23 Nisan 2012 Pazartesi

Bebeklerin Kayıp Zamanı: Dördüncü Trimester

Doğum yaptıktan sonra okumaya başladığım güzel bir kitap ise "Mahallenin En Mutlu Bebeği". Kitabın yazarı deneyimli bir çocuk doktoru olan Harvey Karp, özellikle yeni doğmuş bebekler hakkında ebeveynlerin en çok ihtiyaç duyduğu bilgileri veriyor. Aslında kitap, ağlayan bir bebeği sakinleştirmenin yolları üzerine yazılmış sayılabilir. Her anne ve baba mutlaka, özellikle ilk dönemlerde karnı tok, altı temiz ve herhangi bir ağrısı olmayan bebeklerinin sebepsiz gibi görülen ağlamalarıyla karşılaşmış ve bu durumla başa çıkmakla zorlanmıştır. Dr. Karp, bu ağlamaların asıl sebeplerini kendi teorileriyle açıklıyor ve bu tür ağlamaların görülmediği toplumlardan örnekler de vererek, eski ve yeni bilgilerle anne babalara önemli tavsiyelerde bulunuyor. 

Dr. Karp'ın bebek ağlamaları konusunda bebeklerin anne karnındaki gelişim süresi ile ilgili oldukça ilginç bir teorisi var. İnsan yavrularının anne karnındaki gelişimi herkes tarafından bilindiği üzere 9 ay 10 gün sürüyor. Gebelik sürecini hem bebek hem de anne açısından daha iyi değerlendirmek ve takip edebilmek için bu 9 ay 10 günlük süre de üç aylık periyodlara yani trimesterlere ayrılarak inceleniyor. İlk trimesterde annenin bedeni hamileliğe hazırlanırken, bebeğin hücreleri büyük hızla çoğalıp ve organları oluşmaya başlıyor. İkinci ve üçüncü trimesterde ise bu organlar gelişiyor ve zaman ilerledikçe, hem bebek hem de anne doğuma hazırlanıyor. Dr. Harvey Karp, kitabında bir de kayıp bir dördüncü trimesterden söz ediyor ve bu dördüncü trimesterin bebeklerin sebepsiz gibi görünen ağlamasının en önemli sebebi olduğunu söylüyor. Çünkü Dr. Karp'a göre bebekler doğum anında gelişimlerini henüz tamamlamamış oluyor ve dünyaya 3 ay erken geliyorlar. Bu 3 aylık süre de aslında anne karnında geçirilmesi gereken dördüncü trimestere tekabül ediyor. Fakat bebekler dünyaya 3 ay erken geldiklerinden, dördüncü trimester, bebeğin doğumuyla üç aylık olması arasında geçen süre oluyor. Böylece bu ilk 3 ay da bebeğin geldiği dünya denen bu garip yere alışıp, çevresinin farkına varmaya başlayıp, etrafıyla etkin bir ilişkiye geçebilmesi için ihtiyaç duyduğu zaman haline geliyor ve ne yazık ki her bebek bu süreci kolayca atlatamayabiliyor. Bu hassas bebekler de dünyayla başa çıkmakta zorlandıkları için sıklıkla ağlıyorlar.

Peki bebekler 9 ayda henüz dünyaya gelmeye hazır olmuyorlarsa neden doğuyorlar? Dr. Karp'a göre tarih öncesinin bebekleri, evrim sürecinde hayati önem taşıyan yeni yeteneklere sahip olmaya başlayınca beyinleri çok fazla büyüdü ve bu büyük başlı bebekler doğum kanalında sıkışma sorunuyla karşı karşıya kaldılar. Neyse ki, insan soyunun devamı için tehlikeli olan bu durum da evrim sürecindeki dört adaptasyonla aşıldı: Bebekler sadece hayatta kalmalarına yetecek en temel reflekslere sahip beyinler geliştirdi, büyük beyinli bebeklerin doğum kanalında takılmaması için pürüzsüz ve yumuşak bir kafatası oluştu, bebeklerin büyük kafaları doğum kanalından çıkarken hareket etme kabiliyeti kazandı ve en önemlisi de doğum kanalında sıkışma ihtimalini azaltmak için bebekler daha erken doğmaya başladılar. Bu teorinin  bilimsel olarak doğruluğunun gösterilmesi için çok fazla araştırma gerektiği açık fakat Dr. Karp bebeklerin sebepsiz ağlamalarını bu duruma bağlıyor. 

Kısaca Dr. Karp'a göre günümüzün bebekleri beyinleri büyük olduğundan, doğum kanalında sıkışma ihtimalini azaltmak için aslında hazır olmadan, olgunlaşma zamanından 3 ay önce, sadece en temel reflekslerle (emme, kaka yapma, vs...) doğuyorlar ve aslında anne karnında geçirmeleri gereken bu süreyi dışarıda geçirmek zorunda kalıyorlar. Bu yüzden de çevreye alışmakta zorluk çekiyorlar. Dr. Karp günümüzde bir çok anne babanın kabusu olan koliğin sebebinin de bebeklerin 3 ay erken doğmaları olduğunu söylüyor. Dünyaya gelmeye hiç de hazır olmayan bebekler bu ilk üç ayda hala kendilerini anne karnındaymış gibi hissetmek istiyorlar ve anne karnındaki gibi rahat ve güvende hissedecekleri bir ortam arıyorlar. Çünkü anne karnında ihtiyacı olduğu anda besleniyor ve içerdeki gürültüyü sakinleştirici buluyor. Zaten daha çok bir fetüse benzeyen ufaklıklar, birdenbire bu kadar ışıklı, renkli ve farklı bir ortama geçince bu durumla başa çıkamıyorlar, paniğe kapılıyorlar ve bu sebeple sürekli ağlıyorlar. Bu bebekleri sakinleştirmek için Dr. Karp'ın tavsiye ettiği ise anne karnındaki durumu taklit etmek: Bebekleri öncelikle çok sevip, sonrasında günün büyük kısmında kucaklamak, kundaklamak, sallamak, bebeğe anne karnındaki seslere benzer sesler dinletmek ve emzirmek. Koliğin görülmediği topluluklardan da örnekler veren Dr. Karp, bu topluluklarda bebeklerin, hayatlarının ilk üç ayında aslında tam da ihtiyaç duydukları gibi rahim ortamına benzer şartlarda yaşadıklarını söylüyor. Bu bebekler günün büyük bir bölümünde annelerinin kucağında bulunuyor, anneleriyle birlikte uyuyor ve istedikleri zaman emebiliyorlar, böylece dünyayla tanışmaya hazır oluncaya kadar dış ortamın garipliğinden uzak kalıp çok daha çabuk sakinleşebiliyorlar. Bu topluluklar günümüzde ilkel olarak adlandırılsalar da görünüşe göre bebek bakımında modern dünya ebeveynlerinden çok daha ustalar. Kitapta rahim ortamını mümkün olduğunca taklit ederek bebekleri sakinleştirme yolları detaylıca anlatılıyor. Emzirme Sanatı kitabından sonra anne adaylarına ve yeni annelere (tabi ki babalara da) ilk tavsiye edeceğim kitap Mahallenin En Mutlu Bebeği.

Kayıp dördüncü trimester, kitabı uzun araştırmalardan sonra yazmış olan Dr. Karp'ın kendi teorisi. Bu yeni doğmuş bebeklerin neden bu kadar çok ağladıklarını ve onları sakinleştirmenin yollarını araştıran Dr. Karp, öncelikle ebeveynlerin bebeklerin en temel ihtiyaçlarını anlamakta zorlandıklarını farketmiş. Bebeklerin aslında ne kadar narin ve onlara ne kadar muhtaç olduklarının farkında olmayan bir çok ebeveyn bebeklerinin daha olgun olmalarını bekliyorlar. Oysa bebekler yeni doğduklarında sadece anne karnındaki ortamı arıyorlar ve kopardıkları tüm o yaygaranın yegane sebebi bu. Anne ve babalara düşen ise bu ortamı bebeklerine en iyi şekilde sağlamak ve tabi ki onları çok sevmek.

Dr. Karp'ın bu kitapta söylediği bence en önemli şey ise, batı kültüründe ebeveynlerin bebeklerine "büyütme ayrıcalığına eriştikleri bir ruhtan çok, eğitmeleri gereken bir beyin" gibi yaklaştıkları. Elbette her ebeveyn bebeklerinin hem zihinsel ve hem de fiziksel açıdan en iyi şekilde gelişmesini ister ve bunun için çaba sarfeder fakat bu çabanın yerini bulması için bu bebeklerin öncelikle sevgiye doymaları gerektiğini düşünüyorum. Aslında ben, ağladıklarında bile sevimliliklerini koruyan bu güzeller güzeli varlıkların şimdi hatırlamadığımız uzaklardan bir yerlerden gönderildiğine, bizlere emanet edilmiş olduklarına ve onlara en iyi şekilde bakmanın yolunun da ilk önce onları çok sevmekten geçtiğine inanıyorum. Son olarak da başta minik oğlum olmak üzere, dördüncü trimesterini yaşayan tüm miniklere dünyaya hoşgeldiniz diyorum ve bu bu dünyayı onlar için daha iyi bir yer haline getirmek için elimizden geleni yapacağımıza söz veriyorum.