling time), yani ilk ünlerini 2'ye katlamaları da 1800'lerde 8.1 yıldan, 1950'lerde 3.3 yıla düşmüş fakat ünlerinin yarı yarıya azalması olarak tabir edilen yarı ömürleri (half-life) de hızla azalmış. 1900'lerin başındaki insanlar 120 yıllık sürekli lügatsal üne sahipken, 19. yüzyılın sonlarında sadece 71 yıllık üne sahip olabilmişler. (Tabi bunun bir nedeni de şöhretin 200 yıl önce sahip olduğundan daha geniş bir tanıma sahip olması.) Aktörler 30'lu yaşlarda, yazarlar 40'lı yaşlarda üne kavuşurken, politikacılar 50'yi beklemek zorunda kalmışlar. 19. yüzyılın ilk yıllarıyla kıyaslarsak, kitle iletişimin de büyümesiyle 2010'da politikacılardan daha fazla ünlü aktör olduğunu görürüz. Fakat 50'li yaşları beklemelerine rağmen son gülen yine politikacılar oluyormuş çünkü en ünlü liderler aktörlerden daha fazla ve daha uzun bir şöhrete sahip oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında unuttuğumuz sadece insanlar değil, geçmişin de ta kendisi. Araştırmacılar yılların da şöhretine&amp;nbsp; bakmışlar. Örneğin, "1951" in frekansına baktıklarında "1951"in&amp;nbsp; o yıla kadar nadir olarak tartışıldığını görmüşler. 1951 yılında "1951"in frekansı oldukça artmış, 3 yıl boyunca yüksek kalmış, sonrasında hızlı bir düşüşe geçmiş ve 15 yıl içinde yarıya düşmüş. "1880"e baktıklarında, "1880" 32 yıl sonra, yani 1912 yılında yarı ömrünü tamamlamış. "1973" ise yarı ömrünü 1983'te doldurmuş, sadece 10 yıl sonra. Bu da geçmişi&amp;nbsp; her geçen yıl daha hızlı unuttuğumuzun bir göstergesi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat bu değişimlerin hepsi bilinçsiz bir şekilde olmamıştır. Kültürel genom, sansür ve insanların tarih sahnesinden nasıl silindikleri hakkında da bilgi vermiştir. Bir örnek olarak yahudi sanatçı Marc Chagall'ın ünü 1936-1944 yıllarında İngiliz lügatında 5 kez artarken, Nazi Almanya'sında tüm Alman lügatında Chagall'a sadece bir referans bulunmuş. Bu da dil üzerindeki gücün insanları tarihten nasıl sildiğini gösteren şaşırtıcı bir örnek olmuş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Michel ve Aiden bazı insanların bu buluş nedeniyle diğerlerinden daha fazla heyecanlandıklarını söylemiş. Örneğin, Naziler çok çeşitli insan gruplarını muhalif olarak kara listeye almışlar: tarihçiler, politik bilimciler, felsefeciler ve sanatçılar. İlginç olarak, kara listedeki tarihçiler Alman lügatında daha yumuşak bir gerileme gösterirken, felsefeciler ve sanatçılar lügattan tamamen dışlanmışlar, bu da Naziler'in geçmişten, serbest düşünceden ve yaratıcılıktan korktukları kadar korkmadıklarını ileri sürmüş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_C-7IX8a74lg/S6-_oW66jlI/AAAAAAAAOh0/VRck0wkGEAM/s1600/1stum+the+worse+part+of+cencorship.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_C-7IX8a74lg/S6-_oW66jlI/AAAAAAAAOh0/VRck0wkGEAM/s200/1stum+the+worse+part+of+cencorship.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Naziler lügatı kontrol eden tek grup da değilmiş tabi ki. &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Leon_Trotsky"&gt;Leon Trotsky&lt;/a&gt;, Rus lügatından nerdeyse tamamen çıkarılmışken, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tiananmen_Square"&gt;Tiananmen Square&lt;/a&gt;'dan da Çin lügatında nerdeyse hiç bahsedilmemiş. ABD de o kadar masum olmamış ve 1947'de komunizm sempatisi ile suçlanan "&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hollywood_Ten"&gt;Hollywood Ten&lt;/a&gt;" isimli bir grup şovmen, suçlamaların onların popülaritesini azaltacağı ihtimaline rağmen bile İngilizce lügattan çıkarılmış.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kültürel genom normalde aklımıza gelmeyecek küçük şeyleri de aydınlatmış. Örneğin, Freud kollektif bilinçaltımıza Galileo, Darwin veya Einstein'dan daha fazla gömülü. Freud günlük lügatımıza evrimden veya relativiteden daha fazla girmiş durumda. Bir başka örnek olarak, evrime olan ilgi (evolution) de DNA ortaya çıktığından beri azalmış. Diğer bir örnek, Amerikan beslenme düzeninde de menü içeriğine bakarsak "steak”, “sausage”, “ice cream”, “hamburger”, “pizza”, “pasta”, ve “sushi” görüyoruz. Ve "God" kelimesinin de frekansının 1850'lerden sonra oldukça azaldığı görülmüş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güzel ve ilginç bir ayrıntı olarak, bir sözcüksel değişim, insanlığın 2. Dünya Savaşı'ndan önemli bir ders çıkardığını göstermiş. "Save the world" ve "Save the country" dinamiklerine bakıldığında, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra insanların "Save the country" kavramından "Save the world" kavramına geçiş yaptığını görmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://blogs.curtin.edu.au/cv/files/2009/09/race-to-save-the-world.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://blogs.curtin.edu.au/cv/files/2009/09/race-to-save-the-world.jpg" width="254" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar, yüksek işlem hacimli bu data koleksiyonu uygulamasına ve insan kültürü çalışması analizine kültüromiks (culturomics) adını vermişler (Genomics veya proteomicsten esinlenerek sanırım) ve bu yeni tabiri artık daha sık duyacağımızı sanıyorum. Her gün yeni kitaplar yazılıyor ve eskileri de dijitalleştiriliyor. Kitaplar kültüromiks için sadece başlangıç, dergiler, el yazmaları, haritalar, sanat yapıtları ve diğer insan yapılarını analizlere dahil etmek gereklidir. Kültüromik sonuçlar insan kültürünün araştırılmasında yeni bir tip kanıttır ve eski yaratıkların fosilleri gibi, kültüromiksin sorunu da kanıtların doğru yorumlanmasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://files.sharenator.com/the_evolution_of_man_More_funny_Evolution_pics-s675x274-51751.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="129" src="http://files.sharenator.com/the_evolution_of_man_More_funny_Evolution_pics-s675x274-51751.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kaynaklar:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;http://io9.com/5714378/cultural-genome-project-mines-google-books-for-the-hidden-secrets-of-humanity&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;http://www.nature.com/news/2010/101216/full/news.2010.677.html?WT.ec_id=NEWS-20101221&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Orjinal makale:&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Quantitative Analysis of Culture Using Millions of Digitized Books &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;http://www.sciencemag.org/content/early/2010/12/15/science.1199644&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsalığın biyolojik evrimi kadar kültürel evrimi de bence çok önemli. Sonuçta kültüromiks, insanlığın gelişmini, değişimini, bilinçlenmesini, şöhret olarak tanımlanan kişileri, insanların kaderlerini ve sansürü, kitaplarda geçen kelimelerden oldukça kesin bir şekilde ortaya koyuyor ve insanlık gelişip, veritabanı da genişledikçe bu gibi araştırmaların çok ilginç sonuçlar vereceğine inanıyorum. Farklı kelimelerin araştırılıp doğru yorumlanmasıyla insanlık üzerine çok daha ilginç sonuçlar elde edilebilir. Umarım böyle bir çalışma bir gün Türkçe ile de yapılır ve biz de kendi kültürel değişimimiz ile ilgili önemli bilgilere kavuşuruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Veritabanında çeşitli n-gram kelimeleri de arayabiliyormuşuz. Adres: &lt;a href="http://www.culturomics.org/"&gt;http://www.culturomics.org/&lt;/a&gt; Yoğunluktan dolayı olsa gerek ben siteyi bir türlü açıp kendim deneyemedim.. Fakat Google Labs aracılığıyla Ngram Viewer'a ulaşabiliyorsunuz: http://ngrams.googlelabs.com/&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-3494046447062375294?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3494046447062375294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/3494046447062375294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/12/kulturel-genom.html' title='Kültürel Genom'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TRpQtwe5yuI/AAAAAAAAAG8/qoiGLnaJ0a4/s72-c/120910_Culturomics_115_605.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-4897164040414052171</id><published>2010-12-25T10:08:00.000+02:00</published><updated>2010-12-25T10:08:45.885+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yule'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Santa Claus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Paganizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kış gündönümü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saturnalia'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='25 Aralık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Christmas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Noel'/><title type='text'>Dünyanın en eski bayramı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sankt Georg'da 8 yıl boyunca her 24-27 Aralıkta Noel (Weinachten) tatili yaptık. Avusturyalı öğretmenlerimizin bizi dini konularda etkilemesi asla söz konusu olmadı, zaten bu konuda özellikle dikkat ederlerdi, bununla birlikte Hristiyan kültürüne de çok yabancı kaldığımız söylenemez.&amp;nbsp; Ben şahsen bu durumdan hiçbir zaman şikayetçi olmadım. Bunun sebebi, tabi ki bizim dini ve milli bayramlarımız haricinde, Noel ve Paskalya gibi Hristiyan bayramlarında da okulun tatil olması değildi. Asıl neden, farklı dinlere, milletlere ve kültürlerine her zaman meraklı biri oluşum ve insanların sahip olduğu çeşitliliği, sadece kendi din ve kültürlerine sahip insanlar arasında değil, farklı dinler ve kültürler arasında da birleştirici bir faktör olarak görmemdi. Ramazanda Hristiyanlar'ın da iftarlara ve Şükran Günü'nde Müslümanlar'ın da Şükran Günü yemeğine katılıp birbirlerinin gelenek ve göreneklerine saygı ve sevgiyle sahip çıkmaları gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.bluebison.net/backgrounds/2006/1206/christmas-dinner-1280.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://www.bluebison.net/backgrounds/2006/1206/christmas-dinner-1280.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Çeşitlilik her zaman iyidir.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Lise biteli uzun yıllar oldu ve artık Weinachten tatilimiz de yok, ben de o özleyip özlemediğime karar veremediğim günlerin anısına Noel ilgili bir yazı hazırlamak istedim ve Noeli biraz daha derin araştırıp bilgileri derleyince Noel'in pagan kökleri hakkında bir yazı çıktı... Bu sonuç çok da şaşırtıcı olmadı, çünkü dünyada paganizm bir din olarak etkinliğini neredeyse tamamen kaybetmiş olsa da günlük hayatta etkisi halen devam ediyor. Özellikle Hristiyanlık, pagan kültürü ile o kadar içiçe ki, Hristiyanlığın en önemli günlerini, aslında paganların Hz. İsa'dan binyıllar önce bile kutladığı günler oluşturuyor. Bu günlerin en önemlilerinden biri de Noel (Christmas).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.bluebison.net/backgrounds/2006/1206/christmas-tree-decorating-1280.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://www.bluebison.net/backgrounds/2006/1206/christmas-tree-decorating-1280.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hediye verme, Santa Claus, süslenmiş ağaçlar, ökseotu, noelde yakılan kütük ve diğer noel geleneklerinin Hristiyanlık'ta hiçbir temelinin olmadığı, İncil'de, Hz. İsa'nın doğum gününün kutlanması gerektiği ya da doğumunun 25 Aralık'ta olduğuna dair bir bilgi bulunmadığı biliniyor. Peki insanların birbirlerine hediyeler vermesi, ağaçları rengarenk süsleme gibi güzel gelenekleri olan bu "holy day" neden&amp;nbsp; kutlanmaktadır ve Hristiyanlık ile aslen hiçbir alakası olmadığı halde nasıl bu kadar benimsenmiştir?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Christmas olarak tanımlanan "holy day", kısaca, paganların kış gündönümü kutlamalarından kaynaklanır ve Roman Katolik Kilisesi tarafından Hristiyanlaştırılmıştır. Gerisi okumaya üşenmeyenlere..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.bluebison.net/backgrounds/2009/1209/christmas-penguin-island-1280.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://www.bluebison.net/backgrounds/2009/1209/christmas-penguin-island-1280.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Güneşin gökyüzünde güneye doğru hareket ettiğini, günlerin gittikçe kısaldığını gören ve güneşin tekrar geri dönmeyeceğini düşünen eski insanlar, güneşin tekrar kuzeye geri dönmesi için güneş tanrısına güç vermek ve onu tekrar hayata döndürmek için büyük ateşlerin yakılması, yeşil ağaçları çobanpüskülü, sarmaşık ve ökseotu gibi bitkiler ile süslemek gibi  çeşitli ritüeller ve törenler düzenlemişler. 21 Aralık kış gündönümünde, yılın  en kısa gündüzünün yaşandığı günde, güneşin güneyde (oğlak dönencesine  güneş ışınlarının dik geldiği zaman) durmuş gibi göründükten sonra tekrar kuzeye doğru hareket ettiğini ve günlerin de uzamaya başladığını gören insanlar bu ayinlerin başarılı olduğunu düşünüp, bunu da kutlamaya değer görmüşler. Bu durum binyıllarca böyle devam etmiş, taa ki Constantine, Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu'nun resmi dini ilan edene kadar...&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hristiyanlığı kabul etmeden önce büyük oranda pagan olan Roma halkı'nın hükümdarı Constantine, 4. yüzyılda Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu'nun resmi dini olarak duyurur ve dinin insanlar üzerindeki gücünü bilen biri  olarak,  daha fazla insanı kontrol altına almak amacıyla (paganların Hristiyanlığa geçisini kolaylaştırmak için veya Hristiyanlığı  paganlaştırmak için, kim bilir) halkın çoğunluğunun dini olan paganizmi Hristiyanlık ile bütünleştirir. O dönemden sonra pagan ritüellerine ve idollerine  Hristiyan isimler verilir, paganların kutsal günleri Hristiyan bayramları olarak değiştirilir ve Hz. İsa, güneş tanrısı Sol Invictus'un yerine geçirilerek Dürüstlüğün Güneşi olarak adlandırılr.&amp;nbsp; Papa 1. Julius Hz. İsa'nın doğum tarihinin 25 Aralık olduğunun ortaya çıkarılmış olduğunu da duyurunca "the Mass of Christ" veya "Christ's Mass" (mass=ayin, tören) zamanında Roma Güneş Tanrısı'nı Mithras'ın doğumu yerine artık Christ'in  doğumu kutlanmaya başlanır &lt;span style="background-color: white;"&gt;(Doğuş da neredeyse tüm paganlarda ana-tanrıça ve çocuğunun doğumuna  odaklanan aslen Babil kökenli inanıştan gelmektedir ve bu inanış da Hristiyanlık'ta Meryem-İsa'ya adapte  edilmiştir).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hediye verme, ağaçları süsleme, şarkı söyleme, noel kütüğü,  ökseotu gibi noel ile ilgili geleneklere bakarsak hepsinin çeşitli pagan halklarının kış gündönümlerindeki bayramlarından ve kutlamalarından Roma Katolik Kilisesi tarafından Hristiyanlığa uyarlanmış olduğunu  görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.bluebison.net/backgrounds/2009/1209/christmas-present-factory-1280.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://www.bluebison.net/backgrounds/2009/1209/christmas-present-factory-1280.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Eski Roma'da da kış gündönümü öncesinde ve  sonrasında insanların, tarım tanrısı Saturn'u  ve Güneş tanrısı Mithras'ı  onurlandırdıkları Saturnalia isimli kış  festivali kutlanırdı. 17-23 Aralık'ta yemeklerle, içkilerle, insanların birbirlerine  şans hediyeleri vermeleriyle neşeli bir biçimde  kutlanan festivalden hemen sonrası, yani 25 Aralık tarihi de güneş tanrısının doğum günü olarak kabul edilirdi. Noel'in 25 Aralık tarihinde, neşeyle ve hediyelerle kutlanmasının kaynağı budur. Ayrıca  Saturnalia festivalinde  sokaklarda şarkı söyleyen insan grupları da  bugün söylenen noel  ilahilerinin ve şarkılarının temelini oluşturur  (christmas carols). Ağaç süsleme geleneğine bakarsak da, kış gündönümünde Romalıların evlerini yapraklarını dökmeyen ağaçlarla ve defne dallarıyla süslediklerini ve bu ağaçlara, birçok ağacın yapraklarını döktüğü kışın bile yeşil kaldıkları için ölümsüzlüğün bir sembolü olarak &lt;span style="background-color: white;"&gt;&lt;span style="background-color: orange;"&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;değer verildiğini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Avrupa paganları da "Yule" veya "Yule-tide (Yule zamanı)" adı verilen kış gündönümünü şölenlerle  kutlardı. Ağaçlar ve diğer yeşil bitkiler baharın geri döneceğini  hatırlatmak için süslenir ve&amp;nbsp; güneşin gelecek yıl da doğması için  güneş tanrısını cesaretlenirmek amacıyla ağaçlara elmalar ve mumlar asılırdı. Kuzey Avrupa'da sarmaşık, çobanpüskülü ve defne evlerin süslenmesinde ve dini ritüellerde kullanırken, her zaman yeşil kalan ağaç dallarının da kötü ruhları kovduğuna inanılırdı. Kutlamalarda ağaçların kullanılmasın tarihi Druidlere kadar gider. Noel ağacının günümüzdeki formunun da Almanya kaynaklı olduğu ve Kraliçe Victoria'nın Alman eşi Prens Albert'in etkisiyle İngiltere'de de yaygınlaştığı bilinmektedir. Amerika'ya ise 17. yüzyılda ulaşan Noel Ağacı bu yüzyılın ortalarında dünyanın büyük bir bölümünde süslenir hale geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.bluebison.net/sketchbook/2006/1206/monkey-decorations.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="105" src="http://www.bluebison.net/sketchbook/2006/1206/monkey-decorations.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noel kütüğü (yule log) de karanlık zamanlarda güneşi hatırlatması için yakılan büyük ateşin içine  atılırdı. Ökseotu altında öpüşmenin kaynağı da keltik-nordik ritüeller  ve mitolojisidir. Druid inancına göre kutsal bir ot olan, medikal  özellikler ve doğaüstü güçlere sahip ökseotu, pagan Romalılar tarafından  da bereket rütüellerinde kullanılırdı ve evlerin içlerinin de yeşilliklerle süslenmesi, kış süresince, sıcak baharın ve yaz aylarının yakın zamanda  geleceğini hatırlatırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.bluebison.net/backgrounds/2006/1106/snow-christmas-castle-1024.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://www.bluebison.net/backgrounds/2006/1106/snow-christmas-castle-1024.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/ad/Odin_rides_to_Hel.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="130" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/ad/Odin_rides_to_Hel.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.thecoca-colacompany.com/heritage/img/cokelore_santa_helicopter.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://www.thecoca-colacompany.com/heritage/img/cokelore_santa_helicopter.jpg" width="155" /&gt;&lt;/a&gt;Bizim Noel Baba olarak adlandırdığımız Santa Claus nam-ı diğer St. Nicholas ise aslen 4. yüzyılda Antalya'nın Demre ilçesinde doğmuş ve fakirlere hediyeler vermesiyle tanınan bir psikopostur. Fakat Santa'nın, Kuzey Avrupa mitolojisindeki yaşlı, uzun beyaz sakallı bir adam olarak betimlenen Asgard'ın yöneticisi Odin ile birçok benzerliği vardır. Odin göklerde uzun mesafeleri alabilen sekiz bacaklı atı Sleipnir ile gezip av partileri düzenleyen bir tanrı.&amp;nbsp; Kış zamanında çocuklar çizmelerini Sleipnir için havuç veya saman ile doldurup ocağın yanına koyarlarmış. Odin de bu çocukları ödülendirmek için çizmelerinin içine hediye bırakırmış. Bu gelenek, Hristiyanlık zamanında devam ederek fakirlere hediye dağıtan St. Nicholas ile özdeşleştirilmiş ve sekiz bacaklı Sleipnir zamanla Santa'nın rengeyiklerine dönüşürken, günümüzde şömine kenarlarına çizme yerleştirme geleneği de şöminelere çorap asma haline gelmiş. Hollandalılar New Amsterdam'a geldiğinde bu geleneklerini ve St. Nicholas için kullandıkları Sinterklaas ismini beraberlerinde getirmişler, bu isim de zamanla Santa Claus olmuş. Bugünkü Noel Baba ise &lt;a href="http://www.thecoca-colacompany.com/heritage/cokelore_santa.html"&gt;Coca Cola'nın reklam kampanyası&lt;/a&gt; için yeniden tasarlanmış hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat tüm bu kutlamaların pagan geleneklerinden kaynaklandığını bilen  Püritenler, Christmas'ın kutlanmasına karşı çıktılar ve İskoçya'da 16.  yy'da Christmas'ın kutlanması yasaklandı. ABD'nin ilk yıllarında da  özellikle Massachusetts gibi New England eyaletlerinde Püritenlerin  etkisi büyük olduğundan Noel kutlanmıyordu. 16. yy'dan 19. yy'a kadar  Noelin kutlanması Püritenler'in Britanya ve ABD'deki etkisi nedeniyle  Anglo-Saxon dünyasında yasak olarak kaldı. Son yüzyılda ticari hamleler ve kitle iletişimin de  etkisiyle Noel kutlamalarında popülarite patlaması yaşadı ve bir çok ülkede yeni yılın  gelişi ile kutlanmaya başlandı. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta her ülke ve kültürde uygulamalar farklı olmuşsa da temsil etiği şey aynıydı: Kışın etkisinin azalmaya başladığı kış gündönümünde doğanın ve hayatın geri dönüşünü kutlamak. Bu yüzden tüm pagan halklarda kış güdönümünün hemen sonrası olan 25 Aralık tanrıların doğumgünü olarak görülmüştür çünkü bu gün, günlerin uzamaya başlaması ve doğanın yenilenmesi ile birlikte yeni bir dönemin  başlangıcı olarak görülmüştür.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.bluebison.net/backgrounds/2007/1107/bear-shoveling-snow-in-front-of-a-castle-1280.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://www.bluebison.net/backgrounds/2007/1107/bear-shoveling-snow-in-front-of-a-castle-1280.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu günlerde İstanbul'da bir çok yer rengarenk süslenmiş ve geceleri ışıl ışıl parlıyor. Hristiyanlar Noel'i, biz yeni yılın gelişini kutlasak da, dünyadaki milyonlarca insan bu günlerde aslında tarihi Hz. İsa'dan da binlerce yıl öncesine dayanan, &lt;a href="http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/10/hortlaklar-gununuz-kutlu-olsun.html"&gt;Samhain (31 Ekim-Halloween)&lt;/a&gt; ile birlikte dünyanın en eski bayramlarından birini kutluyor. Günümüzde 25 Aralık tarihi her kim tarafından, ne amaçla kutlanıyorsa kutlansın, bayramı kutlu mutlu olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TQoZ2p6VZnI/AAAAAAAAAGY/V0MCTrKIpmw/s1600/shirt2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TQoZ2p6VZnI/AAAAAAAAAGY/V0MCTrKIpmw/s1600/shirt2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://paganwiccan.about.com/od/yulethelongestnight/p/Yule_History.htm&lt;br /&gt;http://www.rapidnet.com/~jbeard/bdm/Psychology/xmas/celeb.htm&lt;br /&gt;http://www.eastrovedica.com/html/pagan_origins_of_Christmas.asp&lt;br /&gt;http://santanewsjournal.com/the-history-of-santa-claus &lt;br /&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/Christmas&lt;br /&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/Yuletide&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İllüstrasyonlar: www.bluebison.net &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-4897164040414052171?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/4897164040414052171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/4897164040414052171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/12/dunyann-en-eski-bayram.html' title='Dünyanın en eski bayramı'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TQoZ2p6VZnI/AAAAAAAAAGY/V0MCTrKIpmw/s72-c/shirt2.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-136229119831785477</id><published>2010-12-15T13:21:00.005+02:00</published><updated>2011-02-01T22:24:09.319+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enstrümantal metal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='instrumental metal'/><title type='text'>En iyi enstrümantal metal parçaları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Müzikalite, enstrümanlara hakimiyet, vokalin iyi olması ve güzel şarkı sözleri bir metal grubunun başarılı olmasında en önemli faktörlerdir. Bir de benim için başka bir ölçüt var ki; o da grubun bir hikayeyi sözsüz de anlatabilme yeteneği... Örneğin, öyle parçalar vardır ki; hiç söze  gerek duymadan herkese aynı duyguları hissettirmeyi başarır. Genelde sadece isminden yola çıkarak parçanın anlatmak istediğini anlarız, çoğunlukla da hissederiz. İşte söz kullanmadan bunu başarabilen gruplar bence en başarılı olanlardır. Bu yüzden de çoğu grubun enstrümantal parçalarını özellikle bulup dinlemeyi tercih ediyorum, hatta sadece enstrümantal şarkılarını dinlediğim gruplar azınmayacak sayıda... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.last.fm/user/agonist"&gt;Last.fm&lt;/a&gt;'e göre en çok dinlediğim parça bir enstrümantal olunca sevdiğim enstrümantal parçaların listesini yapmak istedim. Bana göre en iyi 10 metal enstrümantal parça listesi şöyle:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;1. Opeth-Epilogue&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/d/d7/Opeth_MAYH_Cover.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/d/d7/Opeth_MAYH_Cover.jpg" width="198" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Epilogue, My Arms Your Hearse isimli mükemmel Opeth albümünün mükemmel kapanış parçası, anlatılan hikayenin son sözü. MAYH konsept albümü olduğundan hikayeyi tamamlaması açısından sözleri var, fakat parça enstrümantal ve derinden gelen gitarla başlayıp&amp;nbsp; yine derinde kaybolan gitarla bitiyor. Albümde her parçanın son kelimesi bir sonraki parçanın adı olduğundan Epilogue son kelimesi ile tekrar ilk parça Prologue'a bağlanıyor, bize de albümü bir daha dinlemek kalıyor. En sevdiğim ve&amp;nbsp; en çok dinlediğim grup olan Opeth'in yaptığı bu parça benim&amp;nbsp; enstrümantal listemde bir numara. İlk dinlediğim andan itibaren hiç bir zaman sadece bir kere dinlemem yeterli olmadı ve yıllarca hiç bıkmadan dinlediğim için &lt;a href="http://www.last.fm/user/agonist"&gt;last.fm'de genel listemde&lt;/a&gt; de bir numaraya yerleşti. Epilogue'dan daha güzel bir enstrümantal parçanın yakın zamanda yapılabileceğine inanmıyorum. Sözlere hiç gerek yok fakat dinlediğiniz zaman size hissettirecekleriyle kıyaslamanız için parçaya ait sözler aşağıdaki şekilde:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;There it was. The final destiny. A sunrise that never came, still the night lamp that never faded away. Farewell was the word, and the afterglow was the brave morning. Rising and telling everyone about the beauty of its prologue.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. Death-Voice of the Soul&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/4/44/The_Sound_of_Perseverance.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/4/44/The_Sound_of_Perseverance.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Death çok sık dinlediğim bir grup olmamasına rağmen Voice of the Soul, The Sound of Perseverance albümünden gitarın dile geldiği bir parça. Aynı insan ruhu gibi inişli çıkışlı olan parça&amp;nbsp; dinlendiği zaman adının neden bu şekilde olduğu anlaşılıyor zaten. Şimdiye kadar dinlediğim en başarılı enstrümantal parçalardan biri olan Voice of the Soul, çoğu kişinin en beğendiği enstrümantal parça ve Chuck Schuldiner'ın metal dünyasının efsanelerinden olduğunun bir diğer kanıtı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3. Sentenced-Mourn&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/6/63/Sentenced_-_Frozen.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/6/63/Sentenced_-_Frozen.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sentenced en sevdiğim gruplardan ve Mourn da ilk dinlediğim Sentenced albümü olan Frozen'ın kapanış parçası. Parçanın ismi&amp;nbsp; her şeyi anlatıyor zaten, başka da bir ihtiyaç duymayan, elektro gitarın da konuşabildiğini gösteren parça sanırım Sentenced'i bu kadar sevmemin de sebebi. Şimdi ise her dinlediğimde erkenden kaybettiğimiz Sentenced lead gitaristi Miika Tenkula aklıma geliyor. Sentenced dağıldığından beri yerini doldurabilecek bir grup henüz bulamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4. Lord Belial-Forlorn in Silence&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/d/d7/Enter_Moonlight_Gate.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/d/d7/Enter_Moonlight_Gate.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Lord Belial'ın dinlediğim sadece 2 parçasından ilki (diğeri de aşağıdaki listede). Forlorn in Silence bir black metal grubundan beklenmeyecek kadar güzel akustik bir enstrümantal. Enter the Moonlight Gate albümündeki parçada ara ara fısıltılar duyulur ve&amp;nbsp; bu fısıltılar müzikle birleşerek öyle güzel bir atmosfer oluşturur ki, parçayı hiç ara vermeden arka arkaya onlarca kez dinleyebilirsiniz. Black metal fanları ne düşünür bilemem ama ben bu parçayı her dinlediğimde Lord Belial keşke akustik bir albüm yapsa diye düşünürüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5. Katatonia-Instrumental&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/2/2a/DiscouragedOnes.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/2/2a/DiscouragedOnes.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Instrumental, Discouraged Ones albümünden çok güzel bir enstümantal. Bitmesini hiç istemediğim, çok kısa olduğunu düşündüğüm parça bana karanlık kış günlerini hatırlatıyor. Bu günlerde de hava gittikçe soğuyor, doğa canlanmak üzere ilkbaharı bekliyor. Tüm bunlar olurken bence fonda tek bir parça olabilir, o da işte bu parça..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6. Kalmah-Svieri Doroga&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/f/fd/Kansi_bw.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="199" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/f/fd/Kansi_bw.gif" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kalmah da çok sevdiğim Finlandiyalı gruplardan biri. Svieri Doroga her ne kadar ardından gelen The Black Waltz ile ayrılmaz bir bütün olsa da, bittiği anda kulaklarım The Black Waltz'un girişini duymak istese de tek başına dinlenmesinin zevki ayrı oluyor. O yüzden The Black Waltz'dan hemen önce bir kaç kere ard arda Svieri Doroga'yı dinlemek bence hemen ardından gelen The Black Waltz'u daha da güzelleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7. Immortal Souls-Snowfalls&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/4/4c/Immortal_Souls_-_Under_the_Northern_Sky.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/4/4c/Immortal_Souls_-_Under_the_Northern_Sky.jpg" width="194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Immortal Souls pek bilinen bir grup olmasa da bence oldukça iyi bir melodic death metal grubu. Arada enstrümantal parçalar da yapıyorlar ve benim en beğendiğim enstrümantal parçalardan biri de onlara ait. Immortal Souls tüm albümlerini dinlemenizi tavsiye edebileceğim bir grup, Snowfalls ise Under the Northern Sky albümünden insanı hüzünlendirmekten çok içini ısıtan bir parça.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;8.&amp;nbsp;Iron Maiden-Transylvania&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/4/44/Iron_Maiden_A_Real_Dead_One.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/4/44/Iron_Maiden_A_Real_Dead_One.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Iron Maiden ne yapsa güzel yapar fakat en iyi entrümantal parçası bence Transylvania. Steve Harris'in henüz 18 yaşındayken yaptığı ve ilk albümde bulunan Transylvania'yı ben özellikle A Real Dead One albümündeki konser kaydını dinlemeyi tercih ediyorum. Iron Maiden'ın konser albümlerindeki coşku başka hiç bir grubun konser kayıtlarında bulunmuyor. Çoğu yavaş ve hüzünlü olan enstrümantal parçaların arasında ilk aklıma gelen hareketli enstrümantal&amp;nbsp; parça Transylvania oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/c/c9/Amon_amarth_oden.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/c/c9/Amon_amarth_oden.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;9. Amon Amarth-Return of the Gods&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Amon Amarth'ın bütün şarkıları mükemmel olan With Oden On Our Side albümündeki bonus parçalardan biri olan Return of the Gods parçasını dinleyeli uzun zaman olmamasına rağmen çok hoşuma gitti. Ortalara doğru hızlanan parça, yavaşlayarak bitiyor. Tipik bir Amon Amarth parçası ama enstrümantal, daha çok örneği olsa keşke..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;10. Anathema-Transacoustic&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/1/11/Anathema-Judgement.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/1/11/Anathema-Judgement.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Anathema da çok severek dinlediğim bir grup olmasa da Transacoustic bana Voice of the Soul'u hatırlatıyor. Onun kadar vurucu olmasa da Judgement albümünde bulunan parça bence loopa alınmayı hakediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki listeye bakınca listedeki listenin çoğunluğunu hüzünlü parçaların oluşturduğu görülüyor fakat severek dinlediğim hareketli ve çok neşeli enstrümantaller de var:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/1/15/Eluveitiespirit.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/1/15/Eluveitiespirit.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nightwish-Moondance&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Immortal Souls-Metsäkukkia&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eluveitie-AnDro &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;FinnTroll-Under Varje Rot och Sten&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Equilibrium-Der Ewige Sieg (acoustic version) &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Folkearth-Intrumental&lt;br /&gt;Korpiklaani-Running with Wolves &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik aklıma gelen, beğendiğim diğer enstrümantal parçalar ise:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/1/13/The_Mantle.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/1/13/The_Mantle.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt;Agalloch-The Hawthorne Passage&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt;Sentenced-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;The Golden Stream of Lapland&lt;br /&gt;Dark Tranquility-Ex Nihilo&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hammerfall-In Memoriam&lt;br /&gt;Nightwish-Crimson Tide/Deep Blue Sea &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Amorphis-Thousand Lakes&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Steve Vai-For the Love of God&lt;br /&gt;Mezarkabul-For those who Died Alone&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;At the Gates-Into the Dead Sky&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Opeth-Ending Credits&lt;br /&gt;Sentenced-0132 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Opeth-Requiem&lt;br /&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/e/e7/Elegy.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/e/e7/Elegy.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Amorphis-Relief&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Opeth-For Absent Friends &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Opeth-Silhouette &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eluveitie-Anangantios&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annihilator-Crystal Ann&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Autumn Leaves-Resingning From Life&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Autumn Leaves-The Present Past&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Iron Maiden-Genghis Khan&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;In Flames-Dialogue with the Stars &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Lord Belial-The Art of Dying&lt;br /&gt;Ensiferum-&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt;Ferrum Aeternum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Obscura-Orbital Elements&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt;Sentenced-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Konevitsan kirkonkellot&lt;br /&gt;&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt;Orphaned Land-The Calm Before the Flood&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt;Amorphis-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Folk of the North&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="main" style="visibility: visible;"&gt;&lt;span id="search" style="visibility: visible;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8872117730315774583-136229119831785477?l=aysunacarhazer.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/136229119831785477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8872117730315774583/posts/default/136229119831785477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aysunacarhazer.blogspot.com/2010/12/en-iyi-enstrumantal-metal-parcalar.html' title='En iyi enstrümantal metal parçaları'/><author><name>Aysun Açar Hazer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18053754412948727744</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-PkDxnSKrBlA/TWu4YNSe-5I/AAAAAAAAAIo/t9JMXK95O6o/s220/99377.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8872117730315774583.post-1294136834498156981</id><published>2010-12-08T12:27:00.004+02:00</published><updated>2011-04-13T12:16:25.198+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ece'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ecem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oyalı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nilüfer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Klon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zarife'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kopya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Klon koyun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Klon sığır'/><title type='text'>Bizim Klonlar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen gün gazetelerde doğumlarından 3,5 yıl sonra basına tanıtılan yeni Dollyler vardı. İlk&amp;nbsp; kopya koyun Dolly doğalı neredeyse 15 yıl olmuş. Orjinal Dolly 2003 yılında ileri düzey akciğer hastalıkları ve eklem iltihabı sebebiyle acı çektiği için uyutulduktan sonra yeni teknolojilerin klonlamadaki sorunları giderip gidermediğini görmek için ilk Dolly'nin kopyalandığı dondurulmuş meme hücreleri kullanılarak yeni Dollyler&amp;nbsp; oluşturulmuş. Orjinal Dolly öldükten sonra doldurularak İskoçya Kraliyet Müzesi’ndeki yerini almışken, yeni Dollyler'in sağlıkları şimdilik yerinde. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5KyQOeLkI/AAAAAAAAAFc/-N2JBGVgEuY/s1600/yenidollyler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5KyQOeLkI/AAAAAAAAAFc/-N2JBGVgEuY/s1600/yenidollyler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Yeni Dollyler&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5K1-rHCaI/AAAAAAAAAFg/DC6Kq63PzUA/s1600/dolly.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5K1-rHCaI/AAAAAAAAAFg/DC6Kq63PzUA/s1600/dolly.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Orjinal Dolly&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5LZPrWyMI/AAAAAAAAAFk/7Id1ZSs2G6k/s1600/dolly.sheep.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="242" src="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5LZPrWyMI/AAAAAAAAAFk/7Id1ZSs2G6k/s320/dolly.sheep.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Doldurulmuş Dolly 1996-2003&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yeni Dollyler'i görünce de aklıma bizim ilk kopya koyunlarımız Oyalı ve Zarife geldi. Onlara ne oldu acaba diye araştırırken baktım nazar boncuklu nur topu gibi yeni klonlarımız da olmuş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İşte kısaca bizim klonlar:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Oyalı&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dolly'den 11 yıl sonra, 21 Kasım 2007'de bizim ilk kopya koyunumuz Oyalı, İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde, ortalamanın 2 katı büyüklüğünde 5 kilo 600 gram ağırlığında sağlıklı bir şekilde doğmuş. Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK tarafından desteklenen proje kapsamında Prof. Dr. Sema Birler yönetimindeki ekip, mezbahada kesilen bir yaşından genç bir koyundan alınmış hücrelerden elde ettikleri 69 klon embriyoyu 8 koyuna transfer etmiş. İlk olarak 5 koyunda gebelik tespit edilmiş fakat 40 günün sonunda sadece iki koyunun gebeliğinin devam ettiği görülmüş. İki hamilelik de başarıyla sonuçlanmış ve sezaryenle dünyaya gelen ilk koyuna Oyalı ismi&amp;nbsp; İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şafak Ural tarafından gözlerinin etrafını çeviren siyah halkalar nedeniyle koyulmuş. Oyalı, mezbahadan alınan hücreler kullanıldığı için de özel bir cinse sahip değil. Doğduğunda Trakya bölgesine özgü bir yerli ırk olduğu tespit edilen kuzunun büyümesiyle kıvırcık ırkından olduğu iyice belirginleşmiş. Koyun kopyalama çalışmaları için laboratuvar altyapısı ve cihazların maliyeti ise 250.000 YTL (2005 yılı) civarında olmuş. Artık 3 yaşında olan ve İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü'nde yaşamına devam eden Oyalı'nın, doğurma ve süt verme yeteneğinin tespit edilebilmesi amacıyla gebe kalması için çalışmalar yapılıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5MYusrexI/AAAAAAAAAFs/VDOfvyk73uY/s1600/oyal%25C4%25B12.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="251" src="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5MYusrexI/AAAAAAAAAFs/VDOfvyk73uY/s320/oyal%25C4%25B12.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İlk kopya koyunumuz Oyalı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5MXgJf2SI/AAAAAAAAAFo/ZG58tLaCMh0/s1600/oyal%25C4%25B11.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5MXgJf2SI/AAAAAAAAAFo/ZG58tLaCMh0/s320/oyal%25C4%25B11.jpg" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;Oyalı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Edit: Oyalı'nın gebe kalması için yapılan çalışmalar Kasım 2010'da sonuç vermiş ve Oyalı 30 Mart 2011'de sezaryenle 4 kilo ağırlığında sağlıklı bir kuzu dünyaya getirdi. İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde dünyaya gelen kuzuya Bahar ismi verildi. İlk klon koyunumuz Oyalı bu doğumla normal fonksiyonları da yerine getirebildiğini göstermiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pkijUIQ6NXo/TaVpfvEYkGI/AAAAAAAAAKI/SFKPdgnk4Uc/s1600/bahar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-pkijUIQ6NXo/TaVpfvEYkGI/AAAAAAAAAKI/SFKPdgnk4Uc/s1600/bahar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bahar&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;Zarife&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Oyalı'dan 1 hafta sonra 28 Kasım 2007'de 3 kilo 700 gram ağırlığında dünyaya gelen Zarife'nin isim babası da Rektör Prof. Dr. Mesut Parlak olmuş. Tek yavru olarak doğan Oyalı'dan sonra aslında Zarife'yi taşıyan koyunun 3 yavru dünyaya getirmesi bekleniyormuş fakat sadece Zarife hayata tutunabilmiş. Eğer 3 yavru da dünyaya gelseydi dünyanın ilk üçüz koyun klonları Türkiye'de doğmuş olacaktı. Sağlıklı bir şekilde 1 yaşına giren Oyalı ve Zarife'nin suni döllenme ile gebe bırakılması planlanıyordu. Ne yazık ki Zarife 2009 yılında enfeksiyon nedeniyle hastalandı ve yoğun tedaviye rağmen hayatta kalamadı. İlk ön bulgular ve patolojik incelemeler sonucunda durumun klonlama ile ilgili bir sorundan kaynaklanmadığı açıklandı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5M2BgqrUI/AAAAAAAAAF0/GudnBn5EvLg/s1600/zarife+annesiyle.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5M2BgqrUI/AAAAAAAAAF0/GudnBn5EvLg/s320/zarife+annesiyle.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Zarife taşıyıcı annesiyle&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5M4cplEaI/AAAAAAAAAF4/_Jx2ujdtWCg/s1600/zarife+ve+oyal%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="146" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5M4cplEaI/AAAAAAAAAF4/_Jx2ujdtWCg/s320/zarife+ve+oyal%25C4%25B1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Zarife ve Oyalı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5M5qVtvyI/AAAAAAAAAF8/PM9GR92S5KQ/s1600/oyal%25C4%25B1+ve+zarife+1+ya%25C5%259F%25C4%25B1nda.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5M5qVtvyI/AAAAAAAAAF8/PM9GR92S5KQ/s200/oyal%25C4%25B1+ve+zarife+1+ya%25C5%259F%25C4%25B1nda.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Zarife ve Oyalı 1 yaşında&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Klon koyunlarımız ne alemde diye araştırırken baktım ki kısa bir sürede bir kaç tane de klon sığırımız olmuş. Şimdilik 1'i erkek, 4'ü dişi olmak üzere 5 tane klon buzağımız var. Bu buzağılarımız da Anadolu Yerli Sığırlarının Klonlanması Projesi kapsamında klonlanmış. Anadolu’ya özgü boz ırk sığırları hastalıklara ve zorlu iklim koşullarına karşı daha dirençli olmalarına rağmen et ve süt verimlerinin az olduğu için üretimde tercih edilmediklerinden ve sürekli olarak diğer kültür ırkları ile melezlenmeleri nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış.&amp;nbsp; Anadolu yerli ırklarının soyunun kurtarılması için de TÜBİTAK, Tarım, Ormancılık ve Veterinerlik Araştırma Grubu (TOVAG) tarafından TÜBİTAK Türkiye Araştırma Alanı (TARAL) kapsamında desteklenen Anadolu Yerli Sığırlarının Klonlanması Projesi, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü (GMBE) Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Sezen ARAT’ın öncülüğünde üç kurum tarafından yürütülüyor. İstanbul Üniversitesi, TÜBİTAK ve Uludağ Üniversitesi’nin ortaklaşa yürüttüğü bu proje kapsamında geçen ve bu yıl dünyaya gelen sığırlar sağlıklı bir şekilde yaşamaya devam ediyorlar. Türkiye de bu başarılı projeyle dünyada kendi topraklarına ait ırkları klonlayan 5. ülke olmuş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Efe&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İlk klon buzağımız olan Efe 19 Ağustos 2009 tarihinde 21 kg olarak dünyaya gelmiş. İstanbul Üniversitesi, TÜBİTAK ve Uludağ Üniversitesi’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği Anadolu Yerli Sığırlarının Klonlanması Projesi kapsamında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde dünyaya gelen, Türkiye’nin ilk klon buzağısı Efe, şimdi bir yaşında bir tosun olmuş bile ve söylenene göre her geçen gün Bursa’da yaşamakta olan kopyalandığı boğaya benziyormuş. Efe, TÜRKHAYGEN-I projesi kapsamında bankada saklanan hücrelerden, 4 yaşındaki bir boz ırkı sığırın&amp;nbsp; fibroblast hücrelerinden üretilmiş olması sebebiyle bilimsel açıdan da önemli çünkü kaybolmuş ırkların gelecekte tekrar&amp;nbsp; üretilebileceğinin canlı bir örneğini oluşturuyor. Klon embriyoları TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Transgen ve Deney Hayvanları Laboratuvarı'nda üretilmiş ve üretilen klon embiriyolar İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'ndeki taşıyıcı anneye transfer edilmiş. Efe, ilk kez klonlanan Anadolu Boz ırkı olması nedeniyle dünyada da bir ilk.&amp;nbsp; Bir sonraki aşamada, bir veya iki yıl sonra Efe'nin dişi buzağılarla çiftleşip normal yavru elde edilmesi planlanıyor. Efe'nin ismi de Doç. Dr. Sezen Arat'ın annnesi tarafından, Efe, Batı Anadolu ırkından bir boğadan klonlandığı ve Batı Anadolu'da Efe ismi güçlülüğü ve yiğitliği ifade ettiği için verilmiş. 19 Ağustos 2010'da Efe 1 yaşına girerek tosun oldu.&amp;nbsp; Alttaki fotoğraflardan da görüldüğü üzere Efe'nin doğduğundaki kahverengi görünümü, ırkının özelliğine dönerek boz renge dönüşmüş.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5NZXH7ZcI/AAAAAAAAAGA/yEvD_bwgUxs/s1600/27442009082001efe4613479.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5NZXH7ZcI/AAAAAAAAAGA/yEvD_bwgUxs/s1600/27442009082001efe4613479.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İlk klon boz buzağımız Efe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5Nb_XJkDI/AAAAAAAAAGE/EsY8b6nl0H8/s1600/efe-buzagi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5Nb_XJkDI/AAAAAAAAAGE/EsY8b6nl0H8/s320/efe-buzagi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Efe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5Nghk5PGI/AAAAAAAAAGI/nOnbmG_lEZo/s1600/efe+1+ya%25C5%259F%25C4%25B1nda.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5Nghk5PGI/AAAAAAAAAGI/nOnbmG_lEZo/s1600/efe+1+ya%25C5%259F%25C4%25B1nda.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Tosun Efe&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ece ve Ecem &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yine Anadolu Yerli Sığırlarının Klonlanması Projesi kapsamında, ilk klon Efe’yi takiben 5 Ocak 2010 tarihinde Efe ile aynı ırka ait dişi klon buzağıları Ece ve Ecem yine İstanbul Üniversitesi’nde Döllenme ve Suni Tohumlama Bölümünde sezaryenle dünyaya gelmiş. 5 yaşındaki boz bir dişiden klonlanan ilk dişi kopya buzağılar Ece ve Ecem 20'şer kg doğmuşlar. Aslında taşıyıcı anneye iki embriyo transfer edilmesine rağmen kontrollerde sadece bir buzağı tespit edilmiş. Klonların ikiz olarak doğması herkes için sürpriz olmuş. Tek bir buzağı beklendiğinden sadece Ece ismi düşünülmüş fakat ikiz doğunca uyumlu olsun diye Ecem ismi de diğer buzağıya verilmiş. Ece, halk arasında, özellikle köylerde kullanılan bir isim ve ileri gelen ve güçlü anlamına geldiği için ilk dişi klon buzağımız için uygun bulunmuş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5OIC8rjKI/AAAAAAAAAGM/ZNdNwPbw-d0/s1600/ece+ecem+2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://2.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5OIC8rjKI/AAAAAAAAAGM/ZNdNwPbw-d0/s320/ece+ecem+2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Meraklı Ece ve Ecem&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nilüfer&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uludağ Üniversitesi'nin ilk klonu Nilüfer, İstanbul Üniversitesi'nde doğmuş Ece ve Ecem ile aynı genetik özelliklere sahip ve Bursa'nın Nilüfer ilçesinde doğduğu için bu ismi almış. Bu buzağı da Ece ve Ecemle aynı boz ırkı 5 yaşındaki dişiden klonlanmış ve 9 Mart 2010'da 25 kilo olarak doğmuş. Nilüfer, Ece ve Ecem granüloza hücresinden klonlanmış. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kiraz&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Uludağ Üniversitesi'nin ikinci klonu Kiraz 22 kilo olarak, Nilüfer gibi Bursa'da dünyaya gelmiş ve Ece, Ecem ve Nilüfer gibi aynı dişinin klonu. 12 Mart 2010'da doğan Kiraz'ın diğerlerinden tek farkı kulak kıkırdağından  alınan canlı hücreden klonlanmış olması. Böylece Kiraz dünyanın ilk kulak kıkırdağı hücresinden  klonlanan buzağısı olma ünvanını da kazanmış.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5OrlpIa1I/AAAAAAAAAGU/r4f7VHecY54/s1600/kiraz+nil.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://1.bp.blogspot.com/_U0bqJD0RWwo/TP5OrlpIa1I/AAAAAAAAAGU/r4f7VHecY54/s320/kiraz+nil.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Nilüfer ve Kiraz&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div st
